Orta Sınıfların Laneti

Yanılmıyorsam bu tanımlama, 1980 öncesinde yayınlanan bir ansiklopedide yer alan, Komün Günleri’ne ait renkli bir resmin başlığıydı.
Orta sınıflar; hemen her ülkede, kendisinden “aşağıdaki” proletarya ve diğer yoksul sınıf ve tabakalara burun kıvıran, daha “yukarıda” yer alanlara ise hem özenip hem de diş gıcırdatan özelliklere sahiptir.
“Bizde” bir dönemler var olan konaklardaki vekilharçlara benzerler.
Kendisi de uşaklıktan gelmedir ama konağın egemenleri -“beyefendi”, “büyük hanım” vb.- lütfetmişler, onu o "ayak takımı"nın başına getirmiştir. Onlara iğrenerek bakar.
Diğer yandan, konak sahiplerinin yerinde olabilme düşleri içinde yaşar ama özellikle “yeni yetme” paşazadelerin, küçük hanımların şımarıklıkları, aşağılamaları karşısında da, onlara için için kin besler.
Kentlerin okumuş-yazmış orta sınıflarının yaşadığı, rezidansların yanında artık modası çoktan geçmiş çok katlı bloklardan oluşan mahallelerinde bir dolaşın bakın neler göreceksiniz. Onların, yaklaşan karanlığa karşın yapabildikleri tek şey, birbirlerine yakınmaktır.
İşçi sınıfının ve onun bağlaşıklarının yanında yer almayı düşünmek mi dediniz, söyleyecekleri bellidir; “hiç öyle şey olur mu, onlar bizim dengimiz mi?”
Aslında yaşam tarzlarına dokunulmazsa, yani giyim kuşamlarına, içkilerine, kafelerine, mevcut yapıyla çelişkileri melişkileri de olmaz.
Gerçekten de lanetli bir sınıftır onlar.
Ahmet H. Köse

Hiç yorum yok: