Marx’ın Yoluna Düşen Şeyhler, Kutublar

“Dine karşı savaşmalıyız. Bu bütün materyalizmin, sonuç olarak Marksizmin ABC’sidir. Ama marksizm ABC’de durup kalmış bir materyalizm değildir.”
[V.I. Lenin- Sosyalizm ve Din]
Lenin bu cümleleri kurduktan sonra yazısına şu cümlelerle devam eder: “Dine karşı nasıl savaşılır bilmeliyiz. Dine karşı savaş soyut ideolojik vaazla sınırlanamaz, böyle bir vaaza da indirmemek gerekir. Bu savaş dinin toplumsal kökenlerini ortadan kaldırmayı amaçlayan sınıf hareketinin somut pratiği ile birleştirilmelidir.” Ve yazısının ilerleyen kısımlarında burjuva liberallerin sapma yaratan “Kahrolsun din” söylemlerine saldırır ve şu eleştirileri getirir, “Kahrolsun din, yaşasın tanrıtanımazlık. Tanrıtanımazlığı yaymak ana görevimizdir görüşü bir Marksist için doğru değildir, sığ bir fikirdir. Bu dinin köklerini yeterince derin açıklamaz; onları materyalist değil, aksine idealist bir yolla açıklar” der.
Lenin’in bu cümlelerinden yola çıkarak, diyalektik materyalizm marksizmin ABC’sidir, kaldı ki olay teoriye vurulduğunda işin içine karmaşık toplumsal kodlar, kültürel öğeler gibi çözülmesi gereken büyük bir sorular heyulası giriyor. Olayın bir de ortodoksiye kurban giden bir kısmı vardır ki, o da yıllardır inancın marksist mücadelede bir engel olup olmadığı etrafında gider gelir. Bu ve buna eklemlenen soruları kuyruğunu ısıran köpek benzetmesiyle açıklamam sanırım en güzeli olacak. Çünkü; bu ve buna eklemlenen sorular her zaman için sosyalist hareketlerin önünü tıkamış, vizyonunu daraltmış bir anlam karmaşası olmuştur. Hal böyleyken marksizmin başlangıç noktası olan işçi sınıfını, sınıf kavramından çıkartan ya da sınıfı kavramaya engel niteliktedir.
Halbuki kendi sosyalist hareketler tarihimizde birçok sosyalist yazında tartışmalara katılan, hatta sosyalist partilerin kuruluşunda ve idaresinde ciddi görevler almış, acılar çekmiş inançlı insanlar, hatta ve hatta postnişin sahibi olan insanlar var. Onların isimlerini pek bilmiyoruz diye isimlerini ve kişisel tarihlerini çöpe mi atacağız? Eğer çöpe atmayacaksak, algımızda kırmamız gereken büyük kolonlar var gibi. İşte bu yazıda Türkiye’de sosyalist mücadelede önemli roller üstlenmiş bazı isimlerin hikâyelerini size aktarmaya çalışacağım.
Marx Heykeline Selam Duran Nakşi Şeyhi
Semyon İvanyiç Aralov, bizzat Lenin’in talimatıyla Ankara’ya atanan bir Sovyet diplomatıdır ve Milli Mücadele’nin birçok safhasını Mustafa Kemal Atatürk ile beraber cephede izlemiştir. Kendisinin hatıralarını 1960 yılında kaleme almış ve “Bir Sovyet Diplomatının Anıları” kitabında toplamıştır. Aralov’un hatıratında Türkiye Halk İştrakiyun Fırkası Bursa Mebusu Şeyh Servet Efendi ile ilgili şöyle bir anı geçer:
“Ankara’ya gelişimden kısa bir süre sonra ziyaretime Bursa Milletvekili Şeyh Servet Efendi geldi. Beyaz yeşil sarıklı, kır kaba sakallı birisiydi. Sırtında ipek işi bir cübbe vardı. Şeyh kendisini inanmış bir komünist olarak takdim etti…
Türkiye’nin durumundan söz ettik. Servet Efendi İngilizleri çekiştirdi, emperyalistlerle savaşmak ve bunun için de Türklere yardım etme gereğinden söz etti ve güçlü bir komünist parti kurulması gerekliliğinden bahsetti. Ben susuyordum.
Birden bire şeyh ayağa kalktı ve elini sarığına götürdü, şaşkın şaşkın ona bakıyordum, Şeyh “Büyük dünya lideri Marks’ı selamlıyorum. Marks’ın resmini şimdi gördüm, ona derin saygılarımı sunarım” dedi. Çalışma odamdaki Marks’ın küçük heykeli karşısında Şeyh Servet bir süre başı önüne eğik bir şekilde durdu.
Anıda bahsedilen Şeyh Servet Efendi, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın kuruluşunda yer almış bir Nakşibendi şeyhidir. Meclis’te girdiği ateşli tartışmalarla tanınır. İştirakiyun Fırkası ise o dönemde ülkemizde sınıf bilinci çok yükselmediği için ‘’Halkçılık’’ çizgisine yatkın bir sosyalist partidir. Parti’nin kuruluşu 7 Aralık 1920’dir ve baskı politikaları yüzünden dayanamayarak 1 Şubat 1921’de faaliyetlerini durdurma kararı alır. İşte bu kapanma sonrasında Millet Meclisi’ne gönderilen protesto mektubundan sonra dokunulmazlığı kaldırılarak İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanmıştır. Suçsuzluğu kanıtlanmıştır. Daha sonraları Hatay Müftülüğü’ne atanmış ve 1942 yılında emekliye ayrılmıştır.
TBMM tutunaklarında Şeyh Servet Efendi’nin meclisteki faaliyetleri
Halkçı Sosyalist Şeyh Servet Efendi’nin Milli Mücadele’deki hizmetlerinden dolayı Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır.
“Mutedil Sosyalizm Gerçekleşebilir”
O dönemin teorik tartışmalarının en yoğun döndüğü dergilerden biri, İştirakçı Hilmi’nin (Hüseyin Hilmi) çıkardığı İştirak adlı dergidir. Dergi haftalık olarak cumartesi günü yayımlanırdı. Derginin sloganı ise hepimizin duyduğu ama kulak asmadığı “Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” sözüydü. Derginin o dönemde Anarşistler ile Sosyalistlerin en ateşli tartışma mektuplarının yayınlandığı dergi olma özelliği de var. Bu ateşli yayın çizgisi derginin kendi içine de sıçrıyor ve bugün bile inanılmaz tartışma konuları patlak veriyordu.
Melami kutbu Abdülaziz Mecdi Tolun da bu dergiye yazı gönderen düşünürlerden biriydi. Mecdi Efendi, Türkiye’de mutedil bir sosyalizmin mümkün olabileceğini, Batı dünyasındaki ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküntülere çatarak, İslam ile Sosyalizmi günlük meseleler açısından bağdaştırmaya çalışıyordu.
Abdülaziz Mecdi Tolun, Türkiye’deki sosyalizme omuz vermiş tek Melami değildi. Balkanlarda Sosyalist nitelikte bir Melami federasyonu kurmayı teorize eden Abidin Nesimi, Hafi (gizli) TKP’nin kuruluşunda yer alan tasavvuf tarihini iyi bilen, kendisi de aynı zamanda bir Melami kutbu olan hocaların hocası Abdülbaki Gölpınarlı, inancını hiçbir zaman saklamayan Marksist teorisyen Hikmet Kıvılcımlı gibi isimlerle cetvel gittikçe gidiyor.
Bence orta karar, Abdülaziz Mecdi Tolun’un ifadesini kullanarak diyorum ki; Bu topraklarla sosyalizm ve solun mutedil bir ilişkisi vardır ama bu ilişki evlenmek için geçerli bir sebep değil.

Hiç yorum yok: