Cennet Heidi’lerin Çıplak Ayaklarının Altındadır

Bir süre önce Sevim Akyürek’in bir yazısını okudum. İsviçre toplumuna ait dramatik bir gerçekliği ele almıştı yazısında ve Heidi’den bahsetmişti yazının başlangıcında.
Çocukluğumun vazgeçilmez çizgi filmlerindendir Heidi. Kendimi bulurdum onda. Herkesten farklı, aykırı ve özgürdü Heidi. Herkesin ayakkabıları varken, o yaz kış ayakkabısız, çıplak ayak dolaşırdı dağlarda. Neşe saçardı etrafına ve özgür ruhu ile büyülerdi beni. Ne kadar kendimle özdeşleştirsem de, bazen aklımdan geçirmiyor değildim. Neden Alpler’in o soğuğunda ayakları çıplak diye. Şimdilerde öğrendim ki; çizgi filmin fikir babası Johanna Spyri, Heidi vasıtasıyla 1789 yılının İsviçre’sinin çıplak ayaklı çocuklar gerçeğine/dramına dokunmuştu aslında…
1789 yılında İsviçre’de 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasak olduğu için, devlete borcu bulunan, boşanan, yoksul ailelerin çocukları, yetimler, ailesi cezaevinde olan çocuklar, herhangi bir suç işlemiş olan çocuklar, devlet ve kilise aracılığı ile çalıştırılmak üzere başka ailelerin yanına yerleştirilmişlerdi. Ancak 1974 yılında yasayla bu uygulama kaldırıldı ve papazların vasıtasıyla çocuklar ailelerden toplatıldı. Toplanan çocuklar, çiftliklere kiralık olarak verildi ya da şehirlerde kurulan çocuk pazarlarında (4 yaşındaki çocuklar dâhil) ev ve çiftlik işlerinde çalıştırılmak için satışa çıkarıldı. Çiftliklere verilen ya da pazarlarda satılan çocukların şiddet görüp görmediğine veya tacize-tecavüze uğrayıp uğramadıklarına dair bir denetim yapılmadı. Çünkü onlar; suç işleyen, boşanan, fakir ailelerin “kurtarılmış” çocuklarıydı!
İsviçre artık geçmişindeki bu gerçek ile yüzleşiyor. “Çıplak Ayaklı Çocuklar” simgesiyle tanımlanan bu gerçeği onarmak için çabalıyor. O dönemin çıplak ayaklı çocukları tarihe ışık tutuyor ve yaşadıklarını anlatıyor. Ve yaşayan tüm çıplak ayaklı çocuklar, vicdanların yargılanmasını istiyor.
Peki ya bizim çıplak ayaklı çocuklarımız? Bundan öte, hayatı çıplaklaşmış insanlarımız?
Her köşede, her köprü altında, her fabrikada, her kuytuda bir “Heidi” görmek/bulmak mümkün. Irgandı Köprüsü’nün altına akşamları bakma fırsatınız oldu mu hiç? Ya da birçokları gibi akşamları tekin olmaz oralar diye âmâları mı oynadınız? Bilginiz olsun, Irgandı Köprüsü’nün altında birçok Heidi yatıyor. Sadece orada mı? Arabayatağı, Gürsu ve Kestel’in belli kesimlerinde, Panayır’da, Samanlı’da ve daha birçok yerde…
Biz daha kendi Heidi’lerimizi görmekten aciziz. Okuması, oyun oynaması gereken çağda ya sokağa atılan ve görmezden gelinen çıplak ayaklılarımız ya da çocuk işçi haline getirilen Heidilerimiz var. Yasalara göre, belli bir yaşın altındaki çocukların çalışması yasakken, çocuklar; aile baskısı, ekonomik zorluklar, geçim sıkıntısı, ufak yaşta aileye destek olma bilinci taşıma gibi gerekçelerden dolayı çalışmak zorunda kalıyorlar. Veya başka nedenlerden dolayı sokağa itilip sokağın Heidi’leri hâline geliyorlar.
Devlet ve toplum ne yapıyor tüm Heidi’ler için? Sokaktaki çıplak ayaklılar için ne toplum ne de devlet gereğini yapıyor. İnsanlar etraflarına karşı hümanist bir eda takınsalar da, hümanist düşünceden yoksun bir toplum ile karşı karşıyayız. Bazıları sokaklara dökülüyor ve “insanlar aç, çocuklar sokaklara mahkûm, yoksulluk had safhada, asgari ücret yetersiz” diye nâralar atıyorlar akıllarınca, ellerinde en pahalı telefonlar, üzerlerinde markalı kıyafetler ile. Kimi kandırıyorlar, neyin kafasını yaşıyorlar? Ya da bu şekilde mi vicdanlarını aforoz ediyorlar? Veya sokaklarda yürüyüş/slogan atma olayı, bir nevi endüljans görevi mi görüyor? “Çocuklar sokaklara mahkûm, devlet sahip çıkmıyor” deyip, sonra yanına yaklaşan çıplak ayaklıları azarlamak, histrionik kişilik bozukluğu olsa gerek!
Elbette toplumun çoğunluğu böyle olunca, çıplak ayaklı çocuklar kendi çabalarıyla sokaktan kurtulmak zorunda kalıyorlar. Ya kaldırıma onlar basacak, ya kaldırım onlara basarak hayatlarını tamamen çalacak.
İşyerlerindeki çıplak ayaklılar için de durum farksız. Yasalarla bazı iyileştirmeler yapılsa da, iş sahipleri tarafından yasaların açıkları kullanılmak suretiyle çalışanlar mağdur ediliyorlar. Mağdur olan çalışanların çocukları ise çıplak ayaklı olmaya mahkûm ediliyorlar, aileleri ve toplum tarafından…
Mahallemizden, sokağımızdan, caddemizden şehrimize kadar tüm Heidi’lere sahip çıkmadığımız, vicdanlarımızı yargılamadığımız müddetçe, sınıf ayrımı her daim baş gösterecek, birileri her zaman ezilecek, bazıları hep ezen olacak, kimisi hep seyirci konumunda kalacak, mazlumlar için savaşan hep bulunacak, ancak topyekûn savaşılmadığı için tam esenlik asla sağlanamayacak…
Bir yanda “Cennet ebeveynlerin ayaklarının altında” sözüyle sözde şekillendirilmeye çalışılan, ancak gerçekte bunun için çaba sarf edilmeyen bir toplum, diğer yanda ebeveyn kategorisinde bulunan ya da ebeveyn olmaya aday Heidi’lere sunulan buzullaşmış cennet tasavvuru…
Bugünün çıplak ayaklı Heidi’leri, Hatice’leri, Ayşe’leri, Zeynep’leri, Ali’leri, Ahmet’leri, yarınların anneleri, babalarıdır. Cennet ise, bugünün Heidi’lerinin çıplaklığında üşümektedir. Heidi’lerin sadece çizgi filmlerde kalması, dünyanın çıplak ayaklılar için cennet olması dileği ile…
Tülay Yıldırım Ede

Hiç yorum yok: