Kerbela’yı Sorgulamak

Hüseyniye bir yer, bir olay, bir grup değil, bir “akım”dır. Zamanın ihtiyaç ve zaruretinden doğan bir varlıktır. Topluma ve zamana hâkim ilahi yasalar, “Teslis İslam’ını ve “Kara Şiiliği” ortadan kaldırıp “Tevhid İslam’ını ve “Kızıl Şiiliği” yerleştirme görevini yerine getirmesi için yaratmıştır onu.”
[Şehid Dr. Ali Şeriati]
İmam Hüseyin hakkında günümüze kadar binlerce kitap yazılmıştır. Lakin bu kitaplardan okuduğumuz kadarı ile objektif sorgulayıcı bir tavırdan ziyade duygu yüklü, efsanevi, masalımsı edebi anlatımlar ile gerçek boyutu olan sorgulama yapılmamaktadır.
Acaba ders alınması gereken hususlar nelerdir?
Niçin ders almalıyız?
Kerbela’da verilmek istenen mesaj nedir?
Birileri bu günleri yas ilân ederek, alınması gerekli dersi anlamayarak, kendini zincirleme, kafasını kanatma, emanet vücuda eziyet ederek matemlerini dile getirmekte iken.
İkinci bir kesim; Bu günlere kutsallık atfederek, bu orucu onlardan başka kimsenin tutamayacağını. Ramazan ayında oruç tutmayıp, Muharrem orucuna kutsiyet atfederek, dine ekleme ve eksiltme yapmakta iken.
Üçüncü bir kesim; bu günler içinde 10. günü dünyanın yaratıldığı gün, yağmurun dünyaya ilk düştüğü gün, Âdem (a.s)’in tövbesinin kabul edildiği gün, Yakup (a.s)’un gözlerinin açıldığı gün, Nuh'un gemisinin karaya oturduğu gün vb. olaylarla bu günü halka dayatmaya devam etmektedirler.
Muharrem ayının içinde barındırdığı en önemli olay İmam Hüseyin’in şehadetidir. O günlerde oruç tutulması sadece bir tavsiyedir. O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabeleri o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki Ramazan orucu farz kılındı, ondan sonra Peygamberimiz herkesi bu konuda özgür bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.
Muharrem ayı içinde bize göre en önemli olay İmam Hüseyin’in şehadetidir. Fasık yönetime başkaldırı ile hilafeti gerçek sahiplerine iade etmekti. Bizim bakış açımız salt Şia veya Sünni gözü ile değil, Kur’an çerçevesinde adalet, hak ve mazlumdan yana bir bakış açısı ile bakmaktır.
Şia ve Sünni gelenekçi söylemlerine baktığımızda, İmam Hüseyin’in hareketinde zerre hata görülmez. Lakin “Medine’de bulunan Müslümanların İmam Hüseyin’i, kendisini davet eden o topluluğa güvenmemesi ve onun dost olmadığı konusunda defalarca uyarmasına rağmen onu oraya çeken güç neydi?” diye düşünmek gerekir.
Duruma hakikat penceresinden baktığımızda, karşımıza hilafet gelmektedir. Lakin bunu mal, makam vs. sevgisi olarak görmemek lazım. Zalim sultanlara karşı adaleti haykıran bir kıyamın başlangıcıdır. Ama o uyarılara rağmen kimseyi dinlemeyerek yola çıkışında, soru işaretleri ve sorgulanması gerekli olan kısım vardır.
İmam Hüseyin Muhammedî bir duruş sergilemiştir. Lakin işin içinde hilafet makamı vardır. Bu yönü görmek istemeyen kesimler, genellikle “Hüseyin, üzerine düşen görevi yapmıştır” söylemleri ile karşımıza dikilmektedirler. Doğrudur. Evladı Resul olan birinin Yezit gibi bir Fasık’a biati düşünülemez. Benimsemiş olduğu inançları uğrunda başkaldırıdır. Lakin bu başkaldırı esnasında tarihî olayları ve Kûfe halkının ikiyüzlülüğünü neden dikkate almadığı, abisini, babasını sırtından vuran bu taifeye neden güvendiği sorgulanması gereken hususlardır.
Şunu sormak lazım: Medine’de bulanan Müslümanlar, Hüseyin’e zarar gelmesini isteyecek insanlar mıydı?
İmam Hüseyin’in gitmesini istemeyenler, Kûfe halkının ikiyüzlülüğünü çok iyi bilen insanlardı. Onlar, yaşanan olaylardan çıkacak sonucun farkında idiler. Bu bilinç ile İmam’ın karar verip çıkacağı bu yolculuktan alıkoymadılar.
Tarih, her daim akışını belli bir düzen içinde sürdürmektedir. İnsanlığın yaradılışından günümüze değin tevhid, adalet, hak her zaman batıla karşı mücadele etmiştir. Bu olay üzerinden matem, ağıt, duygusallık gibi şeylerden ziyade işin özü olan Kerbela Kıyamı’ndan alınması gereken dersi çok iyi anlamalıyız.
İmam Hüseyin’in bu çağrılara sessiz kalmayarak yola çıkması ve akabinde şehâdeti küçümsenmeyecek bir hadisedir. Lakin âdil şahitler olarak bizler, bu ve benzeri olaylara adalet penceresinden bakmak zorundayız.
Sorgulamaya çalıştığım hususlarda İmam Hüseyin’e karşı bir yanlışa düşmekten Allah’a sığınırım. Hadisenin neden her daim duygusallık yönünün ağırlıkta tutulduğunun sorgulamasını yapamayanlar, objektif bir bakışı sergileyemeyenlerdir.
Bu sorgulamaları yapmak elbette hakkımızdır. Geleneksel anlatımlar, bu olayı günümüze kadar her daim birileri için getirim meselesi yapmıştır. Şia, bu olayın mazlumiyeti üzerinden kendi saltanatını hâkim kılıyorken, Sünni, aynı şekilde bu olayın duygusallığı ile bu olaya Şia’dan daha çok önem verdiği mesajını yayma gayretindedir. İki kesimin bakış açısında da sakatlık vardır.
Günümüz İslam âleminde özellikle Muharrem ayına atfedilen birçok hurafe ve bidat İslam’danmış gibi sunulmaya çalışılmaktadır. Bu hurafelerin başında gelen Aşura gününde yaşandığı iddia edilen 10 olay gelmektedir. Bu hâl, Sünni kesimin takıntısı olurken, Şia kesimi de o günlere has yas oruçları icat etmiştir.
İmam Hüseyin’in şehâdeti, elbette 1.400 yıllık süreç içerisinde unutulmayacak büyük bir vahşettir. Lakin günümüzde yaşanan Kerbela hadiseleri üzerinde durup düşünülmesi gerekli değil midir? İslam, zulüm bazında mazlumun kimliğine bakmaz. Müslim b. Ukbe’yi on iki bin kişilik bir ordu ile Medine ve Mekke’yi yağmalayan, çoluk çocuğu katleden, kadınlarına akıl almaz işkenceler yapan, insanların namusunun çiğnendiği (Harre Olayı), Halepçe, Gazze, Beheşti, Hama, Hiroşima, Somali, Bosna, Çeçenistan, Doğu Türkistan, Dersim gibi büyük katliamları yapan zihniyetler üzerinde neden Kerbela kadar durulmamaktadır?
Bu ve benzeri katliamların Kerbela’dan ne farkı var? Şimdi bu söylemlerime karşın birileri çıkıp diyebilir ki “siz nasıl olur da bu olayları Evlad-ı Resul’e karşı işlenen, vahşet ile bir tutuyorsunuz?” Bu soruya cevabımız şudur:
İslam insanı merkeze almıştır; a veya b İslam veya fasık, mecusi, vs. İslam nazarında mazlumun dini, dili, rengi veya kimliği temel alınmaz. Zulüm kime olursa olsun zulümdür.
Kerbela bir haykırıştır. Fasık düzenlere karşı bir başkaldırıdır. Kerbela ve İmam Hüseyin üzerinden siyaset yapanlar, duygu sömürüsü yapanlar, vermek istediği mesajı yaşamayanlar, bu haykırışın anlatmak istediklerini sırf kendi çıkarlarını koruma adına ağlamak, sızlamak ile bir yere varılmaz.
“Heyhat Minez-Zillet!” (Zillete boyun eğmeyiz) sözlerini dillerine dolayarak yerinde oturanlar, bu olaydan bir ders alınması yönünde çaba sarf etmekten ziyade siyaset yapanlar, oluşturamadıkları Müslümanların birlikteliğini sağlasınlar ve siyaset yapmayı bırakarak adalet, tevhid, hakk ve ahlakî birlikteliği oluşturma adına önceliğin insan olmaktan geçtiğini kavrayarak duygu sömürüsünden ziyade İslam’ın özünü yaşamaya ve yaşatmaya gayret etsinler.
Bizlere düşen görev, insanı şerefli kılan aklın, insanların en büyük sermayesi olduğunun idrakine vararak, aklımızı başımıza alarak Allah'ın bahşettiği bu nimeti kötü ameller içinde olan insanlığın erdemi ve kurtuluşu için kullanabilmektir. İnsanlığın erdemi ve kurtuluşu en büyük şereftir.
İmam Hüseyin’in kıyamında tarih sahnesinde ilklerden olan bir olay ile karşı karşıya kalıyoruz. Kıyam hareketinde, Erkeğin rolü kadar Kadının, Gencin, Çocuğun, Siyahın, Beyazın, Arap’ın Arap olmayanın rolü bu hadisenin tarih sahnesinde her kesimden insana hitap ettiği gerçeği ile bizlere Zulmün hiçbir sınıf, kimlik, yaş vs. tanımadığının açık ibretlik vesikasıdır.
Kadının rolü hususunda Zeynep yalnız değildir, Kerbela’da Erkek şehitler gibi Kadın şehidimiz Abdullah b Umeyr Kelbi’nin hanımı savaş alanına girerek mücadele etmiş bir kadındır. İmam Hüseyin’in kıyamını anlamak ve yaşamak, Allah’ın razı olacağı işlerde herhangi bir şart sunmaksızın teslim olmaktır.
Mevlüt Hönül

Hiç yorum yok: