Suskun

Suskunluk hâkim, zamanın ruhuna. Yelkovan akrebe suskun, gece gündüze. Lâl bir dilin durmadan söylediği ezgileri dinliyor gökyüzü.
Konuşanlar vardı bir zamanlar.
Roma'da çıplak ayakları ile toprağı arşınlayan, zincirlerini konuşturan Spartaküs önderliğindeki köleler.
Thomas Münzer'in sözlerine tutunarak senyörlere karşı başkaldırı şarkılarını söyleyen köylüler.
Toprağı, suyu ve tüm ürünleri insanlığın ortak mülkü gören zamanının komüncüleri Şeyh Bedrettin, Torlak Kemal, Börklüce Mustafa ve binlerce yoldaşı.
Paris Komünü’nü kurarak gökyüzüne mavi rengini veren sosyalistler, komünistler, anarşistler.
İşçi sınıfının kurtuluşunu eline aldığı ve bayrağını en zirveye çıkardığı Ekim Devrimi ve yaratıcıları.
Uzun bir yürüyüşte dağ patikalarına halkın umutlarını ekerek zafere ulaşan Çin Devrimi. Ve Vietnam, Arnavutluk...
Liste uzayıp gider sayfalarca.
Tarihin akışına yön verenler, suskunluğu parçalayarak dilini, bilincini, elini ve ayağını konuşturanlar oldu hep. Önce ezilmişlik konuştu, çaresizlik dile geldi. Ve anlama-kavrama esir aldı çaresizliği, çözümler konuşmaya başlandı, pratik aldı sözü ve kurtuluşa devretti. Bazen yenilgi yaşansa da asla tekrar ilk suskunluğa dönülmedi. Tekrar tekrar ayağa kalktı gülümseyerek umut.
Şimdi neden suskun bu kadar göğün altındaki her şey. Sokaklarda ayak izleri suskun, barikatların ateşi, ezilenlerin ezilmişliği. Cesaret suskun, güneşi zapt etme isteği suskun...
Selin Kaya

Hiç yorum yok: