Ayrılığa Dair

PARTİZAN SAFLARINDA YAŞANAN AYRILIĞA DAİR
Kaypakkaya geleneğinin önemli bölüklerinden Partizan saflarında yaşanan örgütsel kriz içeride yaşanan tartışmalar sonuçlandırılmadan devrimci-demokratik kamuoyunun gündemine girmiş ve nihayet saflar netleşmiş, taraflar yaptıkları açıklamalar ile yaşanan ayrılığa ilişkin tavrını açıklamıştır. Devrimci bir örgütün iç sorunu olmakla birlikte kamuoyuna yansıması ve içinden geldiğimiz geleneğin bir parçası olması sebebiyle yaşanan tartışmalara dair kısa bir değerlendirme yaparak, görüş bildirme ihtiyacı duyduk. Soruna dair fikrimizi, yaklaşımımızı kısaca da olsa bu yazı aracılığıyla paylaşacağız.
Örgütsel Kriz ve Tüzük
Bizim gibi faşizmin hüküm sürdüğü ülkelerde Komünist/Devrimci Partilerin/Örgütlerin merkezî düzeyde darbeler yemesi, tutsaklıkların ve kayıpların yaşanması sınıf mücadelesinin doğasında vardır. Alınan darbeler ve kayıplar neticesinde merkezî önderlikte boşluklar yaşanmış, yaşanmaktadır. Yaşanan boşluklar Komünist Partinin tüzük ve işleyişine uygun olarak doldurulmalı, gereği buna uygun bir şekilde yerine getirilmelidir. Zaten tüzük denilen metin de bunun için vardır. 10 yıldır konferans veya kongre örgütlenmemiş olmasını bir parti açısından facia olarak nitelemek abartı olmaz. Yine 10 yıldır bunu başaramamış bir örgütün merkezî düzeyde yediği bir operasyondan sonra bunu başarmasını beklemek ise gerçekçi değildir. Ve bunun sorumlusu, tek başına geride kalan iradeyi yitirdiği iddia edilen MK değildir.
Peki somut durumda yapılması gereken nedir? Parti bu durumda başıboşluğa, örgütsüzlüğe, bölgeselciliğe, alancılığa ve kendiliğindenciliğe mi terk edilmeli yoksa parti iradesinin çoğunluğun onayını almış yeni merkezî yöneticilerle konferansı -aslında kongreyi- örgütlemeyi önüne hedef olarak koyan bir merkezîleşmeye mi gidilmelidir? Bizce doğru olan ikincisidir. MK'nin çoğunluğu yitirdiği ve artık iradeyi temsil etmediğini belirten komiteler, MK'nin çoğunluğu yitirmesini bir üyenin istifa etmesi sonrasında ortaya çıktığını ifade ediyor. Yani bu örgütsel krizin ortaya çıkmasında iddialarının doğruluğunu dayandırdıkları temel nokta bir üyenin istifasıdır. Peki parti tarihinde ilk defa mı böyle bir sorunla karşılaşılmıştır? Tabiî ki hayır.
8. Konferans’ın seçtiği MK üyeleriyle birlikte yeni bir seçim yapılarak bu “olağanüstü dönem”, örgütsel kriz atlatılabilirdi. Bu, sorunun çözümüne ilişkin bir yöntemdir ve tüzüğe de uygundur. Parti tüzüğünün ilgili bölümünde ne yazdığına bakmak gerekir. Tüzüğün ilgili maddesinde aynen şöyle yazmaktadır. “MK tüm yedek üyelerin sırayla katılımına rağmen irade yitimini aşamazsa, asil üye sayısının üçte birini alt organlardan bünyesine katabilir. Bundan sonra irade sorununun yeniden oluşması halinde, çözüm yöntemi için parti iradesine başvurulur.
İradesiz İrade; Trajikomik Hizip
Hizip adına açıklama yapan komitelerin iradeyi tanımamayı dayandırdıkları nokta, MK’nin bir üyenin istifası sonucunda çoğunluğu yitirdiği iddiasıdır. Bizce bu üyenin istifası oldukça önemli bir yerde durmaktadır. Madem partinin birliğinden ya da bir hizipten bahsediliyor, burası can alıcı bir durumdur. Burada kritik bir soru sorulması gerekiyor. Bu üye neden istifa etmiştir? Artık bu sorumluluğu yerine getiremediğini düşünerek mi istifa etmiştir? Yoksa bilinçli bir şekilde böyle bir krize neden olmak gibi bir amacı mı vardır? Ya da hizip örgütlenmesinin bir hamlesi midir? Ortaya çıkan örgütsel krizde bu üye nasıl konumlanmaktadır? Aslında bunların cevabı verildiğinde, bu örgütsel krize kimin neden olduğu ve iradesizlik mi, hizip mi sorusunun da cevabı bulunmuş olacaktır.
Ayrıca bu arkadaşlara, yani bu hizipçi gruba kamuoyuna yaptıkları açıklamada imzasını attıkları komitelerin hukukî varlığını nereye dayandırdıklarını da sormak gerekir. Öyle ya, MK iradeyi yitirdiyse, söz konusu komiteler hangi irade ile hangi meşruiyetle açıklama yapmaktadır? Bu komiteler kim tarafından seçilmiştir ya da kim tarafından atanmıştır? Bu, oldukça açıktır. “İradesini yitirdi” dediğiniz MK tarafından seçilmiş veya atanmış komiteler olarak içine düştüğünüz komiklik değilse nedir?
Sadece Tüzük Mü?
Şimdi elbette sorulacaktır. Yani bütün mesele Parti tüzüğü ve hukukuyla mı ilgilidir? Elbette ki sorun sadece tüzüksel, yani örgütsel bir mesele değildir. Sorunu tek başına örgütsel, tüzüksel bir ayrılık olarak ele almak yetersiz kalacaktır. Detaylandırmadan söylemek gerekirse; uzun bir dönemdir Partizan içerisinde iki farklı yaklaşımın olduğu gözlenmekteydi. Özellikle, Kürt Ulusal Sorunu (Kuyrukçu), Kadın Sorunu (Feminist), Örgüt ve Savaş Anlayışı (Reformist, Sağcı), Kitle Çizgisi, Seçimler ve Taktik Politika, Cephe Anlayışı ve İttifaklar gibi birçok mesele ve bunun dayandığı ideolojik duruş takip eden herkesin görebileceği bir gerçekti. Bu ve benzeri konular iki çizgi mücadelesi, parti disiplini ve hukuku, demokratik merkeziyetçilik kapsamında ele alınması gerekmektedir. Soruna ve tartışmalara bu temelde yaklaşıldığında partinin gelişimi ve güçlenmesine hizmet edecektir. Sorun bu temelde ele alınmadığından görüş farklılıkları nihayetinde ayrılıkla sonuçlanmaktadır.
Bilinmesi gerekir ki bu farklı görüş ve fikirler, parti tarihinin bazı dönemlerinde merkeziyetçilikle bastırıldığı gibi, son süreçte görüldüğü üzere, aşırı demokrasi ve azınlığın kendini bir hizip olarak örgütlemesine, parti birliğini bozmasına neden olmaktadır.
Hizbi Kendi Haline Bırakmak
Son olarak ayrılık sonrası yaşanan kimi meselelerde zayıf ve küçük kalan tarafın mağduriyet üzerinden ağlayıp sızlamaktan, çeşitli açıklamalarla kendini kamuoyuna taşıma gayretlerine prim veren davranışlardan kaçınması gerekir. Kendilerini mağdur gösterecek kadar masum olmadıkları, yarattıkları provokasyonlardan bilinmektedir. Her türlü yalan, dedikodu, teşhir, damgalama ve hile ile 45 yıllık bir partinin yarattığı değerleri, ödediği bedelleri itibarsızlaştırma saldırılarına karşı uyanık olunmalıdır.
Umut Munzur

Hiç yorum yok: