İslam ve Sosyalizm Arasında Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Kıvılcımlı’nın yaşamında sosyalistliğinden nasıl şüphe edilemezse, ölümünde de son nefesinde, kendi vasiyeti üzerine söylemek gerekirse, cenazesinin bir Müslüman olarak kaldırılmasında şüphe yoktur. Bu başlıktan Kıvılcımlı’nın cansız bedeni Müslümanlara teorik ve siyasal mirası ise doğal varisi olan sol varislerine düşen bir hisse değildir. Üstelik doğal varisleri bile şimdilerde Kıvılcımlı’nın teorik ve siyasal mirasını paylaşmada iki karşıt cephe oluşturmuşken, bir de buna çok dışarıdan bir üçüncü akrabayı eklemek oxymoron olarak algılanabilir. Fakat bu yazıdan murat edilen şey oxymoron yaparak sensüel anlamda dikkatleri avlamak değildir.
Türkiye’de bir kısım sağ taifenin sol cenah karşısında mâruf ve mâlum kompleksi olan mühim adamların da “bizden” olduğu “Müslüman olduğu” bilinçaltındaki komplekse merhem olacak türden ecnebilerin ya da mühtedîlerin Müslüman olma keyfiyeti üzerinden ezilmiş ruhlara bir inşirâh vazifesi görmesi de değildir. Bu kompleksin bir başka cephesi de bir kısım taifenin iç dünyalarındaki mütereddit ruh hâllerine her seferinde doğru yolda olduklarına delalet eden bir karine arayışı hiç değildir.
Kendine inanmayan bir insanın kafa kuruluşuna bakıldığında; kendini beğendirmek kaygısı ile kendi gibilerini aşağılamaktan ya da hiçe saymaktan doğan, kendi muhiti dışındakilere karşı ise önemli insanlara zekayı geriletecek düzeyde bir hayranlıkla kendini ele vermesidir. Bu kafa, sürekli apoloji ya da kendini ibrâ etmeye duyulan ihtiyacın zorunlu sonucu olarak, edilgen kişilik ve özür dileyici bir zihniyetle ma’luldur.
Bu yazı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın teorik ve politik mirasından Türk Sağı’na da iki önemli hissenin düştüğü yönündedir. Birinci hisse “Edebiyat-ı Cedidenin Anatomisi” ve “Bergsonizm” üzerinden sağın içindeki hastalıklara, yapısal sorunlara Kıvılcımlı kadar gür bir ışık tutan başka bir zekâ yoktur bana göre. İkincisi ise İslam dini konusundaki derin vukufiyeti ile yaptığı çalışmalardır. Bu çalışmalar “Allah, Peygamber, Kitap”, “Fetih ve Medeniyet”tir. Kıvılcımlı’nın bu eserleri, sadece tez sahibinin antitezini araştırma çabasının ürünü olarak değil, bana göre, samimi bir inancın da ürünüdür.
Kimdir Kıvılcımlı?
Marxsizmi Türkiye gerçekliğine uyarlamaya çalışan en özgün zekâlardan biridir Kıvılcımlı. Bir çağın vicdanı düşünce ufkumuzun sınırlarında gezen bir cevelân. İbni Haldun’un çağdaş şakirdidir Kıvılcımlı. Hakikatin peşinde harcanmış bir ömür, bu ömrün 22 yılı hapishanelerde geçmiş Kıvılcımlı’nın bir başka özelliği de sağın ve solun dünyasında hakikati gölgeleyen yalanları birer birer ifşa edip gerçeği yalanlardan arındıran adamdır.
Türkiye’de sağın soldan bildiği Türk solunun 1960’yılların ortalarında başlayan ATÜT ve Feodalizm tartışmalarda ATÜT’ü savunan İdris Küçükömer ve Kemal Tahir’dir. Bu iki isim, Türk sağının 1970 yıllarda en çok aşina olduğu isimlerdir. Fakat bu listenin içinde Dr. Kıvılcımlı yoktur.
1968 Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgaliyle dünya solunu ikiye bölen bu olay Türkiye solunda da derin çatlaklara yol açarak, yeni tarihsel blokların oluşmasına neden olacaktır. Özellikle İşçi Partisi içinde M. Ali Aybar grubu ile Behice Boran grubu karşı karşıya gelerek sol örgütler içinde hizipleşmenin kaynağını oluşturacaktır.
1960’lı yıllar bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sol düşünceyi tarihsel toplumsal ve siyasal açıdan geliştiren son derece velud ve münbit bir iklim yaratmıştı. Bu dönem, özellikle 1960’lı yılların ortalarından başlayarak sol cenahta ATÜT ve Feodalizm tartışmaları dönemin entelektüel ve akademik çalışmaları tarihçilik bakımından önemli eserler üretmiştir. Ancak Kıvılcımlı, bu tarihten çok önceleri Tarih Tezi’yle Osmanlı toplumunun tarihini İbni Haldun metoduyla ilk araştıranlardan birisidir.
Kıvılcımlı’nın Tarih Tezi’nde devrimleri Tarihsel Devrimler ve Sosyal Devrimler olarak ikiye ayırmaktadır. Tarihte yapılmış devrimlerin Hz. Peygamber’in yaptığı devrimlerin tarihsel devrim olarak nitelemektedir. Din konusunda ise Kıvılcımlı Kemalizmin kaba din ve laiklik anlayışının yanından bile geçemeyeceği düzeyde derin bir vukufiyeti temsil etmektedir.
Kıvılcımlı’nın Kemalist ideolojinin din konusundaki kaba laiklik anlayışının çok uzağında, derinlemesine bir İslam vukufiyetinin olduğunu Allah, Peygamber, Kitap isimli eserinde Esmaül Hüsna’nın ekonomik, toplumsal ve beşeri bağıntılarını ele aldığı çalışmasında görmek mümkün.
Eğer tebcil sayılmazsa, Türk solu içinde Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal somut gerçekliği üzerinde Marxizmin yorumlanması çabasıyla Kıvılcımlı’nın halen aşılamadığını söylemek mümkün. Özellikle Marxsizmin üstyapıya ilişkin nakıs tarafları, daha sonra felsefî düzeyde Althusser ve Gramsci gibi post-Marxistler tarafından aşılmaya, giderilmeye çalışılsa da Marxizmin üstyapıya ilişkin din konusundaki eksikliğini giderecek çalışmalar yapılmamıştır. Bu nedenle klasik Marxizmin bu konudaki tavrı, kaba bir ekonomik determinizmden öteye gidememiştir.
Demir Küçükaydın’ın tespitiyle, teorik düzeyde de bakılınca Marxizmin bir din teorisi yoktur. Bana göre Kıvılcımlı, Türk solundaki bu eksikliğin ilk farkında olan kişilerden biridir. Kıvılcımlı, bu teoriyi Türkiye ölçeğinde geliştirme çabası içinde olan bir düşünürdü. Türk solunun din konusunda gelip yaslandığı duvar, kaba bir laik Kemalist söylemin eşiğini halen aşamadığı için, solun toplumsal taban tutmadaki krizlerinden biri de buradan kaynaklanmaktadır. Kıvılcımlı, sadece din konusunda değil, Osmanlı tarihi konusunda da ilk eşiği aşan bir düşünürdü. Bu açıdan “Osmanlı Tarihi’nin Maddesi”, “Tarih, Devrim ve Sosyalizm” kitapları en önemli eserleridir.
Kıvılcımlı, Hz Peygamber için bizlerin yüzlerce yıl sonra bile onun kadar tarafsız laik olamadığımızı söylüyor. Kıvılcımlı, sağın koyu bir İslam tapıncı ve bir o kadar da bezirgan riyakarlığıyla ma’lûlken, Solun da ateist afur tafralarıyla bu konuda zihinsel bir fukaralık içinde olduğunu söyleyecektir.[1] Gerçekten de kapitalist sistem kendi âdemini yaratırken, sosyalist sistemin neden kendi tipini, kendi âdemini yaratamadığı, tartışılması gereken bir sorundur. Bugün bir Homo Kapitalismus’dan ya da Homo İslamicus’tan söz edilmesine karşın Homo Marxismus’un varlığının neden teşekkül etmediği sorunu, tartışılması gereken önemli bir konudur.
Kıvılcımlı, klasik Marxist anlayışın tersine, din meselesinin hiç de ikincil, üçüncül kategoriden bir sorun olamayacağını, çünkü din konusunun sadece toplumun üst yapısında tıkırdayan bir kültür meselesi olmadığını, insan beyninin düşünce mekanizmalarında işleyen, âdeta sistemleşmiş canlı bir düşünce biçimi olduğunu söyleyecektir. Dinin insan yaşamından kolayca sökülüp atılamayacağından bahisle, onun derinlere yapışmış köklere sahip olduğunu vurgulayacaktır. Dinin söküldüğü sanıldığı yerde bile bir nesnenin veya konunun fetişe edilişine tanık olmanın, tapınmaya dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etmektedir. Gerçekten de Levi Strauss’un aydınlanma düşüncesinin Tanrı’yı tahtan indirip yerine insanı koyan düşüncenin bugün gelinen nokta itibariyle modern insanın boğazına kadar irrasyonel tabulara boğulduğunu söylemesi, Kıvılcımlı’nın bu tezini doğrulamaktadır. Strauss, tersine dönmüş bir imanın ya da ateizmin inkâr ederken bile boğazına kadar dinin içine gömüldüğü ve dindar insan gibi davranmalarının dinin bu derin ontolojisinden kaynaklandığını söyleyecektir.
[1] Hikmet Kıvılcımlı, Allah, Peygamber ve Kitap, Bumerang Yayınları, s. 86.

Hiç yorum yok: