Marx, Engels, Lenin ve Din

Karl Marx ve Din
Marx ve din dediğimizde çoğunluk tarafından sıkça refere edilen şu satırlar akla gelir:
“Dinsel sıkıntı hem gerçek sıkıntıların bir dışa vurumu hem de gerçek sıkıntılara karşı bir protestodur. Din ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğu gibi ıstırap içindeki yaratığın feryadı ve kalpsiz bir dünyanın kalbidir. Din halkın afyonudur.”[1]
Bu sözler, aynı zamanda büyük bir iç çatışmanın da yansımasıdır. Karl Marx’ın bu din tanımı, içinde yaşadığı toplumun mevcut din anlayışı ile doğrudan bağlantılıdır. Marx’ın afyon diye tanımladığı din, cennetten arsa satarak; zulme karşı atılım gücünü prangalayan, dönemin sermaye sahipleriyle birlikte hareket ederek zalimlere arka çıkıp; mazlumlara köstek olan kilisenin ve Ruhban sınıfının dinidir. Mevcut durumlara bir protesto, ruhsuz koşullara ruh, kalpsiz dünyaya kalp ve mazluma bir içli çığlık diye tanımladığı din ise, İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın ve Muhammed’in dinidir. Marx, dini bir protesto ve çığlık olarak tanımlarken, tarihsel determinizmin en yüksek ifadesi olan Tanrı fikrinin, İnsan zihin dünyasında; Krallara, Tiranlara ve zalimlere karşı isyanın atılım kuvvetini tetikleyen, önemli bir faktör ve güç olduğunu belirtmiştir. Dini, ruh ve kalp olarak tanımlarken de, meta yığını haline gelmiş dünyada, insanın kendisini metalar uğruna feda ederek, öz benliğine yabancılaştığı noktada, ruhsuzlaştırılmış meta yığını kitlelere bir ruh ve kalp olduğunu belirtmiştir. Marx, dini hem ıstıraba tepki, hem de ıstırabın sebebi olarak görmüştür. Istıraba sebep olarak gördüğü dinin, sömürü düzenlerine başkaldıran mazlumun, cennet hedefiyle pasifleştirildiği kilisenin din anlayışı olduğu açıkça ortadadır. Bu din tanımını, Marx’ın içinde yaşadığı toplumun din anlayışından bağımsız olarak değerlendiren birçok Marksist, dini sadece tek bir noktadan değerlendirmiş ve tüm dinleri bir afyon olarak görme yanılgısına düşmüştür.
Friedrich Engels ve Din
Engels, Hıristiyanlığın reforma uğratılmış biçimi olan Kalvinist bir aileye mensuptu. Din, Engels’in zihin dünyasında devrimci bir hareketti. Engels, Hıristiyanlığı iki farklı değerliğe sahip olarak görmekteydi. Din hem derinlemesine muhafazakâr, hem de mevcut otoriteye devrimci bir üslupla meydan okuyabilecek bir olguydu.[2] Engels’in yaptığı çalışmalarda dinle ilgili olumsuz ifadelere pek rastlandığı görülmez.
Engels’e göre din, aldatmacanın kaynağı; Komünizm ise dinin aldatıcı etkilerine karşı bir mücadeledir.[3] Aynı zamanda dinin özünü devrimci bir potansiyele sahip olduğunu, Thomas Müntzer, Etienne Cabet ve Wilhelm Weitling gibi isimlerin liderliğinde oluşan dini akımların Hıristiyanlığın özü olduğunu söylemekteydi. Hatta on altıncı yüzyılda Thomas Müntzer liderliğinde gerçekleşen köylü devriminin ilhamını doğrudan Hıristiyanlık teolojisinden aldığını belirtmektedir.[4]
Engels, dinle ilgili nihai tanımını ölümünden kısa süre önce bir biçimiyle de kiliseye meydan okuyan şu cümleyle yapar: “Hıristiyanlığın kökenleri dini ve politik açıdan devrimcidir.”
Engels bu argümanı üçlü sacayağı üzerine oturtur:
1) İlk dönem Hıristiyanlık, müritlerini fakirler, sömürülenler, köylüler, köleler ve işsiz kentli fakirler arasından devşirmiştir.
2) İlk dönem Hıristiyanlık, tarikatlar, mücadeleler, finans yokluğu ve sahte peygamberler gibi, kendisinin de dâhil olduğu komünist devrimci hareketin birçok özelliğini paylaşmaktadır;
3) Sonuçta Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’na egemen olmuştur, hatta Roma İmparatorluğu’nda iktidarı deviren bu partinin Hıristiyanlar adıyla bilinen din olduğunu söylemiştir:
“Bugün de Roma İmparatorluğu’nda iktidarı deviren parti kadar tehlikeli bir parti, on altı yüz yıl sonra hala faaldir. Bu parti, dinin altını uymuş, devletin tüm temellerini yıkmıştır; Sezar’ın iradesinin yüce hukuk olduğu fikrini açıktan reddetmiştir; bu din vatansızdır ve enternasyonaldir; Galya’dan Asya’ya tüm imparatorluğa yayılmış, imparatorluğun sınırlarını aşmıştır. O gizlilik içinde, yeraltı faaliyetleriyle halkı ayaklandırmıştır; önemli bir süre boyunca kendisinin açığa çıkmak için yeterli güçte olduğunu düşünmüştür. İktidarı deviren bu parti (…) Hıristiyanlar adıyla bilinen dindir.”[5]
Engels bu düşünceleriyle açıkça dinin devrimci bir hareket olabileceğini, ancak bunun yolunun öze dönüş hareketiyle gerçekleşebileceğini belirtmiştir.
Vladimir Lenin ve Din
Lenin’in din tutumunu detaylı bir biçimde incelediğimizde bu olgu karşısında, ikilikli ve karmaşık bir konum aldığını görürüz. Lenin dini hem zulme tepki hem de zulmün sebebi olarak görür. Lenin’in dinle ilgili radikal tepkilerini tamamı, kilisenin din anlayışı ile ilgilidir. Lenin’e göre ilk bakışta din, sosyo-ekonomik sömürüye dönük bir tepkidir. Aynı zamanda din sömürünün sebebidir.[6]
Lenin’in sömürüye sebep olan dini tanımlarken kullandığı argümanlar, kilise’nin mevcut din anlayışıyla örtüşen argümanlardır:
“Bizler Tanrıların bize yargılama esnasında yardım sağlayacağına, çare bulmak için ettiğimiz duaların cevaplanacağına, Tanrı’nın mahkeme koltuğunda oturup düşmanlarımızı cezalandıracağına, Tanrı’nın inayetinin mevcut hayatımızdan daha iyi bir hayatı bize armağan edeceğine inanırız. Ancak bu avuntudan başka bir şey değildir, zira söz konusu inançlar sadece bizim elimizdekiyle yetinmeye rıza göstermemize yarar. (…) Bizim inançlarımız da sorunun parçasıdır, çünkü onlar ‘papaz cüppesi içindeki birer jandarma’ olan ruhban sınıfının işlediği bir suçtur. (…) Bu sınıf devlet iktidarıyla canciğer kuzu sarmasıdır, iktidardan maaş, ev, kilise binaları temin eder ve bu devlet iktidarı sayesinde tüm kilise sistemi muhafaza edilir. Hâsılı, bu ruhban sınıfı, içinde kendi imtiyazlı konumlarını muhafaza etmeye düşkün toprak ağalarının ve kapitalistlerin de olduğu küçük yönetici sınıfın bir parçasıdır.”[7]
Bu açıklamalarla Lenin’in bir etki- tepki mekanizmasının ürünü olarak din eleştirisi yaptığını açıkça görebiliriz. Lenin, aynı zamanda dini vicdan hürriyeti kapsamında değerlendirmiş ve parti üyesinin ateist olmasına gerek olmadığını belirtmiştir:
“Partinin ateizmi üyelik için bir önkoşul olarak belirlemesine gerek yoktur. Hatta dindar diye bir kişi partiden çıkartılamaz.”[8]
Lenin’in bu yaklaşımının temelde üç nedeni vardır: İlki, din’e karşı çıkmanın tam da 1870’lerde Alman Roma Katolik Partisi’ne karşı Bismarck’ın yürüttüğü Kulturkampf’ta (kültür savaşı) görüldüğü biçimiyle, dinî örgütler içindeki tepkiselci unsurları güçlendirmesidir.
İkinci neden, din’e saldırmanın ekonomik boyunduruğa karşı direnişe dönük dikkatlerin dağılmasına yol açmasıdır. Bu noktada başladığımız noktaya geri dönüyoruz: eğer din tali ve idealist bir olgu ise, o vakit din’e saldırı, hedefi bir biçimde ıskalamaktır. Din ilga edilse bile hiçbir şey değişmeyecektir, zira patronlar işçilere zulmetmeyi sürdüreceklerdir.
Üçüncü neden, din’e odaklanmanın proletaryanın birleşik cephesini dağıtacak olmasıdır. Sağ bunu gayet iyi bilmekte, din üzerinden proletaryayı parçalamaya çalışmakta, kiliseye bağlılığı teşvik etmekte ve sosyalizmin tanrısız ateizmin programını savunduğunu iddia etmektedir. Burjuvazi de eski düzene karşı yürüttüğü mücadelesinde ruhban karşıtlığı ile dinle uzlaşma arasında bocalayıp durmaktadır. Bu nedenlerden ötürü parti ateizmi programına “almaz, almamalıdır” ya da Lenin’in karakteristik ifadelerinden birine başvurmak mümkünse:
“Dünya üzerinde cennetin yaratılması için mazlum sınıfın gerçek manada devrimci mücadelesinde gerçekleşecek birlik, bizim için proleterlerin öte dünyadaki cennetle ilgili görüşlerinin birleşmesinden daha önemlidir. Mümin ile ateist arasında değil, işçilerle sermaye sahipleri arasında çizgi çeken birleşik bir cephe, acil gerekliliktir. Hâlihazırda dindar olan insanlar mücadeleye katıldıkları ölçüde partiye davet edilirler: Yahudiler, Hıristiyanlar, Ermeniler, Tatarlar, Polonyalılar, Ruslar, Finliler, İsveçliler ve Almanlar hep birlikte sosyalizmin ortak bayrağı altında yürürler. Tüm işçiler kardeştirler ve onların somut birliği tüm emekçi, mazlum insanlığın esenliği ve saadetinin yegâne güvencesidir.”[9]
Lenin bu açıklamalarıyla, dinin devrimci yönünü kabul etmektedir. Ayrıca Lenin, o dönem bürokrasiye karşı çıkan din adamlarının desteklenmesi gerektiğini belirterek dinin öze dönüş hareketiyle ilgili söylemleri desteklemiştir.[19] Lenin’in dine yönelik tutumlarında açıkça anlaşıldığı gibi, onun dini doğrudan reddeden bir tavrı yoktur. Lenin dinin ikili değerlikli yönü olduğunu vurgulamaya çalışmıştır. Ancak Lenin, kilisenin din algısıyla, gerçek dini karşılaştırma noktasında yoğunlaşmamış, sorunu somut sınıf mücadelesinin ihtiyaçları ve kendi koşulları içinde değerlendirmiştir.
Sonuç
Marx, Engels ve Lenin’in dinle ilgili tüm olumsuz söylemleri, kilisenin dinine karşıdır. Bu üç ismin her biri, dini değerlendirirken; ikilikli yönüne dikkat çekmiş, zulme sebep olan yönünü ise kilisenin din anlayışından yola çıkarak analiz etmişlerdir. Buradan bakıldığında Marx, Engels ve Lenin’in din’e karşı aldığı tavır, içinde yaşadıkları mevcut dönemin din anlayışına karşı, oldukça doğru bir tavırdır.
Marx, Lenin ve Engels’in egemen din anlayışına karşı duruşları, son kitap Kur’an tarafından da desteklenmektedir. Kur’an, “Ey İnanıp/Güvenenler! Hahamların ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını hem haksızlıkla yiyor, hem de onları Allah yolundan alıkoyuyorlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda infak etmeyenleri, acı bir azabın beklediğini haber ver!”[11] ayetiyle, kiliseyi ve dini birer ticarethaneye çeviren, ruhban sınıfına şiddetli eleştiri yapmaktadır.
Kilisenin, “Tanrı öteki dünyada zalimleri cezalandıracaktır, zalimlere karşı Tanrıya dua etmekten başka bir şey yapamazsınız, çünkü bu dünyada mazlum ve yoksul olmanız; Tanrının takdiridir. Bu dünyada acı çekerseniz, öbür dünyada cenneti kazanacaksınız.” şeklindeki anlayışını Kur’an reddetmektedir.
“Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur[12] ayetiyle zulmü ve zalimi tek düşman olarak gören kitap, “Bir toplum kendi durumunu/gidişatını değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmeyecektir”[13] “Size ne oluyor da, Allah yolunda ve Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir yardımcı, dost gönder! diye yakaran ezilmiş ve çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!”[14] ayetleriyle zulme ve zalime karşı mücadele misyonunu bizzat insana yükleyerek, kilisenin: “Zalimlere karşı, Tanrı mücadele verecektir ve onları cezalandıracaktır, siz sadece dua edin” şeklindeki anlayışını reddetmektedir.
“Başınıza gelen her kötülük, kendi ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzündendir[15], “Ve biz, her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık[16] ayetleriyle, kilisenin, “Yoksul ve mazlum olmanız Tanrının takdiridir” anlayışını reddeden Kur’an, İnsanın, kaderinin kendi elinde olduğunu, önceden belirlenmediğini ve insanın fiil ve eylemleri ile ortaya çıktığını belirtmiştir.
Yine Kur’an, “Biz yeryüzünde ezilip, horlananları önderler yapmak istiyoruz”[17] ayetiyle’ Allah’ın egemenlerden değil, ezilenlerden yana olduğunu ortaya koymuştur.
Tüm bunlardan yola çıkarak şunu net olarak söyleyebiliriz ki; Marx, Engels ve Lenin’in din konusundaki tutumları içinde yaşadıkları toplumun din anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır. Bugüne kadar Marksizm’in din algısını, bu biçimiyle yorumlamayan bazı Marksist ve Leninistler, bu görüşlere evrensel mesaj yüklemiş: ‘’Tek bir din var ve bu dinde afyon olan dindir’’ şeklinde yanlış bir algıya düşmüşlerdir. Üç ismin de, din’e bakışları, sömürüye karşı mücadelede, insanın atılım gücünü tetikleyip, tetiklememesi noktasıdır. Evet, içinde yaşadıkları dönemin dini, insanın zulme karşı atılım gücünü zayıflatan ve afyon olan bir dindir, zaten bu dinde gerçek olan din değildir. İşte tam bu noktada Marx, Engels ve Lenin’in din konusundaki tutumlarının yeni bir bakış açısıyla değerlendirilmeye ihtiyacı vardır.
Dipnotlar
1-Karl Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. Giriş
2-Friedrich Engels, Wuppertal Mektupları.
3-Friedrich Engels, İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu.
4-Friedrich Engels, Köylüler Savaşı.
5-Karl Marx, Fransa’da Sınıf Mücadeleleri, Giriş.
6-Karl Marx, Toplu Eserler 3:175-6; 5:4; Lenin 21:275-280.
7- Vladimir Lenin, Collected Works. Moskova: Progress Publishers 19:28 (Lenin ve Din, İştirakî).
8- Vladimir Lenin, Collected Works. Moskova: Progress Publishers  6:331.
9- Vladimir Lenin, Collected Works. Moskova: Progress Publishers 8: 348.
10-Vladimir Lenin, Collected Works. Moskova: Progress Publishers 10:85.
11- Kur’an; Tevbe 34.
12- Kur’an; Bakara 193.
13- Kur’an; Ra’d 11.
14- Kur’an; Nisa 75.
15-Kur’an; Şura 30.
16-Kur’an; İsra 13.
17-Kur’an; Kasas 5.

Hiç yorum yok: