Happy End - Mutlu Son

“Eğer dünya yaşanılamayacak kadar tiksindiriciyse, bu dünyada yaşamak ve zevk alabilmek insana taşınması zor bir yük gibi gelebilir. Haneke filmografisi, yaşamları trajik olmasına rağmen, trajedilerini eski Yunan mitlerindeki kahramanlar gibi yaşayamayan sıradan hem de fazlasıyla sıradan insanların hikâyesini anlatmak ister; tüketici kapitalizmin dayattığı “keyfine bak” buyruğuna karşı geldiklerinde bu sıradan insanlar, taşıyamadıkları yaşam yükü altında ezilirler: Yedinci Kıta, Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası, Kurdun Günü, Bilinmeyen Kod, Aşk. Ya da hiçbir yük ve sorumluluk kabul etmediklerinde, evrenin şeytanları olarak davranmaya başlarlar: Benny'nin Videosu, Ölümcül Oyunlar, Saklı, Beyaz Bant, Piyano Öğretmeni.”
[Haneke'den Hakikat Çığlıkları, Nilgün Tutal Cheviron;
Haneke Huzursuz Seyirler Diler]
Haneke filmografisinin son halkası olan Mutlu Son, Haneke'nin alıntıda anlatılan iki tür filminde de barındırılan klasik izleri taşıdığı gibi, Haneke'nin sinemasına yeni eleştiriler eklemesini de barındırıyor. Eve adlı 13 yaşındaki çocuklukla gençliğe geçiş dönemi arasındaki karakterin telefon kamerası üzerinden annesini gözetlemesi ve altta da arkadaşıyla yazışması üzerinden başlayan film, yine Eve'in annesinin depresif ruh hâliyle ilgili düşünceleri ve annesinin kullandığı antidepresan ilâçlarının farelerinin üzerindeki etkisini denemesi ve gözetlemesiyle devam ediyor. Farelerin ilâçların etkisiyle yaşadığı ölüm, sonrasında annesinin hastahaneye kaldırılması bunun bir tesadüf mü yoksa Eve'in sosyopat bir karakter mi olduğu üzerine düşündürüyor izleyiciyi.
Filmin akışını üzerine kurduğu temel karakterlerden biri olan Eve, annesinin rahatsızlığı sonrasında babasının yanına taşıyor. Kalabalık, lüks ama bir o kadar da mesafeli, soğuk bir burjuva ailenin içinde, lüks bir malikânede yaşayan Thomas, Eve'e karşı duygularını yansıtmakta başarısız bir karakter olarak çıkıyor karşımıza. Aile bireyleri ise inşaat firması bulunan zengin bir hala, onun sorunlar yaşadığı oğlu, alzheimer olan ve ölmeyi arzulayan bir dede, yeni doğan küçük çocuğuna bakan sevgicil biri olan Thomas'ın eşi, Eve'in üvey annesi Annais ve evin Faslı hizmetçisi Rachid. Bu yapı içinde Haneke, burjuva aile yapısı ve ahlâkının ikiyüzlülüğünü tekrar gözümüzün önüne getiriyor. Görünürde zengin ve huzurlu ama özünde birbirlerine karşı yalan ve güvensizlikle dolu bir ilişki ağının varlığını fark ediyoruz. Filmin akışı içinde babasının eşine sadık olmadığını, başka biriyle ilişki yaşadığını bilgisayar yazışmalarını inceleyerek fark eden Eve, kendi geleceğine dair de güvencesiz hissetmeye başlıyor. Diğer yandan Eve'in babasının yazışmalarını incelemesi ve sosyal medyada kendi kendiyle dalga geçen bir kişinin videosunu izlemesi üzerinden sosyal medyanın ikili yapısına dair bir gönderme yapıyor Haneke. Bir yandan sosyal medyanın günümüzde aile ilişkilerinde de etkileyici bir unsur hâline gelmesi, çocuk veya yetişkinler tarafından karşılıklı gözetleme aracı ve güvensizliğin yansımasına dair bir vurguyu anlatırken, diğer yandan sosyal medyanın gündeliğin bu güvensizliğinden kaçışı ve umursamazlığı, basit eğlenceyle getirdiğini anlatıyor.
Filmin önemli göndermelerini barındıran etkileşimler arasında sayabileceğimiz diğer iki noktaysa Eve ile dedesinin ve Anne ile oğlu Thomas'ın arasındaki iletişim. Eve ve dedesi Georges, filmde birbirine yaş olarak en uzak karakterler olmasına rağmen düşünce olarak en çok yaklaşabilen karakterler olarak karşımıza çıkıyor. Georges, yaşamaktan artık tükendiğini, ölmeyi arzuladığını, diğer yandan bir televizyonda kuşun ölümünü görürken onu nasıl normal karşıladığı ama gerçek hayatta bunu gördüğünde kafasını çevirecek denli hassaslaştığını (burayı sosyal medyanın görsel hız akışıyla her şeyi normalleştirmesi ama hakikatte soğuk gerçeğin yüze vuruşu da olarak okuyabiliriz) anlatırken, ikilinin ailedeki tüm diğer ilişkiler dışında saf kalabilen bir etkileşim oluşturabildiğini görüyoruz. Anne ile oğlu Thomas arasındaki ilişkiyse kapitalizm ve rasyonalite arasındaki ilişkinin bir yansıması ve eleştirisi olarak okunabilir. Anne, inşaat firmasını kurmuş, büyütmüş ve bunu yetişkin ama sorunlu oğluna devretmeyi hedeflerken Thomas ise ailesinin ve yaşadığı toplumun ikiyüzlü hâlinden bulantılı, çevresi tarafından “anormal” görülen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Haneke, burjuva toplumsal yapıya dair eleştirisini de bu karakter üzerinden ortaya koyuyor. Kör ve duyarsız bir karakter olmayan Pierre, Georges'in doğum gününde evin Faslı hizmetçisi Rashid'e “kölemiz” diyerek, mevcut durumu vurguladığı gibi, filmin sonunda, görünmeyen öteki olan göçmenleri burjuvazinin beyaz örtülü yemeğine getirerek, herkes görmek istemediği ötekiyi tam da sistemin gözüne sokuyor. Burjuvazinin gündelik çıkarlarına, kâr güdüsüne odaklandığı bir ortamda Nijerya'dan, Boko Haram'dan kaçan göçmenlerin yaşamda kalma öyküsünü ortaya seriyor. Eve'e geri dönersek; en nihayetinde ölme arzusuna yani 'mutlu son'a ulaşmak isteyen dedesine bunun için yardımcı olması ve dedesinin buna giderken görüntüsünü telefon kamerası üzerinden çekmesiyle sosyal medyasının günümüzde her şeyi nasıl olağanlaştırdığını, insanların imaj odaklı bir kültürde, ölüme bile duyarsızlaşıp bunun imajını nasıl kullanabildiğini anlatıyor.
Bunlarla birlikte Haneke'nin filmde sömürü ve toplumsal mücadeleyi vurguladığı diğer alanlar olarak, Shell işçilerinin grevinin aktarılması, Anne'in inşaat şirketinde yaşanan çöküntü, bir işçinin yaralanması ve sermaye-nüfus ilişkisiyle bunun üstünün kapatılması gibi bölümleri görebiliriz.
Sonuç olarak Haneke; ön planda sorunlu bir burjuva aile yapısının ele alındığı gibi görünür bir film üzerinden, arka planda insan psikolojisi, teknoloji, yabancılaşma, göçmenler ve işçi sorunlarının ele alındığı, bunların göze batmayan ama izleyeni tüm bunlar üzerine düşündüren, derinlikli, derdi olan bir film çekmiş. İnsanlığın bu sorunlarıyla yüzleşmek, düşünmek isteyenlere izlemesi önerilir.
Bekir Sami Paydak

Hiç yorum yok: