Burjuva Tarih ve Sol

Hüseyin İnanların, Denizlerin İkinci Kuvâyı Milliyeciliği ya da Çayan'ın küçük burjuvazinin radikal kanalı olarak Kemalizm tespitleri dönemin ulusal demokratik devrim/demokratik halk devrimi görüşü içerisinde ne kadar hatalı da olsa mazur görülebilir ama bugün 30 Ağustos anması yapan, kimin cesetlerinin üstüne bastığının farkında olan devletlû/şoven sol affedilemez.
Sosyalist Sol bu coğrafyada bir aşağıdan tarih okuması üzerinden 1920'leri analiz etmek yerine, tüm savaşan güçleri egemenliğe yazgılı okuyor. (Ve daha da vahimi ona bağımsızlık anlatısı altında selam duruyor!) Ya da “tüm hadise bütünüyle bir iç savaştır” diyerek egemenlik dışı güçlerin üzerini örtüyor. Bu da şovenist olmasa da bir tür liberal okuma!
Kaypakkaya dışında -hem kemalizmi teşhir ederek hem de aşağıdakilerin tarihini imleyen- bütün resmi ideoloji eleştirileri liberalizmle mâlul.
Maharet Gelenek/SİP çevresi gibi demokratizm eleştirisi yapıp Sosyalist Devrimi savunmak da değil!
Sosyalist Devrim diyenler bile kemalizmin iyi bir burjuva devrimcisi olup olmadığını tartışa durmuşlardır. Bundan bize ne?!
Öte yandan Troçkistlerin özgül ağırlığı da büyük bir kibirle bütün ilerlemeci tarih ve demokratik devrim eleştirisini kendilerinin yaptığı zehabındadır. Üstelik o tartışmayı da hatalı yapmaktadırlar. Eşitsiz gelişim üzerinden bir evrenselci diskurla!
Misal Hindistan'da Naxalbari hareketinin önderi Çaru Mazumdar daha 60'lı yıllarda “burjuva demokrasisini faşizmden ayırmıyoruz” demiştir.
Mesele, asal sorunsal, nirengi noktası burjuva tarihten kopan bir anti-modernist ya da alter-modern bir tarih okumasıdır. Tarihin her döneminde komünal pratikler vardır.
Erdem Bulduruç

Hiç yorum yok: