Sadrcı-Komünist İttifakı

Irak Seçimleri: Sadrcı-Komünist İttifakı
Mayıs’ta yapılması planlanan Irak seçimlerine dönük ittifaklar şimdiden oluşmaya başladı. Seçim yarışında partiler, daha çok etnik ve mezhepsel kimliklere dayanıyorlar, ayrıca eski mezhep partileri de kendilerini birer ulusal hareket olarak yeniden inşa ediyorlar.
Şii dinî lider Mukteda Sadr’ın takipçileri, yani Sadrcılar, Irak Komünist Partisi ile ortak bir liste meydana getirdiler. Köklü bir seküler partinin İslamcılarla birlik olması, herkesin garip karşıladığı bir gelişme.
Gelgelelim Irak tarihine daha yakından bakıldığında, seküler kesimlerle dinî bir arka plana yaslanan kesimler arasında kurulan ittifakların önemli bir yer tuttuğu görülür. Sadrcılarla komünistlerin kurduğu ittifak, Irak’taki politik tarihte eskiden varolan bir yola yeniden girildiğinin bir delili. Bilindiği üzere, bu yol yurttaşlık ve ulus temelli bir yol. Kurulan ittifak, bir yandan da 2003 sonrası kökleşen mezhep siyasetinin artık redde tabi tutulduğunu ortaya koyuyor.
Geçmişteki Emsaller
Iraklı komünistler, Ekim Devrimi’nden birkaç yıl sonra, yirmilerde devletin oluştuğu süreçten beri faal. Irak Komünist Partisi 1934’te kuruldu, üye sayısı “Yoldaş Fahad” olarak bilinen ve 1941’de partinin başına geçen Yusuf Selman Yusuf liderliğinde hızla arttı. Üyeler genelde köylüler, işçiler ve öğrencilerdi.
Iraklı solcu aydın Faris Kemal Nazmi, ta 2010’da yazdığı bir makalede Sadrcı-komünist ittifakını öngörmüştü. Bu öngörüsü, esasen geçmişteki emsallere dayanmaktaydı. Yazarın da aktardığı gibi, ellilerde IKP Necef, Kerbela ve Kazımiye gibi eskiden beri dinî açıdan önem arz eden, mabetlerin bulunduğu kentlerde Şii hareketiyle işbirliğine gitmişti.
IKP ve Şiiler, 1958’de devrilen Irak monarşisi aleyhine propaganda faaliyeti yürüttüler.
Ancak Irak cumhuriyetinin kurulması ardından gerilimler açığa çıktı. Ağırlıklı olarak Şiiler arasında örgütlenen IKP’ye karşı koyabilmek ve dinî ideallerin benimsenmesini sağlamak adına İslamî Dava Partisi kuruldu.
O dönem önde gelen Şii din adamlarından olan Muhsin Hâkim, IKP’ye üye olmanın küfür olduğunu söyleyen bir fetva bile yayınladı, hatta Dava Partisi’ni de eleştirdi. 1968’de Baas iktidara gelip IKP ve Dava’yı ezdiğinde iki partinin tek parti iktidarına meydan okuduğunu söyledi.
IKP ve Dava Partisi, ancak 2003’te Irak işgal edildikten sonra siyaset sahnesine çıkabildi.
Sadrcıların Dönüşümü
Dava Irak’ta uzun süredir faal. Ancak 2003 sonrası Mukteda Sadr’ın politik sahnede ön plana çıkması ile geri plana düştü. O dönemde otuzuna merdiven dayamış, genç bir dinî lider olan Sadr’ın isminin bilinmesinin sebebi, babası Ayetullah Muhammed Sadık Sadr idi. Baba Sadr, uzun süre Saddam Hüseyin’e karşı çıkmış, 1999’da istihbarat tarafından öldürülmüş, muhalif bir isimdi.
Mukteda Sadr’a babası kentlerde, Şii yoksullar arasında teşkil edilmiş bir ağ miras bıraktı. Bilhassa Bağdat’ın gecekondu mahalleleri, bu ağ içerisinde ön plana çıkıyordu hatta bu mahallelere “Sadr Şehri” denilmekteydi.
İlk başta Sadr, Mehdi Ordusu içerisinde bir milis olarak yetiştirilmişti. Mehdi Ordusu, ABD kuvvetleri ve Irak ordusu ile çatışmalara girdi. Ayrıca bu Şii ordusu, 2006-08 arası dönemde şiddetli mezhep çatışmalarına girdi.
Nihayetinde Sadr, milis kuvvetini lağvetti ve uyguladığı şiddete karşı çıktı. 2016 başlarında Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda tertiplenen bir hükümet karşıtı gösterinin başına geçme fırsatı buldu. Bu gösteriler, başbakan Haydar Abadi’nin yolsuzluk karşıtı reformlar hazırlamaya mecbur etti.
Politik sahnede yeniden alan bulduğu bu momentte Sadr, Irak KP’si ve yürüyüşlerin örgütlenmesinde görev alan diğer seküler örgütlerle ittifak kurdu, ayrıca protesto temelli siyaset dilini benimsedi.
Müşterek Zemin
Bu protesto hareketi, Şii bir politik hareketle seküler bir hareket arasında oluşan ilk büyük ittifaktı. Haziran ayında Sadrcılarla komünistler, 2018 seçimlerine birlikte girme kararı aldılar. Özünde bu, seçimlere girebilmek için yapılacak başvurunun son tarihi olan Ocak 2018’den önce kurulan diğer geçici ve kırılgan koalisyonlara karşı yapılmış bir hamleydi.
Sadr, İstikamet veya Bütünlük ismini taşıyacak yeni bir partinin kurulacağını ve IKP ile bir koalisyonun meydana getirileceğini duyurdu. Bu koalisyon, diğer seküler partilerle birlikte Reforma Doğru Yürüyüş koalisyonunu meydana getirecek ve yolsuzluk karşıtı sokak gösterilerinin kullandığı sloganı benimseyecek.
Daha işin başında bir dinî hareketin seküler bir partiyle müşterek bir dava etrafında bir araya gelmesi garipsenebilir. Hattizatında bu koalisyona bazı seküler siyasetçiler katılmıyor ve dinî bir örgütle seküler bir örgütün işbirliği kurmasının imkânsız olduğuna inanıyorlar.
Buna karşın müşterek bir zeminin varlığından söz etmek lazım. Her iki hareket de marjinal, muhtaç, mülksüz ve mazlum kesimleri temsil ettiği iddiasında. İkisi de adaletsizliğe ve toplumsal eşitsizlikle mücadele ettikleri için belirli bir meşruiyete sahip.
Sadr’ın yoksul Şiiler arasında ve güneydeki kentlerde edindiği destek sayesinde IKP’nin ulaşamadığı kitleleri harekete geçirmesi mümkün.
Sadr ortada, soldaki KP üyesi Casım Halfi, sağdaki ise
Iraklı gazeteci Ahmed Abdul Hüseyin. Yapılan son toplantıdan.
Irak siyasetini uzun süredir gözlemleyen isimler bile kurulacak ittifakın ne kadar oy olacağını kestiremiyor. Karşılarında yeni bir politik aktör olarak Şii milis partisi var. Ayrıca IŞİD’i mağlup eden gücün Şiiler arasında ne kadar destek toplayacağı da belirsiz.
Son 2014 seçimlerinde Şii partileri 328 koltuğun 178’ini kazanmışlardı. Bunların yüzde 34’ü Sadrcı partiye aitti. Sivil Demokratik İttifak adı altında seçime giren komünistlerse sadece üç koltuk kazanabilmişlerdi.
Mezhepsel Bağların Geride Bırakılması
Dolayısıyla geçmişteki emsaller üzerinden komünistlerle kurulacak bir ittifakın Sadrcılara niteliksel bir sıçrama yaşatması pek mümkün değil. Hatta muhtemelen Sadrcılar, seküler bir partiyle ittifak kurdukları sebebiyle dindar seçmenler arasında oy kaybedecekler.
Gelgelelim bu kaybı, esasen Sadrcıların mezhepsel bağlarını geride bırakmasının sembolik değere sahip bir bedeli olarak görmek gerek. Sadrcılar, bu ittifak üzerinden seküler seçmenlere seslenme ve ulusal bir niteliğe kavuştuğunu dosta düşmana gösterme imkânı buluyor.
Şiiler, ülkede çoğunluğu teşkil etmelerine karşın her zaman mezhepleri üzerinden oy kullanmıyorlar ve misal 2010’da milliyetçi bir platformun parçası olarak seçime girmiş olan Ayad Allavi gibi Şii adaylara destek sunabiliyorlar.
Nihayetinde Sadrcı-komünist ittifakı, genel Şii koalisyonu içerisinde oluşan bir başka çatlağı temsil ediyor. Tüm rakip Şii partiler, seçimler sonrasında hükümet kuracak güce sahip bir koalisyon meydana getirmeyi kararlaştırsalar bile Sadr’a bağlı gruplar, diğer Şii partilerini çoğunluğu elde etme imkânından mahrum edecek güce sahipler.
Muhtemelen Sadrcı-komünist ittifakı, yeni hükümeti tayin edecek bir güç hâline gelecek. Bu sayede komünistler, yeni kabinede bazı bakanlık görevlerini üstlenebilecekler.
Koalisyonun alacağı oy miktarı, esasen o kadar da önemli değil. Asıl önemli olan, dinî bir hareketle sivil-ulusal bir hareketin birleşip mezhep ve etnisite sınırlarını aşabilmiş olması, Faris Kemal Nazmi’nin ifadesiyle, “devleti, ulusu ve insanlığı gören bir zemine gelmeleri.”
İbrahim Maraşi

Hiç yorum yok: