İhsan Eliaçık’a Yapılan Saldırının Anatomisi

İslam tarihinde, peygamberin vefatı ve Kerbelâ’nın ardından, Saltanat dinciliğinin saray fetvacıları aracılığıyla yeni bir din anlayışı üretilmeye başlandı. Bu din anlayışı, saltanat sevdasıyla yanıp tutuşanların, taht uğruna kardeşini katledenlerin, Allah’ın dinini yeryüzüne hâkim kılacağız iddiasıyla toprak işgal edenlerin, cariye ve köle sahiplerinin, erkek egemen ve köleci toplum yapısını sürdürenlerin, Mekke’nin beş yıldızlı otellerinde konaklayarak; hac yapanların, başlarına marka başörtüler takıp; son model araçlara binenlerin, “Peygamber hasır yatakta yatıyordu” edebiyatı yaparak; villalarda ve saraylarda oturanların, dirseğine kadar burma bilezikleri takıp; “Allah fakirlere yardım etsin” diye dua edenlerin, hacı sakalı bırakıp, üzerine gül yağı sürerek; apartmanlar dikip, onlarca kiracısı olup eskiden mücahit şimdi ise müteahhit olanların, işyerinin kapısına “Cumadayım” yazısı yazıp; namazdan çıktıktan sonra asgari ücretli işçi çalıştırıp, emek sömürüsü yapanların, üç Cuma’ya gitmeyenleri dinden çıkarıp, yetime ve yoksula “üç kuruş” vermekten bile aciz olanların, şatafatlı iftar soflarında oruç açanların, komşusu açken tok yatanların, muhalif her sesi susturup; “terörist” ilan edenlerin, mazlumların ahı dört bir yanı titretirken; bin odalı sarayların yanına çok minareli ve şatafatlı camiler yaptırıp; kitleleri Allah ile aldatanların, Allah’ın tüm vasıflarını üzerinde toplayanların, kırkta bircilerin, toprak ağalarının ve tefeci bezirganların diniydi.
İşte tam bu noktada, İslam düşünce tarihinde; saray fetvacılarının dinsel karanlığını yırtan haykırışlar yankılanmaya başlamıştı. Nemrut’un karşısında; İbrahim’den, Firavun’un karşısında; Musa’dan, Ebu Cehil’in karşısında; Muhammed’den, Muaviye’nin karşısında; Ebuzer’den, Yezid’in karşısında; Hüseyin’den gücünü alan hakkın ve hakikatin haykırışıydı bu. Bu haykırış, Hallac-ı Mansur’un Ene’l Hakk’ı, Şeyh Bedreddin’in Allah dışında, tüm otoriteleri yıkan isyanıydı. Bu haykırış, Karmatilerin, Zenclerin, Babailerin, Pir Sultanların, Nesimilerin ve Ulu Ozanların haykırışıydı. Bu haykırış rahatları rahatsız eden adam, Allahperest sosyalist; Ali Şeriati’nin, Kur’an dininin vicdan adamı ve Doğu’nun içli sesi; Muhammed İkbal’in, hayatını “Devrimci Sosyalist İslam” fikrine adamış, darağacında ki Sudanlı düşünür Mahmud Muhammed Taha’nın haykırışıydı. Bu haykırışın son zamanlarda Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biri de, geçtiğimiz günlerde Kayseri kitap fuarında saldırıya uğrayan İhsan Eliaçık’tı. Camilere hapsedilerek namaza, oruca ve başörtüsüne indirgenen Kur’an’ın, adalet ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde, yeryüzünün sokaklarında aç gezen bir buçuk milyar insanın dertlerine derman olabilecek, mazluma bir içli çığlık, kalpsiz dünyaya ise kalp olabilecek, yaşayan yorumunu yapan İhsan Eliaçık, Türkiye’deki abdestli kapitalistlere ve saray ulemasına hayli rahatsızlık vermiş anlaşılan… Aslında hocanın başına gelen linç girişimi, tarihte, toplumun egemen kabullerine isyan eden, her fikir ve düşünce adamının başına gelen akıbetin bir tezahürüdür. İhsan Eliaçık, “İhtiyaçtan fazla mal haramdır, hırsızlıktır… Altın ve gümüş, yoksullar üzerinde hegemonya kurmak için kullanılıyor… İnfak edilmiyor… Mülkte şirk koşuluyor… Kırkta bir diye bir şey tutturulmuş gidiyor… Komşusu açken tok yatmamak için zengin mahallelerine taşınanlar var…” dedikçe, sermaye ve saltanat kalelerin başında bulunan çağdaş firavunlar ve takkeli hokkabazlar oldukça rahatsız oluyorlar; çünkü dini, oy devşirmek için kullanıp dünyevi çıkarlarına alet edenlere, din temelli muhalefet ediyor. Tabiri caizse Muktediri ve avanesini ciğerinden yakalıyor. İşte bu denli büyük rahatsızlığın esası da buradan kaynaklanıyor.
İhsan Eliaçık’a Kayseri’de saldıranlar, Ebuzer’i çöle sürgün edenler, Harre’de, Yezit’in kulu ve kölesi olarak biat etmeyenleri katledenler, Hüseyin’i susuz bırakanlar, Ali’yi hançerleyenler, Şeyh Bedreddin’i; Serez çarşısında çırılçıplak olarak otuz saat asanlar, Nesimi’nin canlı canlı derisini yüzenler, Pir Sultan’ı darağacında sallandıranlar, Madımak’ta otuz üç canı diri diri yakanlardır… Çağdaş Yezidizm’i kınıyor ve lanetliyorum. Yazımı, Adnan Yücel’in şu dizeleriyle bitirmek istiyorum, “Saraylar saltanatlar çöker/ kan susar bir gün zulüm biter. Menekşeler de açılır üstümüzde/ leylaklar da güler. Bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır /bir de yarınlar için direnenler…” Yârin yanağından gayrı her şey ortak ve yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek sürüyor ve sürecektir bu kavga…

Hiç yorum yok: