İnsan Olmamak

Uzun bir zaman oldu yazı yazmadığım...
Yaşamın bana dayatmış olduğu birçok ihanet, birçok yalan ve beni benden alan birçok hadiseden ötürü mürekkebi dökemedim yazıya. Özür diliyorum bu yüzden kalemimden. Beni ben yapan en büyük silâhımdan.
Beni tekrar buraya getiren ve ateşimin hâlâ sönmediğini hissettiren olay ise yaşadığım topraklar üzerinde özgürlüğü alınan, emeği gasp edilen, işi elinden çalınan ve çocuğunun cenazesini almak için, yanlış okumadınız, çocuğunun cenazesini almak için bedenini açlığa terk eden onurlu insanların mücadelesi olmuştur. Çünkü onlar mücadele ederken, bedel öderken ve kendini feda etme gibi insanî aşamanın en üst, en olgun seviyesine ulaşmış insanların sesine duyarsız kalmam, inandığım bütün doğrulara, hatta dine bile ihanet etme anlamı taşıyacaktı.
7 Haziran 2015 ve 15 Temmuz 2016 sonrası yaşanan ve bu güzelim coğrafyanın güzelim insanlarına yaşatılan o kadar çok kötü hadise var ki buraya onları yazmaya kalksam herhalde mürekkeb bile utanmaya başlar. Evet kaotik ortamın çevreyi sardığı bir ortamda maalesef çoğu insan, haksızlıklar karşısında sessiz kalmayı, kör olmayı, sağır davranmayı tercih etti ve ediyor da. Oysa bunu yapan insanların ne tarihlerinde ne de dinlerinde böyle bir şey söz konusu, tarih ve din onlara mazlumdan yana olmayı, onların sesi olmak gibi bir misyon yüklemişken, onlar, modernitenin ve egemen sistemin dayatmış olduğu vurdumduymazlığı ve vicdansızlığı yüklenmiştir. Düşünün bir yer de insanî aşamanın en üst noktası ve bir yanda da en alt aşaması, sanki bu çağ bize insan kılığında ama insanî olmayan modern çağ sunuyor!!!
Sessizleşme, duyarsızlaşma ve eşekleşme üzerinden dizayn edilen günümüz toplumlarının nasibinden maalesef bizlerde üzerimize düşen ne pay varsa fazlasıyla aldık. Çoğu defa Kürt şehirleri yıkılırken ve insanlar ölürken sessiz kalmayı, şehirler de bulunan AVM’lerde, lüks mekânlarda bulunup yanı başımızdaki çocuk ölümlerini veya kirli çirkin işler üzerinden duyarsızlaşmayı ve iş- ev ve sanal âlemde hiçbir mana ifade etmeyen paylaşımlar üzerinden de eşekleşmeyi öğrendik. Sanırım “bugünkü yaşadığımız toplumun görüntüsü budur” desem hiç kimse “yok” demez.
Toplumun aydın diyebileceğimiz kesimi ise bu konularda maalesef sınıfta kalmış durumda. Halkının sorunlarını dert edinen insan sayısı bir elin parmağı kadar az iken, paranın, koltuğun ve herhangi bir gazete köşesinde yazı yazmak için yer edinmeye çalışsan insan sayısı ise ellere sığmayacak kadar çok. Bu durum gerçekten mide bulandırıcı. Düşünün, bir ülke de insanlar ölürken, ölülerin yerlerde sürüklendiği, günlerce sokaklarda bekletildiği, şiddet dilinin her yeri sardığı, gazetecilerin tutuklandığı bir ortamda dilsiz kalmayı başarmak ve öylece yaşamak.
Biliyorum, ben de çok masum değilim bu konuda. Benim de şeytanlaştığım, bir insan gibi davranmadığım zamanlarım oldu. İnsanların gözyaşlarına, yaralarına merhem olamamanın acısını yaşıyorum çoğu zaman yüreğimde. Ve çaresizliğim için utanıyorum kendimden. Ve utandıkça da kendime geliyorum aslında. Çünkü benim için her utanış bir ızdırap ve sonrasında uyanış oluyor. Şimdi düşünüyorum da tok karınları ile nutuklar atan mı kazanıyor yoksa onurlu bir şekilde mücadele edip fedakârlığın her türlüsünü gösterip vicdanları ve insanlığı uyandıranlar mı? Kazanan belli aslında, çünkü tarih bedel ödeyen güzel insanları hatırlayacak.

Hiç yorum yok: