Gazete Hayır'ın İran Yorumuna Cevaben

Gazete Hayır, 1 Aralık’ta İştirakî'ye İran üzerine yazdığım yazıyı sonrasında kendi sitesinde yayınlamış, yazının girişinde de bir yorum-eleştiri sunmuş. Yapılan eleştiri yazının yanlış şekilde kavranılmasına dayandığı gibi, yaşanılan gerçekliğe eksik kavramsal ve ideolojik bakış yapılan yorumla birlikte okuyucu için bir önyargı oluşturuyordu. Bu yazıda yorumda yapılan bazı bölümleri de alıntılayarak kısaca yapılan eleştiriye bir cevap verip, netleşmeyi sağlamaya çalışacağım.
“Bir iktidar ara sıra ‘iyi’ işler yapıyor diye, yönetilenler tarafından eleştirilmemeli mi? Yazar ‘eleştirilmesin’ istiyor.”
Gazete Hayır, “İran yönetilenler tarafından eleştirilmesin” görüşünde olduğumu iddia etmiş. Öncelikle “İran yönetilenler tarafından eleştirilmesin” gibi bir söylemim yok (isteyen yazıyı tekrar inceleyip ilgili bölümü öne sürebilir). Vurguladığım nokta şu: İran'la bir hesaplaşma olacaksa, bunun devrimci bir düzlemde olması gerektiği. Devrimci bir düzlemde gerçekleşmeyen bir hesaplaşmanın emperyalizmin ideolojik-politik hesaplamalarına uyacağını söylüyorum ki şu anda İran üzerinde var edilmeye çalışılan durum da bu. Ve bu durumda olan bir isyana, yorum da belirtildiği gibi, yönetimi devirmesi meşrudur gözüyle bakılamaz. Devrimciler için turuncu devrimin bir meşruiyeti yok.
Diğer yandan, yorumun devamında “olayları açıklarken ‘İran’ diye bir ülkesel bütünlükten hareket etmesidir” görüşü belirtilmiş. İran'a bir bütün olarak bakma gibi bir durumum da yok. Ülkenin içsel ve ekonomik sıkıntıları olduğunu yazıda söylüyorum. Ama sol bir öznenin güç olamadığı ve emperyalizmin ekonomik ambargolarının etkisiyle başlayan ve yine emperyalizmin ideolojik söylemlerini benimseyen (buna en basit örnek, ABD'nin ve İsrail'in İran'ın Suriye, Lübnan, Yemen, Filistin gibi alanlardan çıkması ya da burada var olan direniş örgütlerine desteğini kesmesini talep etmesiyle eşgüdüm içinde, protestocuların “Suriye'den Lübnan'dan çıkın” şeklinde sloganları atması ve İran ekonomisini felç eden ABD merkezli yaptırımları gündem etmemeleri) ve açık desteğini alan bir isyanın sınıf-ezilen mücadelesi olarak görülmesinin doğru olmadığını söylüyorum.
“Bu tür isyanlarla İranlı egemenler yıkılsa bile, yerine geleceklerin ABD yandaşı olacağı şimdiden belirlenmiş değildir.” demiş Gazete Hayır. Açıkça belirtelim; Solun güçlü bir özne olarak var olmadığı, başından itibaren ABD ve siyonistlerin açık desteğini alan (Trump'ın neredeyse günde iki kez tweet atarak “değişim zamanı” dediği, yakın zamana kadar İran için “bomb, bomb” diye çağrı yapan cumhuriyetçi McCain'in bir anda İran halkına sevgisinin doğduğu, İsrail güvenlik bakanının eylemcilere dua ettiğini söylediği, Netanyahu'nun “kahraman” olarak gördüğünü açıkladığı) bir gerçeklikte, diğer yandan on yıllardır Şahçı muhalefetin batı tarafından fonlandığı ve bu sayede muhalif çoğu radyo ve enformasyon aygıtının Şahçıların elinde olduğu bu bağlamda, yüzbinlerce kişilik bir tabanın yaratıldığı bir ortamda ve ABD'nin on yıllardır karşı faaliyet yürüttüğü bir alanda (İran'da nükleer çalışma yapan bilim adamlarının öldürülmesinden tutun, nükleer programın içine ajanlar aracılığıyla virüs sızdırılabildiği güçlü bir ağ örgüsünden bahsediyorum) durum buyken ve söylediğimiz gibi, devrimcilerin güçlü bir özne olarak var olmadığı koşullar ortadayken, iktidarın “ABD yandaşlarına geçeceği belli değil” demek politik körlüktür. Evet sokağa çıkan herkes doğrudan yönlendirilerek çıkmıyor ama böylesine yoğun karşı faaliyet yürütülen bir ülkede sokağa çıkanların önemli bir bölümünün bu faaliyet alanının doğrudan parçası ve temsilcisi olduğunu görebilmek zor olmasa gerek.
Son olarak Gazete Hayır'ın; “ABD karşıtlığı, ABD işgali ya da açık saldırısı altındaki bir ülke ile egemen bir iktidarın bulunduğu ülkelerde aynı olmaz. Bu nedenle Suriye ve İran birbirlerine benzemez.” söylemine değineyim. Öncelikle Suriye de yakın sürece kadar işgal altında olmayan emperyalizm karşısında bağımsızlığını korumaya çalışan ve egemen bir ülkeydi. 2010'da başlayan “Arap Baharı” sürecinde bugün İran'da olanlara benzer şekilde “diktatörlük karşıtı” bir ayaklanma görüntüsüyle başlayan süreç, (tıpkı bugün İran için diktatörlük karşıtı ayaklanma ve devrim güzellemeleri yapanlar gibi, Suriye'de de devrimin başladığına inananlar vardı) kısa sürede açık saldırı ve işgal girişimine evrildi. Libya'da da bir benzeri olmuştu. Tarihsel gerçeklikler ve süreçler ortadayken, aynı olayları tekrar tekrar yaşamayı beklememize gerek yok. Bugün İran'da Libya ile Suriye'de olan durumun benzeri gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Dolayısıyla “Suriye ve İran birbirlerine benzemez” ifadesi ve bunun temellendirildiği zemin, yaşanılanları ve gidişatı okumaktan yoksun bir bakışa sahip.
Şöyle bitireyim; evet yaşanılan çelişkiler güçle dönüştürülür. Biz de bölgesel ve uluslararası güç dengeleri ve devrimcilerin mevcut andaki güç dengelerini hesaba katarak yol almaya çalışıyoruz. Ve tüm bu şartları göz önüne aldığımızda, İran'da devrimcilerin mevcut güç dengesinin elverişsizliğinin ve emperyalist kuşatma politikasının yoğunluğunun olası bir dönüşümü turuncu bir devrimden yana kıldığını görüyoruz. Bunun da sadece İran'ı daha kötü yapmayacağını aynı zamanda Filistin ve direnen diğer Ortadoğu halkları için de daha kötü olacağını söylüyoruz. İranlı devrimcilerin gelecekte güç dengesi içerisindeki konumu ve ağırlığı değiştiğinde bizim konumlanışımız da elbet farklı olacaktır.
Bekir Sami Paydak

Hiç yorum yok: