Ahlâk Devrimi

Yeni Şafak gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan, gündelik siyasetten “sıkıldığı”nı belirterek “Uzunca bir süredir siyaset de sosyoloji de çok tuhaf bir aralığa sıkıştı. Bir çeşit ‘metan yorgunluğu’ oluşturdu bu sıkışma. Ne zaman patlayacağını bilmiyorum ama patladığında hiç iyi şeyler olmayacağını ön görebiliyorum. Fakat mesela bu sıkışmayı yazamıyorum çünkü yazarsam beni vatana ihanetten yargılayacak, Reis’e ihanetten asacak bir dünya gazeteci-trolün varlığı beni korkutuyor” dedi.
“Hiçbir ahlaki düzlem tanımaksızın iftira-yalan-gıybet üçlüsünü gazetecilik falan zanneden adamlardan, kadınlardan korkuyorum. Bence onlardan siz de korkmalısınız, zira bizi uçuruma doğru götürüyorlar.”
Bu cümleleri okuyanlar kendilerini nasıl hissediyorlar acaba?
Yazarın dediklerinde hilaf yok. Aynen katılıyorum. Ancak son cümlede, “Hiçbir ahlaki düzlem tanımaksızın iftira-yalan-gıybet üçlüsünü gazetecilik falan zanneden adamlardan, kadınlardan korkuyorum. Bence onlardan siz de korkmalısınız, zira bizi uçuruma doğru götürüyorlar” ifadesi ahlak ve adalet sahibi insanları umutsuzluğa ve korkuya teslim olmaları gerektiği gibi bir telkin içeriyor.
İnsanın şunu diyesi geliyor; “Siz iktidar yanlısı gazeteci/yazarlar olarak bu kadar korkuyorsanız, bu ülkede hakkı ve adaleti savunmak makamında ve cesaretinde olanlar ne yapsınlar?
Evet, yazarın dediği gibi erkek, kadın fark etmiyor. Dilleri ve üslupları o kadar çirkinleşmiş, kirlenmiş ve seviyesizleşmiş ki, hâliyle insan şunu soruyor: Hz. Muhammed’in dinine mensubiyet iddia edenlerin dili ve üslubu bu mu olmalıydı? “Son ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen bir Peygamber’e ümmet olma bilinciniz bu mu?
Ne yazık ki böyle… Bu ahlâkla ahlâklananlar bugün İslam adına bizlere balans ayarı vermeye çalışıyorlar. İslam adına bizleri tedip, tehdit edip, azarlıyorlar.
Derim ki, bu ülkenin gençlerini, Malazgirt’ten önce Medine’nin iklimini götürün. Orada yaşanan büyük ahlâk devrimini teneffüs ettirin. Peygamber’in suyu ile yıkayın. Arınsınlar bu kirden ve pastan.
Kefen giydirip, kılıç kuşattırarak değil, verin ellerine büyük ahlâk kitabını onu tedris ettirin.
Vesile oluşmuşken konuya munzam bir şey daha ilave edeyim. Başta CB Erdoğan olmak üzere AKP’li siyasetçiler her gün çeşitli vesilelerle kürsülerde insanlara sesleniyorlar. Zaman zaman dinlediğimde kendi kendime hayıflanıyorum; Eğer, bu topluluğun içinde Hz. Muhammed olmuş olsaydı ve bu konuşmalara tanıklık etmiş olsaydı, arkasını döner giderdi. Evet, kelimenin tam hakkı ile söylüyorum ve hiçbir tereddüdüm de yok; “Arkasını dönüp giderdi.”
Hz. Peygamber yakın dostu Hz. Ebubekir ile oturuyorlardı. Medine’nin sıcak bir günü. Biraz sonra içeriye bir adam girer. Etrafına baktıktan sonra Hz. Ebubekir’in yanına oturur. Ve hemen çirkin sözlerle ona saldırmaya başlar, hakaret eder, küçümsemeye çalışır, tacizde bulunur. Hz. Ebubekir sabırla dinler. Olaya şahit olan Hz. Peygamber, bu saygısız insanın haddi aşan çirkin sözlerinden rahatsız olsa da bir an için susar. Adam nerede olduğunun, kimin huzurunda bulunduğunun farkında değilmiş gibi devam eder. Bu anlamaz adamın çirkin sözlerinden hayli rahatsız olmaya başlayan Hz. Ebubekir dayanamaz ve cevap vermeye başlar. Hz. Peygamber’in huzurunda olduğunun farkında olan Hz. Ebubekir daha fazla susarsa, Hz. Peygamber’in rahatsız olacağını varsayar. Hz. Ebubekir’in cevap vermesi üzerine Peygamberimiz ayağa kalkar ve orayı terk eder. Onun uzaklaştığını gören Hz. Ebubekir telaşlanır ve arkasından koşar ve sorar: “Ey Allah’ın elçisi. Sizi rahatsız edecek bir şey mi yaptım? Eğer yanlış bir şey yaptıysam Allah’tan af dilerim.”
Hz. Peygamber döner ve çok sevdiği dostuna şöyle buyurur: “Ey Ebubekir! Adam sana hakaret edip sataşmaya başladığında sen sustun. O esnada Yüce Allah’ın görevlendirdiği bir melek senin adına o adama cevap veriyor, sana da dua ediyordu. Sen sustukça melek seni savunuyor adama karşılık veriyordu. Ne zaman ki, sen de cevap vermeye başladın işte o anda o melek orayı terk etti ve şeytan oraya girdi. Ben şeytanın bulunduğu ortamda durmam. Benim orayı terk etmemin sebebi budur işte.”
Buyurun ey Müminlik iddiasında bulunan siyasetçiler! Bu ahlâktan size hiç bulaşmadı mı? Diyarınızdan geçmedi mi? Avurdunuzu doldura doldura, dilinize gelen kelimeleri, cümleleri kontrol etmeden, süzmeden gürlüyorsunuz. Dindarlık iddianız, muamelatınız ve eylemleriniz ile ispata muhtaçtır. İddia ettiğiniz dindarlığınız hâlden âri ise bu ne menem dindarlıktır?
Bir de şu gerçekliği asla ihmal etmemek lazım; İnsanlar fıtratları gereği büyüklerini, liderlerini, önderlerini, rehberlerini taklit ederler. Onların hâlleriyle hâllenirler. Onun için derim ki, taraftarlarınızın, sempatizanlarınızın hâl ve davranışları, sözleri böyleyse, aynada bakın kendinize. Aynada gördüğünüz görüntü, dışarıya yansıyanın kaynağıdır.
Fahrettin Dağlı

Hiç yorum yok: