Üç İnsan

Bugün, üç insan, üç farklı ilde kamu binaları önünde intihar girişiminde bulundu.
Biri kendini yaktı... 2 bin liralık borcunu ödeyemiyordu... Bütün bedeni yanmıştı ve sedyede, “sadece 2 bin lira için mi diyorlar, o iş öyle değil” diyordu.
Üç aydır maaş alamayan bir belediye işçisiydi diğeri.
“Evden çıkarken ev sahibini gördüm, hakaret etti. İşe geldim, aklıma faturalar geldi ödeyemiyordum. Çocuklarımdan utanıyorum, önlerine doğru düzgün yemek koyamadığın için. Ev sahibimden utanıyorum. Haklı adam, ödeyemiyorum kirasını diye düşünürken, birden gözüme ip ilişti. Asmak istedim kendimi” dedi.
Üçüncüsü, TBMM ve İçişleri Bakanlığı’nın önündeki geçitten atmak istedi kendini...
Bu insanların haberlerini yine üç aydır maaş alamayan bir kurumda çalışan haberciler yazdı, sessizce, gülümseyerek...
Bugün bütün bunları sessizce seyrederek ve günün geri kalanını da yine bunları düşünerek geçirdim.
Gezi Direnişi'nde “geçim sıkıntısı çeken kitlenin inmediği hareket sonuçsuz kalır” eleştirilerini hatırladım önce.
Öğrenilmiş çaresizlik testleri yapılmıştı bir ara köpekbalıkları üzerinde. Yiyeceklerinden görünmez duvarlarla ayrılan aç hayvanların bir süre sonra açlıktan ölmeyi sessizce bekledikleri, önlerinde duran avlarına artık bir cama çarpmaktan bıktıkları, sonlarını kabul ettikleri için ulaşma çabasından vazgeçtikleri...
Bu üç insanın ölü bedenlerini ölümlerine sebep olanların önüne sermek isteyişlerini düşündüm biraz da...
Kazanabileceklerine zerre kadar inanmadıkları için balinalar gibi karaya vuruyor insanlar, yavaş yavaş ölürken de bazıları katillerinin gözlerinin içine bakmak istiyor galiba.
Balinaların yaptığı gibi... Korktukları için, umutsuz oldukları için ölesiye sindirildikleri için denemiyorlar bile. Deneyenlere duydukları şaşkınlık da bundan. Yaz çok sıcak, hava çok ağır.
Cennet Cabat

Hiç yorum yok: