Üç Yanlış Bir Doğruyu Götürmez

1990'lar sonrası ideolojik alanda Marxizme karşı bayrak olarak yükseltilen radikal demokrasi ve post marxizmin günümüzde en üst seviyeye ulaştığı bir gerçeklik.
Buna karşı Marxizme sarılmaya çalışanların “doğmatik, gerici” olarak nitelendirildiği bu ortamda, dün HDP ve H. Kaplan vesilesi ile yaşanılanları anlamamak gayet normaldir sanırım.
Marx, Engels, Lenin, Stalin, Mao'nun “dogmatik-tarihi geçmiş sınıf indirgemeci” fikirleri karşısında Laclau, Mouffe, Hardt ve Negri’nin fikirlerine sarılanların “Alla alla, Hasip abi bunu yapamaz” diyerek şaşırmaları da normaldir.
Sınıflar mücadelesinin artık temel alınamayacağını, temel alınması gerekenin ırk-kimlik-cins-kültürel alan olduğunu savunan ve devrim düşüncesinin yerine sistem içinde kalarak, en geniş demokrasiye ulaşmayı hedef alan post-marksizmin bu topraklarda kök salması ve yeşermesi hiç de zor olmadı. Tıpkı dünyanın diğer coğrafyalarında olduğu gibi.
Güney Amerika'da Chavez'ci yönelim, Yunanistan'da Syriza'nın yolu, o topraklardaki devrimci dinamiğin sönümlenerek, sistem içine hapsedilmesini sağladı.
Bu ülkede ise Kuruçeşme Toplantıları ile başlayan süreç, 2000'deki hapishane katliamları sonrasında devrimci hareketin çözülmesine ve post-marxizm ırmağına sessiz sedasız girişlerini izledi tarih.
Ve nihayetinde sınıf mücadelesini programına almayan “tüm renkleri” bünyesinde barındıran, sistem içinde kalarak, sistemle sadece sandıkta hesaplaşmayı salık veren HDP'de birleşti “devrimci” çoğunluk.
Hâl böyle olunca, sınıfsız bir mücadelede H. Kaplan'ın “Partide Türk başkan istemiyoruz” söylemini yadırgamak, kınamak, hoş görmemek neye yarar?
Komünistleri, devrimcileri sınıf penceresinden uzak bir program ve parti içerisinde eriten bir gerçeklik kınanmalıdır önce.
H. Kaplan'ın söylemi yanlış ve geridir evet, ama sınıfın yerine ırk, kimlik, kültürel alan, cins vb. sorunları temel alan bir hareket için ne kadar abestir, tartışılır! Zira sınıfsal bakışı temel almayan her hareketin çıkacağı nokta bu zeminlerdir.
Ezilenlerin ortak paydasını üretim ilişkilerindeki çelişkide buluşturamazsanız, her “burjuva-proletarya” sözünü “sınıf indirgemeci” diyerek lanetlerseniz, çıkacağınız her dağın doruğunda H. Kaplan ile karşılaşacaksınız. Şaşırmayın sayın post-marxistler!
Yani demem o ki; H. Kaplan'ın -ezilen ulus milliyetçiliği- duygusu ile de olsa o cümleleri sarf etmesi yanlış.
HDP'nin o sözü anında “ırkçılık” olarak değerlendirmesi yanlış.
Sırrı S. Önder'in “ırkçılığa” karşı eleştirisini ırkçı Oda TV aracılığı ile yapması yanlış.
Bu olayda doğru olan tek şey; sınıf mücadelesini yok sayan her hareketin tüm yollarının “Şaşıfelek Çıkmazı”na ulaşacağıdır. Üç yanlış bir doğruyu götürmez!
Selin Kaya

Hiç yorum yok: