Sisteme İçkin

Öncelikle yazıda değinmek istediğim konu çok su götürür, ancak burada sadece kapıyı aralama niyetindeyim. Siz isterseniz, kapıyı yerinden sökebilirsiniz. Bunu yaparsanız, daha iyi olur tabii.
İçinde bulunduğumuz “sisteme içkin” birtakım araç ve gereçleri, isteyelim veya istemeyelim, kimi zaman kentin bir unsurundan kimi zaman da ikliminden kaynaklı olarak, kullanmak zorunda kalıyoruz.
“Sistem” son 150 yıldır ürettiği tüm araç ve gereçlerde bize ortak bir şeyi vaat etti. Daha fazla zaman.
Arabanın[1] uzakları yakın ettiğine dair hiçbir şüphemiz yok. Bu araç, biz insanların yaşamına daha çok şey sığdırabilmesi, yani bir yandan daha fazla zaman kazancı sağlaması açısından yaşamımıza girdi.
Ancak “sistem”e dair sorgulanmayan bir şey var, o da şu: Acaba gerçekten yaşamımıza daha çok şey mi sığdırdı yoksa bizleri yaşamımıza daha çok şey sığdırmaya, görmediğimiz yemişleri tatmaya mı zorladı? (“Reklâm panolarına, araba ve seyahat ile ilgili olan reklâmlara bir göz gezdirin” derim.) Telaşa mı kaptırdı acaba bizi? Kanaatimce bu sorunun cevabı koca bir “Evet”. Çünkü bizler farkında olalım veya olmayalım “sistem”, kendine özgü araçlar ile bizi sürekli olarak bir şeylere yetişme telaşı içinde bırakıyor.
İsmet Özel’in de dediği gibi. “Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar/ Belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam.”
Elbette ki bir şeylere yetişmek zorunda bırakılmış olmanın bedeli de ağır oldu ve olmaya da devam ediyor. Tahmin edersiniz ki bu bedeli sigorta şirketleri yahut bizlerin yaşamına daha çok şey sığdırmamız adına bize %0 faiz ile araba veren bankalar ödemedi. Biz ödedik.
Son iki yılın trafik verilerini verelim.[2]
Yıl
Toplam Kaza
Maddi Hasarlı Kaza
Ölü
Yaralı
2015
1.313.259
1.130.348
7.530
304.421
2016
1.182.491
997.363
7.300
303.812
Tüm bu kazaların ve ölen insanların ortak yanı, bu kimselerin bir şeylere yetişme telaşı içerisinde bulunmasından kaynaklıdır. Ayrıca kazaların büyük bir çoğunluğu kurallara uyulmadığı için meydana gelmekte ve bu uyulmayan kurallar listesinin başında da hız ihlali yer almaktadır.
Unutmadan şunu da diyeyim. Bu iki yıl içerisinde en çok Temmuz ayında kazalar ve ölümler meydana gelmiştir. Ve baktığımız zaman gördüğümüz şey şu: Ramazan Bayramı var yani farkındaysanız “sisteme içkin” araçlar uzakları yakın etmek, bizlerin sevdiklerimiz ile daha çok vakit geçirebilmemiz adına ortaya konmuş olduğunu iddia etse de sonuç pek öyle değil.
Belki bu yazıda değinmek istediğim asıl konu değil ama insanlar araba sahibi olabilmek adına yaşamlarının ortalama 5 yılına ipotek koyuyorlar, peki ne için, uzakları yakın kılmak için mi? Devamında sizce “sistem”in son 50 yılına belki de damgasını vurmuş olan sigortacılar bu durumdan rahatsız mı? (Vicdan sahibi kimseleri tenzih ederim.) Yahut bu kazaların sonucunda bir şekilde tekrar arabaya binebilecek kaç insan tekrardan yaşamının kaç yılına yeniden ipotek koydurdu? Ben demiyorum ki uzakları yakın kılmayalım, demek istediğim şu:
“Sistem”ler içinde yaşayan insanlara birtakım şeyler sunar ve bu sunumlara isteseniz de istemeseniz de dâhil olursunuz. Ve bu sunumlar o “sisteme içkin”dir, “sistem”in bir gereğidir. Bu bakımdan eğer uzakları yakın kılmada bir sorunumuz var ise bunu “sisteme içkin” kavramlarda ve sorunlarda aramalıyız.
İçinde bulunduğumuz “sistem”: “Sokaklarda çocuk yerine kedi ve köpek gezdirmemize müdahil olmadı, ancak otobanda at koşturmamıza da izin vermedi.”[3]
“Hvân-ı visâle kalmadı evvelki iştihâ“ [Lâ-edrî]
Öfkeye ve derde selâm olsun.
Arif Dağhan
Dipnotlar
[1] Neden araba örneği üzerinden gittiğime dair Fordizm yahut Üretim Bantları gibi kavramlara ya da Henri Lefebvre’e başvurulabilir. Çünkü Lefebvre’e göre, Araba “sistem”in zaman ve mekânla kurduğu en temel göstergedir.
[3] Sözün orijinali Lütfi Bergen’e ait ve kesinlikle o hâli daha güzel ancak sözün orijinalini bulamadım, hatırımda kaldığı kadarıyla yazdım. Hocaya selam ve saygıyla.

Hiç yorum yok: