Nuriye’yi KESK Başkanı Yapmak Bu Kadar mı Zor?

Kuzey İrlanda mücadelesinin merkezi sayılan Derry’deydik. Küçük bir otel odasından dışarıya bakıp Yaser Arafat’ın duvara nakşedilmiş figürünün yanında Bobby Sands adına yapılmış küçük bir anıtın varlığı dikkatimi çekmişti. Sonrasında aslında bunun ne kadar “dikkate değmez” bir şey olduğunu anladım. Şehrin birçok yerinde ve Derry’nin etrafındaki birçok küçük şehirde buna benzer, Bobby Sands’i anmayı bir amaç haline getirmiş Kuzey İrlandalı dostların eserlerini görmek mümkündü.
Ertesi gün, 1,8 milyonluk küçük ülkenin güneyinde belediyenin de dâhil olduğu bir gençlik kampında Nuriye ve Semih’i anlatacak, Nuriye’nin Bobby Sands’in sözünden aktarımlarını araya sıkıştırıp biraz da olsa bir bağ kurmaya çalışacaktım. Gittiğimde inanılmaz bir sıcaklıkla karşılandım. Avrupa’da eşine az rastlanır bir mücadelenin topraklarında olmak güzeldi. Hele ki bütün çocukluk yıllarında Kuzey İrlanda’daki militanların mücadelesini anlatan onlarca filme “maruz kalmış” biri için çok daha anlamlıydı.
Neyse işte… Duygusallıktan sıyrılıp, Kuzey İrlandalı 17-20 yaş aralığındaki dostlarımızla sohbet etmek daha anlamlı olacaktı; o yüzden “romantik militanlık” süremi epeyce kısalttım. Çokça onların gündemi olan Brexit’ten ve Katalonya’nın bağımsızlığından konuştuk. Ben sözü alıp da Nuriye ve Semih’i anlatırken 15 dakika boyunca herkes ilgiyle dinledi. Aralarından bir tanesi de 1981’deki açlık grevlerinde yaşamını yitirenlerden Thomas McElvee’nin kuzeni olduğunu söylediğinde de salonda gelişen kader ortaklığı hissiyatı tarifi zor bir deneyimdi. Soru cevap kısmında ise bazı “garip” sorular vardı. Mesela genç dostlarımızdan biri, sendikanın ne yaptığını sordu, bu kadar öğretmen atılmışken nasıl grevler örgütlendiğini merak ettiler hep beraber. Verilecek bir cevabımın olmaması benim bile yüzümü kızartırken, KESK’in yöneticilerinin nasıl olup da hâlâ orada oturabildiklerine ilk defa orada hayret ettim. Sanırım yüzlerini yeterince kızartmayı becerememişiz. Günlük hayatımızda her gün Nuriye ve Semih’le uyansaydık, belki yüzlerini kızartmayı bu genç arkadaşımız gibi basit sorularla başarabilirdik.
Ama daha basit bir soru, 1981’de yaşamını yitiren Thomas’ın kuzeni Paul’den geldi: “Bobby Sands açlık grevinin öncüsüyken, gündem yaratmak için ondan sonrakileri de kurtarmak için bütün Kuzey İrlanda toplanıp onu milletvekili seçtiler, sizin böyle bir şansınız yok mu?” [1]. Evet bu olayı biliyordum, hayal meyal hatırlıyordum okuduklarımdan. Margaret Thatcher’in “Hiçbir tutukluya ayrı muamele yapamayız. Hükümlü olan suçludur ve bir suçluya farklı bir statü belirleyemeyiz” benzeri klasik baskıcı açıklamasını hatırlıyordum ve hatta sırf bu olay yüzünden milletvekili seçilme önkoşuluna “1 yıldan fazla hüküm giymemiş olmak” ibaresi eklendiğini de biliyordum. Fazla bir cevabım olmadığı ve önceden üzerine kafa yormadığım için “henüz seçimler yok” diye başımdan savmaya çalıştım ama Paul’den “O zaman sendika başkanı yapılamaz mı?” sorusu da gelince kaçamadım. Veli Saçılık da şakayla karışık benzer bir öneriyi kendisi için, ciddi bir öneri olarak da Nuriye için yapmıştı aslında. “Niçin sendikalarımızda OHAL ilan etmedik. Niçin Nuriye’yi eşbaşkan seçmediniz. Hiç gözüm yok ama beni genel başkan yapın hiç olmazsa, genel başkan olarak sopayı yiyelim. Yarın iş normale döndüğünde koltuğu size emanet edeyim.” [2]
Anlattım durumun vahametini. KESK’in durumunu, faşizmin nasıl soluk aldırmadığını ve koşulların çok zor olduğunu anlatırken bir yandan da her cümlede kendime sormadan da edemedim: “E tamam hadi Veli gibi, Acun gibi her gün polis şiddetini kaldıramıyorsun ama bu kadar mı zor Nuriye’yi KESK’in geçici başkanı seçmek? Uzun zamandır halkın her kesiminde bu kadar yankı bulan bir eylem yaratamamışken buna destek olmak, OHAL’de açılan bu gediği kâğıt üzerinde de olsa büyütmeye çalışmak bu kadar mı zor? Altı üstü yapacağı bir olağanüstü kongre (ki Temmuz’da olağan kongre yapılmıştı)… En azından devletin “terörist” demagojisine karşı bir kalkan olabilirdi.
Nuriye ile Semih’in başına bir şey geldiğinde KESK ne yapacak? Meydana çıkıp “…onurumuzdur” mu diyecek? Kimse kusura bakmasın ama onlar sizin onurunuz olamayacak kadar onurlular. Ya da çıkıp “Hesap Soracağız” mı diyecek? Birileri hesap soracak o kesin, ama önce kılını kıpırdatmayanlardan, sonra da katillerinden.
Bu basiretsizlik tarihe ne yazık ki not düşüldü ama çok geç değil. Biraz şu gururunuzu, egonuzu, ukalalığınızı ve şimdiye kadarki pasifizminizi bir kenara koyun (valla çok zor değil, isteyince oluyor), Nuriye ve Semih’i onursal… vs. gibi sıfatlarla bir yerinden başkan yapın. Onların ölüm fermanına imza atanlardan biri olmayın!
Bu iş bu kadar zor olmamalı…
Nail Aras
[2] İlerihaber.org.

Hiç yorum yok: