68 ve 71 Arasındaki Açı


Namlunun diğer ucundaki ülkücünün ve dincinin halkın aynı imkânsızlığından doğduğunu, daha doğrusu halkın bir iç savaş düzlemi olduğunu, iç savaşın birer parçası olarak anlarlar. Halk, onların bağımsızlığını mümkün kılan bir göstergedir, süreksizliğini bizzat kendi öznellikleriyle ispat ettikleri, bunu kendilerine dahi itiraf edemedikleri verimli bir imkânsızlıktır. Peki neden? Hangi saikle? Che, Deniz’in neresine çarptı da bu titreşimi yarattı; Deniz, Erdal’ın neresine dokundu ki sehpa bir kere daha tepildi? Sahi, hepimiz neden bunları konuşuyoruz ki? Bunu tartışmak için 1971’in anlamını ele almak gerekir. Nedir 1971, tasavvuru nedir?” [Menkıbe]
Böyle soruyordu Suphi Nejat Menkıbe'sinde. Biz de soralım. 1971 tasavvuru nedir? 68'le arasındaki açıyı neler oluşturur? Ve neden bugün bazı çevreler 68'den gururla bahsederken 71'i anmaz? İşte devrimciliğin, devrimci olup olmamanın kilitlendiği nokta tam da burasıdır. 68 ve 71 arasında büyük bir açı vardır. 68 tüm pratik atılganlığına rağmen düzen için henüz bir maraz değildir, olamamıştır. Şiddetle arasındaki bağ henüz netleşmemiştir. En azından devlet açısından netleşse de mevcut toplumsal hareket henüz kararsızdır. “Saftır” 68, devletle savaşa doğru ilerlerken hâlâ devletin ideolojik aygıtının diliyle konuşur. Referansı Mustafa Kemal'dir. Bursa Nutku'dur. Karşısında devletin baskı aygıtının askeri, polisi vardır ama o polis olmasa da en azından askeri hâlâ kendinden görecek kadar naiftir. Talebi anayasanın yürürlüğe konması, devletin “bağımsız” ve “halkçı” zamanlarındaki özüne dönmesidir. Sömürgeciliğin temsilcisi 6. Filo’ya saldıracak denli “maceracı” ama “milli” bir burjuvazinin var olduğu ve sömürgeciliğe karşı bağımsızlık yolunda onlarla işbirliği yapılabileceğini düşünecek kadar da serüvensizdir. Vurucu ama yıkıcı olamayan, kaotik bir düzlemi barındıran ama son tahlilde kontrol edilebilir olandır.
71
71 ise marazdır, düzenin cepheden karşıya alınmasıyla tanımlar kendini. 68'de var olan düzenin dilsel ve pratik sınırları 71'de aşılmıştır. Referans artık Ho Chi Minh, Ernesto, Mao'dur. Anayasanın yürürlüğe konması ya da devletin özüne dönmesi değil, halk savaşıyla yeni bir devlet ve toplumsallığın inşasını amaç edinendir. Namlunun daha önce kendinden görülen askere karşı sürülmeye başlanmasıdır. Hümanizmin kendisini kesmek için bekleyen kasaba sevgi dolu gözle bakan koyun olmayı yarattığını bilendir. Gerillanın ve devrimin çıkarları için Sibel Erkan'ı rehin alacak kadar gözüpektir 71. Birbirini kendi içinde aşandır. Deniz'in askere sıkamadığı namluyu Sinan'ın ve Mahir'in sıktığı, aşılamayan Kemalizmi İbrahim’in aştığıdır. Enternasyonalisttir. Filistin'de savaşacak, İsrail Konsolosu Elrom’u cezalandıracak kadar nettir. Sordurtandır. Dönemindekilere 50 yıllık TC tarihinde “ne yaptık?” diye sordururken, bugünün devrimcisine ise “devrim için ne yapıyorsun, yapıyorum” diye düşündürten, eksik hissettiren, harekete geçme çağrısı yapandır.
İşte tam da bu aradaki farklar nedeniyle; söylemsel düzeyde 68 ve 71 vurgularına dikkat etmek gerekiyor. 68'e vurgu henüz devrimcileşememiş solculuğa vurgudur. Bu yönüyle geri bir vurgudur. Bu vurguyu yapanların ağırlıklı olarak pasifist, legalist çevreler olması, Kemalizmle hâlâ bağ kurmaya çalışmaları şaşırtıcı değildir. 71'e vurguysa PASS'a, Kaypakkaya üzerinden Kemalizmin aşılmasına vurgudur ki günümüz devrimcilerinin başlangıç noktası tam da burasıdır.
Yazıya Suphi Nejat'la başlamıştık yine onla bitirelim;
1971 açıklanamayandır, örgütlere rağmen onların bünyesini tahkim edecek taze kanları tedarik edendir. Semptom değil, marazdır. Kendi dışına doğru hareket ettirendir. […] 1968, güzel güzel toplumsal dinamiklere ayrılarak anlatılabilirken, toplumsal hareketler açıklanabilirken, “devrimci” bir var olma hâli açıklanamıyor. 1971, bugünkü solcu aktivist siyasetçilere “sen nasıl devrimci oldun” ve “bugün ne yapıyorsun” sorularını sordurtuyor. […]
1971’in sorunlu olan yanı bugüne dair bir kısa devre olmasıdır. [Menkıbe]
Bekir Sami Paydak

Hiç yorum yok: