Sırça Köşk

Neden toplumsal yaşam alanlarıyla buluşması gereken duyarlılıklarımız için dayanışma etkinliklerini barlarda, kafelerde, içkili mekânlarda düzenleriz? Hadi düzenlenmesi problem değil ama sadece bu alanlarla sınırlı tutmamızın nedeni nedir?
Yıkılan, yakılan, hak ihlalleriyle insanlarının umutları karartılan kentlerdeki insanlar ve çocuklar için bir çalışma yapıyorsak, neden bunu herkesin yeterli oranda katkı sunması ya da en azından duyarlılık göstermesi için sokağa taşımayız? İçki ve eğlence odaklı bir yaklaşımı esas almamızın sebebi nedir?
Neden sadece biz gibilerle kapalı kapılar ardında yaparız, sözümüzü söylemeyiz biz'ce bakmayan ya da hissetmeyenlere? Onların da haberdar olması, bilmesi, sistemi eleştirel gözle yeniden değerlendirmesi ve oradaki insanların yaşadıkları zulümle ilgili olarak empati geliştirmesine dair bir çaba içinde de olmak gerekmiyor mu?
Aslolan, aslında sessizliği seçen insanlarda bir hareketlenme yaratmak değil midir?
Neden sadece kendimiz gibi insanlara dönüktür sesimiz, sözümüz ve mesajımız?
Bir konuda yaptığımız bir çalışma, tüm insanlar için vicdanî duyarlılık geliştirmesi anlamında kamusal alana yayılması gerekirken, neden kendi sırça köşklerimizden ibaret tutarız?
Sadece biz gibilerle bizce söyleyen, konuşan, değerlendiren, bakan, sadece bizce hisseden insanlardan ibaret kılarız?
Bu da sorgulanması gereken bir eylem biçimi değil midir?
Oktay Çaparoğlu

Hiç yorum yok: