Nerede Düştük?

“İslam düşüncesinin tek eksiği nedir derseniz, iki kelimeden oluşan bir tamlama kullanırım” diyor Aliya ve bu tamlama “Critical Thinking” yani “Eleştirel Düşünce”.[1] Şimdi bu tamlamadan yola çıkarak biz Müslümanların dün olduğu kadar bugün ve yarınına da çok büyük etkisi olan bir süreklilikten, yani namazdan bahsetmek istiyorum.
Tabi burada namaz birçok farklı açıdan ele alınabilir. Misal olarak tekbir esnasında elleri geriye atmanın anlamı, namaz hareketlerinin sıralamasının neden bu şekilde olduğu yahut neden günde beş vakit olduğuna bakılabilir ama ben burada tek bir konu üzerinde durmak istiyorum, mümkün mertebe kısa ve net olmaya çalışacağım.
Şimdi ülkemizde de son birkaç yılda din adına yapılan ikili tartışmalarda duyduğumuz bir diyalog:
A: Kur’an bize yeter.
B: Yetmez. Bana Kur’an’da namazı göster, nasıl kılınacak, hangi sureler okunacak, kaç rekat kılınacak… vs
Burada ele almak istediğim ve dikkat çekmek istediğim konu, namazın bundan 1400 yıl önce gelmediği, aksine risaletin başladığı günden beri var olduğu gerçeğidir. Bu hususu “eleştirel bir düşünce” sistemi içerisinde aktarmaya çalışacağım.
İlk olarak acaba kaçımız bu ayetlerin farkındayız?
“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.” (14-40)
Musa’ya ve kardeşine: “Kavminiz için Mısır’da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Mü’minleri müjdele” diye vahyettik. (10-87)
Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Babalarımızın taptığını, yahut mallarımız hakkında dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor.” (11-87)
“Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rüku et” demişlerdi. (3-43)
Şahsımca bu dört ayet “eleştirel düşüce” de bulunmak isteyen ve hakikati arayan kimseler için diyeceklerimi sarih kılacaktır.
1_ Kur’an’da peygamber kronolojisi şu şekilde[2]: Hz İbrahim 6. Hz Musa 14. Hz Şu’ayb 16. Hz Meryem’in evladı olan Hz İsa ise 24. Peygamber. (Peygamberlerin sıralaması yukarıdaki ayetlerin sıralaması ile denktir.)
2_ Yani baktığımızda binlerce yıldır İsrailoğulları’na gelen peygamberlerde de Hıristiyanlık da ve peygamberler dışında da insanlara namazın farz olduğu ve namazın bilinen süregelen devam eden bir mensek (bkz. Şaban Ali Düzgün, Sarp Yokuşun Eteğinde İnsan, s. 16) olduğu ortadadır.
3_ Eğer derseniz “yok canım o namaz ile bu namaz bir değil” ben de o zaman şunu derim: “Namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar” diyen (29-45) ayeti nereye koyacağız? Ne yani o gün başka bugün başka işlevi mi vardı namazın? Yahut o gün hiç böyle bir işlevi yok muydu? Yani lütfen ağzımızdan çıkanları kulağımız değil gönlümüz işitsin.
4_ Ama “nasıl kılınacağı yok” diyorsanız ben de derim ki: Niye olsun? Ayrıca Allah binlerce yıldır tüm inananlar tarafından günde (2, 3 veya 5 önemi yok) defalarca yapılan bir menseki neden tekrar açıklasın ki eğer uygulamanın temelinde sorun yoksa? Diyorsanız ki bunun açıklamasını peygambere bırakmış, o zaman evliliğin helal olduğu ve olmadığı kimselerinde açıklamasını peygambere bırakabilirdi ya da Kur’an’da hakkında en fazla tafsilat bulunan miras konusunu… “Mirasta adaletli olun” deyip bunu da peygambere bırakabilirdi, bunu neden peygambere bırakmadı? Yani aslında benim demek istediğim şu: Allah bize namazı “dosdoğru kılın” diyor. Ellerini şöyle bağla, ilk olarak şu duadan başla, sonra şuna geç, sonra da şunu oku yahut oturunca ayak başparmağını bük gibi şeyler yapın demiyor ki bunların hiçbiri de ne namazın huşusunu artırmaya ne namazda okuduğunu anlamaya ne de kıldığın namazı gösteriş yapmadan kılmana yarıyor.
5_ 4. maddede yaptığım açıklama, namazın rekat sayısı sorusuna verilecek cevap ile paraleldir, ayrıca diğer mensekler (çoğulu, Menasik) gibi misal olarak haccın da nasıl yapılacağı ile ilgili sorulara da cevap niteliğindedir.
Burada paylaştığım notları akademik bir arayış içerisinde sunma gayretinde olmadım sadece “Bürhan’ı”[3] [Beyyineden (açık delil) daha kuvvetli bir kelime anlamına gelmekte olan, akli olarak insanı kabul etmeye zorlayıcı bir etkene sahip olan Kur’anî bir mefhumdur.] size sunma gayretinde oldum.
Bunu namaz üzerinden yapmam ise hem ilgi alanıma girmesi hem güncel olması hem de inandığımız dinin direği olmasındandır.
“Eleştirel Düşünce” mefhumu üzerinden ilerlemek istemem ise düştüğümüz yerden kalkacak oluşumuzdur ve ben bizlerin “Eleştirel Düşünce ve de Bilgi Hakimiyetimiz” konularında düştüğümüz kanaatindeyim, bu açıdan düştüğümüz yeri tespit eder isek buraya yazamayacağım kadar çok mevcut olan ve olması muhtemel sorunları da çözmüş oluruz diye düşünüyorum.
Hakikat arayışında samimi olanlara selam olsun!
“Akıl içimizdeki peygamber, peygamber dışımızdaki akıldır.” (Cafer-i Sadık)
Allah, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır.(10-100)[4]
Arif Dağhan
Notlar
[1] Şaban Ali Düzgün hocanın çevirisidir.
[2] Hasan Tahsin Feyizli’nin Kur’an mealinin arkasındaki sıralamadır.
[3] Fazlur Rahman, Ana Konularıyla İslam, 13. Baskı Ankara Okulu Yayınları, s. 125.
[4] Meallerde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mealinden faydalandım.

Hiç yorum yok: