Seyit Rıza

Seyit Rıza
Gericilik, İlericilik, Bilim ve Rafine Solculuk
Erdal Kara bir yazısında Althusser'e atıf yaparak, dünyamıza bir pencere daha açar; Pozitif bilim 'tek katlı', toplumbilim 'çift katlı', sanat 'çok katlı'dır. Peki ne demektir bu, böyle bir pencere bize neyi sağlar? Cevabını hemen yazmayayım, “yazının içinde” diyerek devam edeyim...
Kimilerine göre, ismi bile çok şey anlatır, daha fazla söze gerek kalmaz; Seyit ve Rıza...
Seyit, 12 İmamların ve Ehl-i Beyt'in soyundan olan demektir. İmam Ali Rıza da 12 İmamların sekizincisidir ve Abbasi Halifesi El-Me'mûn (Selefine, Halefine bin lanet) tarafından katledilmiştir.
Seyit Rıza kimilerine göre ise gerici bir şeyh, bir köy ağası ve İngiliz emperyalizminin uşağı... Bu iddiaları sondan başlayarak kısaca açalım.
Seyit Rıza'nın İngiliz Emperyalizminin uşağı olduğu görüşünün tek dayanağı, İngiliz makamlarına yazdığı ve yardım istediği iddia edilen bir mektuptur. İmam Ali Rıza'nın katili Abbasilerin tarihsel devamcısı olan Osmanlı, sayısız Alevi katliamının uygulayıcısı idi. Giremediği, kesemediği, ezemediği tek yer ise Dersim'di. Dersim halkı ve önderleri Osmanlı'ya vergi vermez, asker göndermez, Osmanlı askerini kendi toprağına sokmazdı. Halifeliği kaldıran genç cumhuriyet Dersimlileri heyecanlandırmış olsa da bu heyecan fazla uzun sürmez. Her ne kadar Dersim halkının ve önderlerinin başlarda Cumhuriyet yönetimiyle ilişkileri Osmanlı dönemine göre çok daha iyi olsa da tek dil, tek din, tek ulus peşindeki İttihatçı artığı iktidar, Dersim'i boğmanın planlarını yapmaktadır. Tahrikler, cinayetler, uçaklardan atılan bombalar, aşiretler arasına sokulan nifaklar yeni bir direniş yaratır. Ve direniş, tek ulusçu yeni orduya da yenilgiyi tattırır. Bunun üzerine hükümet Seyit Rıza'ya barış çağrısı yapar ve görüşme teklif eder. Seyit Rıza, arkadaşları ile birlikte Erzincan Valiliği'nde yapılacak görüşmeye giderken tuzağa düşürülür ve yakalanıp idam edilir. (Seyit'in nasıl tuzağa düşürüldüğü, kendisinin yaşının nasıl küçültülüp, oğlunun büyültülerek idam edildikleri, af dilerse idamdan kurtulacağı teklifini nasıl reddettiği ve kendi sehpasını nasıl tekmelediği gibi ayrıntıları dönemin İçişleri Bakanı İ. Sabri Çağlayangil ve birçok bürokratın anılarından okuyabilir.)
Haddimizi aşmadan, ayrıntısını açıklamayı sınıf gömleği gitmiş tarihçilere bırakarak, şunu söyleyelim; Seyit Rıza, barış görüşmesi hilesi ile tuzağa düşürülmeden önce yenilgi hâlinde değildir, bu nedenle İngilizlerden yardım istemesi için özel bir sebep yoktur. Kaldı ki asimilasyoncu ve soykırımcı bir saldırganlığa karşı direniş örgütleyen bir halkın uluslararası birtakım güçler ile bağlantılar kurması o hareketi doğrudan uşak yapmaz. Ayrıca söz konusu mektubun Seyit Rıza tarafından yazıldığı ya da yazdırıldığı iddiası son derece tartışmalıdır ki, aksi yönde de iddialar ve deliller mevcuttur. Bu bahiste, yüzlerce yıllık katliam ve saldırıların hedefi olmuş bir halkın ve inancın çeşitli şekil ve girişimlerle kendini korumak istemesi, ittifaklar araması da son derece meşrudur.
Şeyhlik ve gericilik meselesine gelince; bir dindarın namaz kılması, istavroz çıkarması, duvarda ağlaması veyahut ineğe tapması değildir gericilik. İdeolojimiz, üretip de ürettiğine sahip olamayanlar ile üretmeyip üretenlerin ürünlerine el koyanlar arasındaki kavgada nerede durduğumuzu; Ebu Zer'den Tomas Münzer'e, Seyduna'dan Camilio Torres'e ve Şeyh'in yolundan giden Aydının Türk köylüleri, Sakızlı Rum gemiciler, Yahudi esnaflarından dünyanın dört bir yanında;
“Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yârin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber!
diyebilmek” için dövüşenlerin cellâdı mı, yoldaşı mı olacağımızı belirler.
Kültürümüz ise dili, dini, rengi, inancı ve ibadetiyle dövüşenlerin dünyasına omuz veren herkesin katkısıyla, etkisiyle oluşur. Aksinin kabulü, Bedrettin'i gerici bir şeyh, Engels'i düşman bir burjuva yapar. Sakın “sınıf intiharı” gibi beylik laflar etmeyin; ne Bedrettin şeyhliğini reddetti, ne de Engels babasından kalan fabrikaların hisselerini işçilere dağıttı...
...
İnanç ve ibadet sahibi insanların sırf bu yönleri itibariyle gerici olarak kodlanması, Avrupa aydınlanmacılığının ve burjuva gericiliğinin işçi sınıfı mücadelesini bölmek için geliştirdiği silâhlardan biriydi. Çağdaşlık–medeniyet adı altında toplumu inancı nedeniyle aşağılayan ve bölen bu siyasal gericiliğe yüz yıl önce M. Akif Ersoy gereken cevabı vermişti;
“Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:
Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!”
Dönelim Erdal Kara'ya: “Althusser haklı. Pozitif bilim ‘tek katlı’, toplumbilim ‘çift katlı’, sanat ‘çok katlı’dır. Rengi, dili, dini, cinsiyeti, sınıfı ne olursa olsun, laboratuvara girdiğinde herkes için su 100 santigrat derecede kaynar. Bu nedenle pozitif bilim ‘tek katlı’. Tarih bir toplumbilim laboratuvarıysa eğer, giydiğiniz gömlek, laboratuvardan elde edeceğiniz sonuçları da belirler. Ezilenlerin, sömürülenlerin gömleğini giyen ile ezenlerin, sömürenlerin gömleğini giyen, bu laboratuvardan aynı sonuçları elde etmez/edemez. Bunun için iki tür tarih, iki tür felsefe var diyordu Althusser. Ezenlerin, sömürenlerin tarihi ve felsefesi. Ezilenlerin, sömürülenlerin tarihi ve felsefesi.”
Eğer amaç, son üç yüz yılın kavramları ile etiketler oluşturmak ise tarihin sınıflar savaşında komünist bir işçi olmayan köleler, plebler, köylüler; dervişler ve azizler... hepsi geridedir ve gericidir. Amacın buysa, sakın kimseye dokunma ve tertemiz, rafine bir solcu olarak küçük dünyandaki mutluluğun keyfine bak.
Yok şayet ezilenlerin gömleğini giyip dövüşenlerle aynı dona girmekse derdin, şeyh veya seyit, aziz veya derviş, köle veya pleb, “geri”de kalmış tüm sınıf yoldaşlarınla bugünkü yol arkadaşların arasındaki bağlantıyı gör ve onlara sarıl.
Tüm bunların hiçbiriyle ilgilenmiyorsan eğer, Halis Polat'ın dediği gibi “bazı yaralar zamanla iyileşmez” hiç değilse deşme, bırak kabuk bağlasın, başka ihsan istemez...
600 yıl arayla Serez Çarşısı’nda ve Buğday Meydanı’nda her ikisi de aynı kaderi paylaşan sınıf yoldaşlarımız “Şeyh”e ve “Seyit”e saygıyla...
Gökmen Yeşil

Hiç yorum yok: