Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Üzerine

Hamas lideri Halit Meşal, görevini İsmail Heniye’ye devretmeden önce 1 Mayıs 2017’de Filistin İslamî Direniş Hareketi Hamas’ın 42 maddeden oluşan Yeni Prensipler Belgesi’ni ya da Siyaset Belgesi’ni Doha’da açıkladı. Açıklanan belge, aslında 18 Ağustos 1988’de kabul edilen belgenin bir bakıma revize edilmiş şeklidir. Fakat bu gelinen nokta, Hamas’ın bugüne kadarki duruşundan oldukça farklı. Hatta Hamas’ı El-Fetih’ten ayıran önemli farklılıkların neredeyse ortadan kaldırıldığına şahit oluyoruz. Unutulmamalıdır ki El-Fetih’le, Hamas ve İslamî Cihad arasındaki en önemli görüş farkı BMGK’nın 181, 242, 338 sayılı ve yine 1982 Reagan Planı olarak da bilinen FEZ doruğundaki kararlara El-Fetih “evet” derken Hamas ve İslamî Cihad bu kararları tanımıyordu.
Bahsi geçen kararların ortak özelliği, “iki devletli” çözüm içermekle birlikte, bilhassa 242 (1967) ve 338 (1973) sayılı kararlar, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan çekilmesini öngörmekte. 1982 FEZ doruğunda ABD Başkanı Reagan tarafından ortaya konulan FEZ kararları, önce hiçbir Arap ülkesi tarafından kabul edilmemişti. Zira bu karara göre, iki devletli çözüm için Filistinlilerin ve İsrail’in masaya oturması, 1967’de işgal edilen Doğu Kudüs, Batı Şeria, Gazze ve Golan Tepeleri gibi konuların müzakere edilmesi isteniyordu. Bunun yanı sıra 4 Aralık 1981’de İsrail’in Golan Tepeleri’ni ilhak kararı, 1982’de Güney Lübnan topraklarının bir kısmının işgali ve 1980’de Kudüs’ün İsrail tarafından başkent ilân edilmesi gibi birçok konu da vardı. İsrail, FKÖ’yü terörist kabul ettiği için FEZ kararlarına uymadı, FKÖ de İsrail’i devlet olarak tanımadığı için İsrail’le masaya oturmaya yanaşmadı. Ancak ilerleyen zaman dilimleri içerisinde FKÖ, neredeyse alınan tüm kararlara uyabileceğinin, kabul edebileceğinin sinyallerini vermeye başladı. Bir cümleyle özetlemek gerekirse, FKÖ ve Arap Ligi hep bir ağızdan; “İsrail 1967 öncesi topraklara çekilsin” demeye başladılar. Bu ne anlama geliyordu? Yani ABD güdümündeki BMGK diyor ki: “İsrail’in 1967 yılına kadar işgal ettiği topraklar meşrudur. 1967 sonrası işgal ettiği topraklardan çekilsin.” İşte Hamas, Şehit Fethi Şikaki ve arkadaşlarının kurduğu “İslamî Cihad” örgütleri bu karara karşı çıkarak; “nehirden denize kadar olan topraklar Filistin topraklarıdır” diyorlardı. Bunu en güçlü bir şekilde seslendiren de Halit Meşal, İbrahim Guşşe, Fethi Şikaki ve Ramazan Şallah gibi önderler olmuştu. Ama bugün gelinen noktada ve Halit Meşal’in açıkladığı “Yeni Siyaset Belgesi”nde; “Hamas 4 Haziran 1967 sınırları içerisinde bir Filistin devletinin kurulmasını öngörüyor” şeklinde bir ibare yer almaktadır.
Hamas’ın 1988’de yayınladığı Hamas ara belgesiyle bugün dünya kamuoyuna duyurduğu ve tüm Hamas yetkililerinin onayıyla kabul edildiğini ilân ettiği belge arasında önemli farklılıklar mevcuttur. Bunları kısaca özetlersek, ilk belgede Hamas’ın İhvan’ın bir kolu olduğu vurgulanırken, yeni belgede İhvan’dan hiç bahsedilmemekte. Elbette bunun Hamas açısından önemli nedenleri vardır. Öncelikle belirtelim ki Sisi yönetimi, darbe sonrası Hamas’ı ve Gazze’yi sıkıştırabildiği kadar sıkıştırdı. Gazze halkı, gerek tünellerin kapatılması nedeniyle ve gerekse uygulanan ambargolar nedeniyle tıkandı. Ayrıca Kahire Acil Durumlar Mahkemesi, Hamas’ı Şubat 2015’de terör listesine aldı. Yeni belgede 1967 öncesi sınırların kabulü, daha önce ifade edilen ve bizzat Halit Meşal’in; “Biz 1967 öncesi değil, 1947 öncesi varolan Yahudilerle yaşamaya razıyız” ifadesi yerini 1947-1967 arası Yahudi varlığının kabulü ile karşı oluşlarının sadece Siyonizme ve Siyonistlere yönelik olduğunun kabulü alıyor.
Sanıyorum bu belgenin ortaya çıkmasında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın önemli etkileri olmuştur. Zira Halit Meşal’in Türkiye ile olan yakınlığı malum. Ve yine Türkiye’nin Hamas ve Gazze hassasiyeti bilinmekte. Bunun yanı sıra Türkiye’nin Katar ve Suudi Arabistan ile yakınlığı, işbirliği bu belgenin ortaya çıkmasında etkin olmuş olabilir. Ortadoğu dörtlüsü diye bilinen ABD, BM, AB ve Rusya’nın da uzun bir zamandan beri Hamas üzerinde kendi isteklerinin gerçekleşmesi için baskı kurdukları bilinmekte. Bu bağlamda Haziran 2015’de adı geçen dörtlü, Hamas’a yeni bir barış planı ve hükümet modeli önermişti. Hamas sözcülerinden Sami Ebu Zuhri bu teklifi reddettikleri gibi (21 Haziran 2015); “Ortadoğu dörtlüsünün şartlarına bağlı kalan ve üzerinde uzlaşı sağlanmayan bir siyasi programı olan her hükümet sadece Fetih’in hükümeti olacaktır. Ve uzlaşıyla hiçbir alakası olmayacaktır.” Şeklinde de ret gerekçesini açıklamıştı. (islamidavet)
Hamas, Yeni Siyaset Belgesi’ni açıklamazdan önce, ABD Başkanı Tramp önce Mısır’ın darbeci lideri Sisi’yi kabul etti. Ardından Ürdün Kralı Abdullah’la görüştü. Türkiye ile zaten daha sık görüşmeler yapılmakta. Soru, bu görüşmelerin Filistin davasıyla ilgisi. Unutmayalım ki; ABD ve müttefiklerinin 1991 Körfez harekâtının önemli amaçlarından birisi de “İsrail’in güvenliği” idi. İsrail’in güvenliği için ise “iki devletli” çözüm şarttır. Keza Filistinli mülteciler, Yahudi yerleşimciler ve Doğu Kudüs’ün statüsü, adı geçen devletin kurulmasının ve yine İsrail’in güvenliğinin sağlanmasının önünde önemli engel oluşturmaktadır. Fransız entelektüellerinden Prof. Thierry Meysson, 22 Şubat 2013’de voltaire.org’da Fransızca yayınlanan ve Fikret Başkaya tarafından Türkçeye çevrilen makalesinde yıllardan beri bilinen ve hatta Körfez harekâtının bir nedeni de olan Filistin için toprak arayışına açıklık getiriyor: “İsrail olabildiğince 1967 sınırlarının gerisine çekilecek. Nihai bir Filistin devleti kurmak üzere Filistin toprakları ile Ürdün birleştirilecek. Hükümet, Müslüman Kardeşler’e bırakılacak ki, böylece Arap hükümetler gözünde projenin kabullenirliği sağlanacak. Ardından Golan Tepeleri Suriye’ye iade edilecek, karşılığında da Tiberya Gölü daha önce Shepherds Görüşmeleri’ndeki (1999) şemaya uygun olarak İsrail’e bırakılacak…” diyor.
ABD, Türkiye, Mısır, Ürdün ve İsrail, âdeta “iki devletli” çözüm planının önündeki engelleri ortadan kaldırmak, El-Fetih ve Hamas’ı yakınlaştırmak, Balfour Deklarasyonu ile varolan İngiliz etkisini ve yine ABD’nin 13 Eylül 1993’te Washington’da imzalattığı Oslo Mutabakatı’nın da reddi ile yeni bir mutabakat zemini oluşturmaya ve böylece de Ortadoğu’da önemli bir sorunun halline çalışmaktadırlar. Yeni siyaset belgesinin içeriğini tartışmaktan çok Hamas’ın Yahudi varlığını kabulü ile 1967 öncesi İsrail’i tanıma iradesini hem de tam mutabakatla bu iradenin altının çizilmesini not etmemiz gerekiyor. Ve yine bu belgenin ortaya çıkmasında, Hamas’ın önemli ölçüde El-Fetih çizgisine yaklaşmasında en büyük payın da Türkiye’ye ait olduğu düşünülmelidir.
Adı geçen bildirinin amacının öznesi, İsrail’in güvenliği için iki devletli çözüm arayış ve uygulamalarının hayata geçirilmesi, bunun için ise Hamas, İslamî Cihad ve El-Fetih’in yakınlaştırılması. Adı geçen projenin arkasındaki güçler ise Ortadoğu dörtlüsü, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan üçlüsüdür. Mısır ve Ürdün’e biçilen rol ise Batı Şeria (yüzde 11,9), Ürdün, Gazze ve belki de Sina’nın bir kısım topraklarında kurulacak olan Filistin devletinin garantörlüğüdür. Ayşe Karabat’ın özetlediği bildirinin can alıcı noktalarından birisi ile yazımızı sonlandıralım: “Hamas, bir din olarak Yahudilik ile Siyonist proje ve Siyonist rejimin farklı olduğunu düşünmektedir. Siyonist proje ile mücadele, Yahudilerle dinlerinden dolayı mücadele değildir. Hamas’ın mücadelesi Yahudilerle değil, işgalci ve mütecaviz Siyonistlere yöneliktir.” (7 Soruda Hamas Hamlesi, 2 Mayıs 2017, El-Cezire Türk)
Hamas, bu yaklaşımıyla Dünya Yahudilerini rahatlatmayı hedef aldığı gibi, kendi üzerindeki baskıyı da hafifletmeye çalışmıştır. Ve tabii ki Filistin davasına sahip çıkan, başta Türkiye olmak üzere tüm tarafların elini de güçlendirmiştir. O nedenle de adı geçen bildiri Türkiye patentli gibi gözükmektedir.

Hiç yorum yok: