Öze Dönüş mü? Yeni Bir Din mi?

Orhan Gökdemir “Anti-Kapitalist Müslümanın Son Yolculuğu” başlıklı yazısında dinin aslında ezilenlerden yana değil, tarihin akışı içerisinde sürekli ezenlerden yana olduğunu, İslam düşünce tarihinde başta Ali Şeriati olmak üzere birçok düşünürün ise; dini ezilenlerden yana bükerek yeni bir din yaratmaya çalıştığını, aslında gerçek dinin ise şu anda yürürlükte olan yobaz, sömürgen ve zalim din anlayışı olduğunu yazmış. Yapılmak istenen yeni bir din önerisi mi yoksa öze dönüş mü? Gelin buna hep beraber bakalım.
***
Kur’an’ın istediği toplum düzenini anlayabilmek için; İslam öncesi Mekke’nin siyasi, sosyal ve iktisadi yapısını anlamamız gerekir. İslam öncesi Mekke’de tefeci bezirgânların, köle satıcılarının ve kervan mafyalarının hüküm sürdüğü bir sömürü düzeni vardı. Bu oligarşinin baş aktörleri, mal ve adamlarla insanlar üzerinde hegemonya kurar, köleci toplum yapısını sürdürür, kız çocuklarını diri diri toprağa gömer ve emek sömürüsü yapardı. Mekke’de kim sermaye sahibiyse onun sözü geçerdi. İşte bu sömürü çarkının zirveye ulaştığı sıralarda Kur’an’ın Mekke’nin ileri gelen tefeci bezirgânlarında korku yaratan şu sarsıcı mesajları gelmeye başlamıştı: “İnsan küstahça azgınlık eder. Kendini her türlü ihtiyacın üstünde görür. Oysa Rabbinedir dönüş.” (Alak; 96/6-8), “Zenginliğine zenginlik katmış da ne olmuş?” (Kalem; 68/14), “Servet yığma hayallerine kapılma…” (Müddesir; 74/6), “Kahrolsun Ebu Leheb iktidarı, kahrolsun! Zenginlik ve iktidar onu kurtaramayacak!” (Leheb; 111/1-2), “Dini yalanlayan (dinin direğini yıkan) kimdir bilir misin? Öksüzü hor görür, yoksulun halinden anlamaz. Gösteriş için namaz kılar, dua eder, vay onların haline!” (Maun; 107/1-6), “Zenginliğini her şeye yeterli görene bak.” (Abese; 80/5), “Boyuna mal istif ederek sayıp durup malıyla övünenin vay haline! Sanır ki malı kendisini sonsuza dek yaşatacak.” (Hümeze; 104/23), “Patlayıncaya kadar yiyin; sefa sürün biraz, siz günaha batmışlar!”, “O diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğu zaman; hangi suçundan dolayı öldürüldü? diye.” (Tekvir; 81/8-9), “Bilir misin nedir zor olan? Bir köleyi özgürleştirmek, zor zamanda vermek, öksüzün başını okşamak, düşmüşün elinden tutmak, iman etmek, güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak, sevgi ve merhamet yumağı olmak.” (Beled; 90/12-18)… İşte Kur’an’ın toplumsal düzeni dönüştürme serüveni, Mekke’nin acımasız ve vahşi kapitalist sömürü düzenine bu denli sert itiraz ve isyanlarla başladı.
***
Kur’an, Mekke’nin mevcut sömürü düzenine ilk itiraz ve isyanı yaptıktan sonra “Sana ne kadar vereceklerini soruyorlar. De ki ihtiyaçtan fazla olanı.” (Bakara; 2/219) ayetiyle ihtiyaçtan fazlasını vererek; mal ve mülk ile insanlar üzerinde hegemonya kuran sömürü düzenini ortadan kaldırmayı; “Yeryüzünde sabit dağlar var etti. Orasını bereketlendirdi. Orada dört mevsim güç/kuvvet kaynaklarını, isteyenler/ihtiyaç sahipleri eşit olarak yararlansın diye takdir etti.” (Fussilet; 41/10), “Rızıkta üstün kılınanlar (zenginler) yanlarındaki (yoksullar) ile eşit hale gelmemek için onlara vermiyorlar. Allah’ın nimetini mi inkar ediyor bunlar? (Nahl; 16/71) ayetleriyle ise iktisadi eşitliği getirerek mülkiyetin kapitalist biçimini ortadan kaldırmayı; “Biz istiyoruz ki, ezilenleri yeryüzünde önderler yapalım.” (Kasas; 28/5) ayetiyle sömürenlerin düzenine son verip; ezilenlerin yeryüzünde önderler olacağını haber vermekteydi.
***
İşte Kur’an’ın mevcut toplumsal düzeni; adalet, eşitlik ve özgürlük ilkeleri çerçevesinde dönüştürme serüveni böyle başlamıştı. Bu serüven Hz. Muhammed’in Medine Sözleşmesi çerçevesinde Medine’de kurmak istediği Adalet Devleti örneği ile devam etti. Ta ki Hz. Muhammed’in vefatı ve Kerbela’dan sonra Muaviye ve Emeviler ile ortaya çıkan yeni din anlayışına kadar.
***
Orhan Gökdemir’e şu soruları sormak istiyorum:
Peygamber’in; ‘Kardeşim!’ dediği Ebu Zer: “Yiyecek ekmeği olmadığı halde kınından sıyrılmış bir kılıç gibi isyan etmeyen insanın aklına şaşarım” derken, yeni bir din mi yaratıyordu, yoksa “Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat; 51/19) diyen kitabın gereğini mi yapıyordu? Ya da Ali Şeriati: “Dindar bir toplumu ancak din adına, din âlimleri kandırabilirdi; ve öyle de oldu.” derken yeni bir din mi yaratıyordu, yoksa “Hahamların ve rahiplerin (din adamlarının) birçoğu, onların mallarını hem haksızlıkla yiyor hem de onları Allah yolundan alıkoyuyorlar.” (Tevbe; 9/34) diyen bir kitabın gereğini mi yapıyordu? Ya da Antikapitalist Müslümanlar ve İhsan Eliaçık “Abdestli Kapitalizme Hayır” derken yeni bir din mi yaratıyordu, yoksa “Servet biriktirmeyin, biriktirdiklerinizle dağlanırsınız.” (Tevbe; 9/35) diyen kitabın gereğini mi yapıyordu? Şeyh Bedreddin: “Bazı insanlar birbirlerine ibadet ederler; ya da altınlara, paralara, yiyeceklere, üne, şana… Bilmedikleri için de Allah’a ibadet ettiklerini sanırlar.’ derken yeni bir din mi yaratıyordu, yoksa ’Allah’tan başka ilah da ibadet edilecek de yoktur.” (A’raf; 7/158) diyen bir kitabın gereğini mi yapıyordu? Ya da Karmatiler, Zenc Hareketi veya Babailer dini isyan dili olarak kullanırken yeni bir din mi yaratıyordu, yoksa “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara;2/193) diyen bir kitabın gereğini mi yapıyordu? Kölelere özgürlük, ihtiyaçtan fazlasını ver, mal ve adamlar ile insanlar üzerinde hegemonya kurma, yeryüzünde ezilenler önderler olacak, Allah sizi; evrensel adalet, kardeşlik ve barış yurdu (Daru’s-Selam) kurmaya çağırıyor diyen, ilk mesajlarında servet ve iktidar sahiplerini bombardımana tutan, “Mülk Allah’ındır” mesajıyla sermaye kalelerini yerle bir eden, “Allah’tan başka otorite yoktur” diyerek imparatorluk duvarlarını yıkan bir kitabın, gereğini yerine getirmek yeni bir din mi yaratmak oluyor, yoksa dinin özüne mi dönmek oluyor? ‘Yeryüzündekilerin çoğunun yanlış yolda olduğunu ve çoğunluğa uymanın insanı doğruluk ve adalet yolundan saptıracağını…” (En’am 6;116) söyleyen bir kitaba; kendisine inandığını söyleyenlerin; büyük çoğunluğu yobaz, zalim ve ahlaksız diye eleştiri getirmek hangi mantıksal gerekçelerle izah edilebilir. Orhan Gökdemir’in karıştırdığı nokta şudur: Tarihte yeni bir din yaratanlar, ezilmişin içli çığlığı, servet ve güç sahiplerinin korkulu rüyası olan kitabın asıl mesajını anlatanlar değil; Allah ile aldatmanın ve saltanat dinciliğinin baş aktörü olan Muaviye ve Emeviler’in yarattığı dini yaşayan ve uygulayanlardır.
Emre Ergül

Hiç yorum yok: