Toplumsal Varoluşumuz Bilincimizi Belirler

Geçmişin en önemli düşünürleri Platon ve Hegel gibi idealistlerdi. Fakat buradaki idealizm ve materyalizm kavramları için bir tırnak açmak isterim.
“Felsefe tarihine bakıldığında iki farklı kampa rastlarız: İdealizm ve Materyalizm. Ancak, burada sözü edilip bahsi geçen, felsefi idealizm ve materyalizmin, dürüstlük ya da ideallerin peşinden gitmek gibi sıfatlarla tanımlanan “idealizm” ile ya da açgözlülük, paraya bağımlılık ve egoizm gibi “sıfatlarla tanımlanan” materyalizm ile hiçbir ilgisi yok. Bunun ayrımını ciddi bir şekilde yapmalıyız. Yoksa yanlış anlaşılmalar bir hatalar silsilesini doğurur.
Kaldığımız yerden devam edelim: Geçmişin en önemli düşünürleri Platon ve Hegel gibi idealistlerdi. Bu düşünce okulu doğa ve tarihi, düşünce ya da ruhların bir yansıması olarak görmekteydi. Kadın ve Erkek ve her maddi şeyin kutsal bir ruh tarafından yaratıldığı teorisi idealizmin temelini oluşturur. Bu bakış açısı değişik şekillerde ifade edilse de temelinde fikirlerin ya da idenin maddi dünyanın gelişimini yönettiği düşüncesi yatmaktadır. Örneğin tarih bir düşünce tarihi olarak açıklanır. İnsanların eylemleri, onların maddi ihtiyaçlarının değil, bu soyut düşüncelerin bir sonucu olarak görülür. Koyu bir idealist olarak Hegel bir adım daha ileri gitmiş ve düşünceleri beynimizin ve maddi dünyanın dışında var olan bağımsız bir idea’ya dönüştürmüştür. Ona göre, maddi dünya sadece bu ideanın bir yansımasıdır. Din ise felsefi idealizmin bir parçasını, bölümünü oluşturur.
Diğer taraftan materyalist düşünürler, maddi dünyanın gerçek olduğunu ve doğa ya da maddenin esas olduğunu ileri sürerler. Akıl ve fikir beynin ürünüdür. Beyin, dolayısıyla da fikirler, yaşayan maddenin gelişiminin belli bir aşamasında gelişirler. Materyalizmin köşe taşları şöyle özetlenebilir: Bilimle keşfedilmiş ve duyularımızla bildiğimiz maddi dünya, gerçektir. Dünyanın gelişimi doğaüstü güçlerle ilgisi olmayacak bir biçimde doğanın kendi kanunlarıyla mümkün olmasıyla da akıl ve düşünceler maddeden bağımsız bir biçimde var olamazlar. Genel fikirler sadece maddi dünyanın yansımalarıdır.
Marx bunu ise bize şöyle açıklar:
“Bana göre düşünce, maddi dünyanın insan aklındaki yansımasından ve bunun düşünceye dönüşmesinden başka bir şey değildir. Toplumsal varoluş bilinci belirlemektedir.”
İdealistler, bilinç ve düşünceyi (doğa ve maddenin aksine) dışsal bir şey olarak yorumlarlar. Oysa düşüncenin yasaları ile doğanın yasaları arasında yakın bir ilişki vardır, çünkü düşünce yasaları ile doğa yasalarını ve maddeyi takip eder. Düşünce, kendi kategorilerini kendinde türetmez, sadece dış dünyadan türetebilir. En soyut düşünceler bile gerçekte maddi dünyanın gözlemlenmesinden türetilmektedir.
Yine örneklemek gerekirse, matematik gibi açıkça soyut bir bilim dahi son tahlilde maddi gerçeklikten türetilmiştir: Okula yeni başlayan bir çocuk, soyut matematik problemlerini çözebilmek için maddi bir şey olan parmaklarını yine maddi bir şey olan sıranın altında sayarak çözmeye çalışır. Böyle yaparak matematiğin kaynağını yeniden keşfetmektedir. Keza “ondalık sistem” kullanırız, zira on adet parmağımız vardır. Bir düşünün yoldaşlar, Romen rakamları da parmak temsiline dayalı olarak geliştirilmiştir.
Peki Lenin yoldaş ne diyor: “Duyu organlarımız adına hareket eden madde duygu üretir. Algılar, duygular beyne, sinirlere retinaya bağımlıdır, madde birincildir. Duygular, düşünceler ve bilinç maddenin en önemli üretimidir. Bu materyalizmdir.
Zaten şu son yıllarda en azında benim materyalist felsefeye olan ilgim başladığı zamandan beri “ikili güdü teorisi” (MacLeon Cory yaklaşımı) insanların birbiriyle çelişen ego/öz çıkar ve empatiye dayalı davranışlarının beynimizin bir ürünü olduğunu, beynin bu iki güdüyü dengelemeye çalıştığını iddia ediyor. Ama hepimiz benliğimiz ve bilincimizin farkındayız.
İnsanlar doğanın bir parçasıdır ve düşüncelerini dünya ile karşılıklı etkileşim içinde geliştirirler. Zihinsel süreç yeterince gerçektir, anacak mutlak değildir ya da doğanın dışında değildir. Bu süreçler, içinde geliştikleri maddi ve sosyal koşullar temel alınarak araştırılmalıdır. Araştırılmalıdır, çünkü bu konu üzerine yeterince ağırlık verilmemiştir, eski SSCB’nin dağılması ile materyalist felsefe sessizliğe terk edilmek istenmiştir. Biz de çok okuyup bu sessizliği kendi cirmimizce yırtmak istiyoruz.
Marx, insan beyninde oluşan fantomların maddi yaşam süreçlerinin bir arıtımı olduğunu ve ahlak, din, metafizik ve geri kalan tüm ideolojinin ve bunlara uygun bilinç biçimlerinin bundan bağımsız olmadıklarını savunmuştur. Bunların bir hikâyesi ya da gelişimi mevcut değildir, ama insan kendi maddi üretimini ve maddi temaslarını geliştirmek suretiyle bunların varlığıyla, düşünce biçimleriyle değişir. Hayat bilinç tarafından değil, bilinç hayat tarafından belirlenir.
Selahattin Aykurt
Yararlanılan Kaynaklar
- Karl Marx, Feuerbach Üzerine Tezler (Sol Yayınları)
- Karl Marx, Frederick Engels, Komünist Manifesto (Sol Yayınları).
- Frederick Engels, Anti-Dühring (Sol Yay.).
- Marx ve Engels, Alman İdeolojisi ( Evrensel Yayınları, şimdi Kor Yayınları).
- Chris Harman, Marksizme Giriş.
Not: Bu kaynakların hepsi internette PDF olarak mevcuttur, ilgilenen yoldaşlara duyurulur. Ben, daha çok altta linkini verdiğim PDF yayıncısı siteden bilgi edindim.
https://issuu.com/altincagyolcusu

Hiç yorum yok: