Son Vaaz

Son Vaaz: Peder Romero’nun Yanılgısı
Savaşın eşlik ettiği acılar, bazı insanlara insanî anlamda “yetişme” fırsatı sunar. San Salvador Başpiskoposu Oscar Romero’nun (1917-1980) hikâyesi, bir kişinin baskı ve zulmün artan şiddetiyle orantılı olarak nasıl yetişip olgunlaştığını gösterir. Peder Romero, savaşın saf diğerkâmlık ve Salvador halkıyla dayanışma aşkı gibi istisnaî insanî özellikler geliştirmek için fırsat verdiği çok sayıda Salvadorludan sadece bir tanesiydi.
Peder Romero, Cizvit tarikatına mensuptu. Cizvitler, iç savaşın yaşandığı ülkeyi terk etmeleri konusunda sıkça tehditler almaktaydı. Sağcı-faşist rejime bağlı ölüm mangalarının mottosu tehdidin açıklığı konusunda fikir vermektedir: “Vatansever ol, bir rahip öldür!” Şaka yapmıyorlardı; sadece 1977-80 yılları arasında 12 Katolik din adamı anti-komünist ölüm mangalarının kurbanı oldu. Romero 13’üncüleri olacaktı.
Peder Romero devlet terörüne karşı duruşunun bedelini yaşamıyla ödedi.
12 Mart 1977 günü, yoksullar arasında özgüvenli gruplar yaratmasıyla bilinen Cizvit rahibi arkadaşı Rutilio Grande bir suikasta kurban gittiğinde Romero şöyle dedi: “Rutilio’yu orda ölmüş uzanırken gördüğümde düşündüm ki eğer onu yaptığı şeyden dolayı öldürmüşlerse ben de aynı yoldan yürümeliyim.” Peder Romero, ölüm mangalarının mottosunu doğrularcasına ölüme yürüdü.
Hükümet Rutilio’nun ölümünü soruşturmaya gerek görmedi, sansüre tabi basın sessiz kalmayı tercih etti. Buna karşılık Peder Romero yoksulluk, toplumsal adaletsizlik, suikastlar ve işkence aleyhindeki vaazlarıyla ülkede daha önce örneği görülmemiş bir eylemciliği başlattı; kısa sürede Sessizlerin Sesi olarak tanındı. 15 Ekim 1979’da “Devrimci Hükümet Cuntası”, paramiliter sağcı grupların ve hükümet güçlerinin başını çektiği insan hakları ihlalleri arasında yönetime el koyduğunda, Peder Romero yeni hükümete yaptığı askerî yardımdan dolayı ABD’yi eleştirdi. Bununla yetinmedi, Şubat 1980’de Başkan Jimmy Carter’a bir açık mektup yazarak rejime askerî yardıma son verme çağrısı yaptı. 23 Mart günü verdiği vaaz ise Romero’nun son vaazı olacaktı. Bu vaazı, -coşku ve içtenliğini örseleme pahasına- Türkçeye çevirmeye çalıştım.
* * *
Halkımızın toplumsal, siyasal ve ekonomik durumuna ışık tutmak için kutsal sözcükleri kullandığımızdan dolayı kimse saldırıya uğramasın. Asıl böyle yapmamak Hıristiyan olmamaktır. İsa, kendisini insanlıkla birleştirmeyi ister ki Tanrı’dan aldığı ışık bireyler ve uluslar için bir hayat olsun.
Biliyorum, pek çoğu bu duadan şok olacak ve bizleri İncil’i politikaya âlet etmekle suçlamak isteyecekler. Bu suçlamayı reddederim. Ben İkinci Vatikan Konsülünün ve Medellin ve Puebla toplantılarının mesajlarını hayata geçirmeye çalışıyorum. Bu toplantıların belgeleri üzerinde sadece kuramsal çalışma yapılmamalı. Bunlar hayata geçirilmeli ve halkımıza İsa’nın doktrinini vaaz etmek için gerçek bir mücadeleye dönüştürülmelidir. Her hafta halkın çığlıklarını, suçların çokluğundan kaynaklanan acıyı, şiddetin çokluğundan kaynaklanan utancı dinleyerek ülkeyi dolaşıyorum. Her hafta teselli etmek, suçlamak ve pişmanlığa çağrıda bulunmak için Tanrı’dan bana doğru sözcükleri vermesini istiyorum. Ve çölde inleyen bir ses olsam dahi biliyorum ki Kilise görevini ifa için çalışıyor.
Her ülke kendi Exodus’unu* yaşar; bugün de El Salvador kendi Exodus’unu yaşıyor. Bugün elem ve ıstırabın bizi perişan ettiği, bedenlere karışmış bir çölde kurtuluşumuza doğru ilerliyoruz. Çoğu Musa ile birlikte yürümenin zorlayıcı etkisinden acı çekiyor ve geri dönmek istiyor. Aynı o eski hikâye. Tanrı ise yeni bir tarih yaparak halkı kurtarmak istiyor.
Tarih başarısız olmaz; Tanrı onu devam ettirir. Bu yüzdendir ki tarihsel projeler Tanrı’nın ebedi planını yansıtmaya giriştiği ölçüde Tanrı’nın krallığını yansıtacaklardır. Bu girişim Kilise’nin işidir. Bu nedenle Kilise, yani Tanrı’nın tarihteki halkı, herhangi bir toplumsal sisteme, bir siyasal örgütlenmeye, herhangi bir partiye bağlı değildir. Kilise bu güçlerden herhangi biriyle kendisini tanımlamaz; çünkü o tarihin ebedi hac yolcusu olduğunu, Tanrı’nın krallığını yansıttığı ve yansıtmadığı her tarihsel momentte gösterir. O, Tanrı’nın krallığının hizmetkârıdır.
Hıristiyanların büyük görevi, Tanrı’nın krallığının ruhunu hazmetmek ve Tanrı’nın krallığı ile dolu ruhlarla tarihin projeleri üzerinde çalışmak olmalıdır. Tamam, popüler gruplar hâlinde örgütlenmek güzeldir; siyasal partiler oluşturmak, hükümette yer almak da öyle. Tanrı’nın krallığını yansıtmaya ve onu çalıştığınız yerde yerleştirmeye çalışan bir Hıristiyan olduğunuz sürece, dünyevî hırslar için kullanılmadığınız sürece bunlar iyidir. Bu, günümüz insanının en büyük görevidir.
Sevgili Hıristiyanlar size daima söyledim, yine söylüyorum: Halkımızın gerçek kurtarıcıları biz Hıristiyanlardan, Tanrı’nın halkından gelmeli. İşin başında bu söylediğimize dayandırılmayan herhangi bir tarihsel plan fani bir proje olacaktır. Sizin projeniz ise Tanrı’nın ebedi tasarımını daha çok yansıttığı ölçüde istikrar içinde büyüyecektir. Bu, eğer halkın ihtiyacını karşılarsa, her zaman ortak iyilik için bir çözüm olacaktır. Şimdi sizleri her şeye, yeryüzünde Tanrı’nın krallığı olmak için çalışan ve ulusal durumumuzun gerçeklerini sıkça aydınlatması gereken Kilise’nin gözüyle bakmaya davet ediyorum.
Bizler son derece trajik bir hafta yaşadık. Öncesine dair bir şey söyleyemesem de bir hafta önce, 15 Mart Cumartesi günü, kırsal kesimde en geniş çaplı ve en üzücü askeri operasyonlardan biri gerçekleştirildi. Operasyondan etkilenen köyler La Laguna, Plan de Ocotes ve El Rosario idi. Operasyon bir trajediye yol açtı: Çok sayıda çiftlik ateşe verildi, yağmalamalar yaşandı ve -kaçınılmaz olarak- insanlar öldürüldü. La Laguna’da saldırganlar evli bir çifti, Ernesto Navas ve Audelia Mejia de Navas’ı, 13 ve 7 yaşlarındaki küçük çocukları Martin ve Hilda’yı ve daha 11 köylüyü öldürdüler.
Başka ölümler de bildirildi. Fakat ölülerin adlarını bilmiyoruz. Plan de Ocotes’de 2 çocuk ve ikisi kadın 4 köylü öldürüldü, El Rosario’da 3 köylü öldürüldü. Bunlar geçen Cumartesi olanlar.
Geçen Pazar, Arcatao’da ORDEN’in** dört üyesi tarafından öldürülen köylüler: Marcelino Serrano, 24 yaşındaki Vincente Ayala ve oğlu Freddy. Aynı gün, Galera de Jutiapa’da Hernandez Navarro adlı bir köylü askerlerden kaçtığı sırada öldürüldü.
Geçen pazartesi, yani 17 Mart olağanüstü şiddet dolu bir gündü. Ülkenin iç kesimleri yanında başkentte de bombalar patladı. Tarım Bakanlığı binasındaki hasar çok büyüktü. Ulusal üniversitenin kampüsü akşam 7’ye kadar silâhlı kuşatma altında kaldı. Bütün gün üniversite çevresinden makinalı tüfek sesleri geldi. Başpiskoposluk ofisi, çatışmaların ortasında kalanları korumak için müdahale etti.
Hacienda Colima’da, en az 15’i köylü 18 kişi öldürüldü. Çiftliğin yönetici ve manavı da öldürüldü. Silâhlı kuvvetler bir çatışma olduğunu doğruladı. Televizyonda olayların bir filmi gösterildi ve çoğu insan durumun ilgi çekici boyutları üzerine analizler yaptı.
Bugünkü ciddi olaylarda en az 50 kişi yaşamını yitirdi: Başkentte, Colonia Santa Lucia’daki olaylarda 7 kişi, Tecnillantas’ın kenar mahallelerinde 5 kişi öldü. Ordunun boşalttığı bir alanda 5 işçinin cesedi bulundu. Suchitoto yolunun 38. kilometresindeki Montepeque’de 16 köylü öldürüldü. Aynı gün Orta Amerika Üniversitesi’nden 2 öğrenci, Mario Nelson ve Miguel Alberto Rodriguez Velado kardeşler Tecnillantas’ta kaçırıldı. Birincisi, dört günlük bir yasadışı gözaltından sonra bir avluya bırakıldı. Yaralanan kardeşi de hâlâ yasadışı olarak gözaltında tutuluyor. Onun adına bir Adli Yardım süreci başlatıldı.
Uluslararası Af Örgütü, özellikle Chalatenango‘daki köylülere yapılan baskıları tanıttığı bir basın bildirisi yayınladı. Hükümet yalanlasa da haftanın olayları bu haberi teyit etti. Kiliseye girdiğimde, “Uluslararası Af Örgütü’nün bugün [yani dün] El Salvador’daki insan hakları ihlallerinin diğer ülkelerde görülmemiş boyutlara ulaştığını teyit ettiği” haberi geldi. Bu, Uluslararası Af Örgütü’nün Orta Amerika İçin Acil Eylem Grubu sözcüsü Patricio Fuentes’in Managua’daki (Nikaragua) bir basın toplantısında söylediği şeydi.
Fuentes, El Salvador’da araştırmalar yürüttüğü iki hafta boyunca, 10-14 Mart arasında 83 siyasî cinayet işlendiğini tespit etme imkânı bulduğunu belirtti. Uluslararası Af Örgütü’nün 600 siyasî cinayetten sorumlu tuttuğu El Salvador hükümetini kınadığının da altını çizdi. Salvador hükümeti, iddiaların kanıtlanmamış varsayımlara dayandırıldığını ileri sürerek suçlamalara karşı kendini savundu.
Fuentes, Af Örgütü’nün El Salvador’daki insan hakları ihlallerinin darbe sonrası Şili’deki baskılardan daha kötü bir düzeyde olduğunu tespit ettiğini de ifade etti. Hükümet de 600 kişinin ölümünün ordu birlikleriyle gerillalar arasındaki çatışmaların sonucu olduğunu söyledi. Fuentes ise El Salvador’da kaldığı sırada, kurbanlara öldürülmeden önce işkence edildiğini ve öldürüldükten sonra da cesetlerinin parçalandığını gördüğünü söyledi.
Uluslararası Af Örgütü sözcüsü, kurbanların bedenlerinin karakteristik olarak başparmakları arkadan bağlanmış vaziyette görüldüğünü söyledi. Sözcünün ifadesine göre, akrabaları tarafından teşhis edilmelerini ve uluslararası kınamaları önlemek için kurbanların cesetlerine aşındırıcı sıvılar tatbik edilmektedir. Yine de cesetler gömüldükleri yerden çıkarılıp teşhis edildi. Fuentes, Salvador ordusu tarafından uygulanan şiddetin, popüler örgütleri hem yerel hem de ulusal düzeydeki liderlerini öldürmek suretiyle dağıtmayı amaçladığını söyledi.
Uluslararası Af Örgütü sözcüsüne göre, en az 3.500 köylü baskılardan kaçmak için evlerini terk edip başkente sığındı. “Londra ve İsveç’te, örgütlendikleri için katledilen genç çocuk ve kadınların tam bir listesine sahibiz…”
Burada, askerlerden ve özellikle Ulusal Muhafızların, polisin ve ordunun rütbelilerinden özel bir talepte bulunuyorum:
Kardeşlerim, sizler bizim kendi halkımızın içinden geldiniz. Herhangi bir öldürme emrinin “Öldürmeyeceksin” buyuran Tanrı’nın yasasına boyun eğmesi gerekirken, sizler kendi kardeşleriniz olan köylüleri öldürüyorsunuz. Hiçbir asker Tanrı’nın yasasına aykırı bir emre uymak zorunda değildir. Hiç kimse ahlâkî olmayan bir yasaya uymak zorunda da değildir. Günahkâr bir emri dinlemektense, vicdanlarınızı toparlamanın ve vicdanlarınıza uymanın vaktidir. Tanrı’nın haklarının, Tanrı’nın yasasının, insanlığın ve kişinin saygınlığının savunucusu olarak, Kilise böylesine bir kötülük karşısında sessiz kalamaz! Hükümetten, eğer çok fazla kan pahasına uygulanacaklarsa, reformların değersiz olduğu gerçeği ile yüzleşmesini istiyoruz.
Tanrı adına, her gün çığlıkları göklere yükselen, acı çeken bu halk adına, size yalvarıyorum, Tanrı adına size emrediyorum: Bu baskıyı durdurun!
Bugün, kutsal kitapta onun üzerinde çalıştığımız kadar Kilise sizin kurtuluşunuz için dua etmektedir. Başka her şeyin üstünde, kişinin yüceliğine saygı göstermek, insanlığın ortak iyiliğini ümit etmek, hepsinden önce Tanrı’ya bakan ve umudunu ve gücünü yalnız Tanrı’dan alan bir aşkınlık; işte kurtuluş budur.
***
Peder Romero bu vaazından bir gün sonra, 24 Mart akşamı yaşadığı kanser hastanesinin küçük şapelinde, Aşai Rabbani (Son Akşam Yemeği) ayinini kutladığı sırada bir keskin nişancı tarafından vuruldu. 30 Mart günü San Salvador’da düzenlenen cenaze törenine 250.000’den fazla kişi katıldı. Bu, aynı zamanda El Salvador’un, hatta belki de bütün Latin Amerika’nın o güne değin gördüğü en büyük gösteriydi. Sivil giyimli keskin nişancılar fırsatı değerlendirdi: Önce gaz bombaları atıldı; ardından Ulusal Saray’ın çatı ve balkonlarından, meydanı çevreleyen binalardan cenaze için toplanan kalabalığın üzerine ateş açıldı, toplam 42 kişi öldü. On yıldan uzun sürecek El Salvador iç savaşı başlamıştı.
Anlaşılan, asker ve polisler ilahi buyruklara karşı yeterince duyarlı değillerdi ya da Peder Romero Tanrı’nın çalışma tarzı konusunda yanılmıştı. Öyle olsa bile onun yanılgısı kutsal ve saygı duyulası bir yanılgıdır.


Okuyucuya Not:
1) Bu yazıda, başta Wikipedia olmak üzere internetteki açık kaynaklardan yararlandım. Peder Romero’nun son vaazının İngilizce metnine şu linkten ulaşılabilir. [Last Sermon]
2) 2010 yılında BM Genel Kurulu, Peder Romero’nun insan hakları savunuculuğundaki rolünü tanıyarak 24 Mart gününü “Büyük İnsan Hakları İhlallerine İlişkin Gerçekleri Öğrenme Hakkı ve Kurbanlara Saygı Günü” ilan etti.
3) Müslüman mahallesinin olası tepkilerine yanıt: Ölüm yıldönümünde Peder Romero’yu anmak için Cizvit tarikatına mensup, irtibatlı veya iltisaklı olmak gerekmiyor; İnsan olmak yetiyor.
* Exodus: Çıkış. İsrail Oğullarının Hz. Musa öncülüğünde Mısır’dan çıkışı. Exodus aynı zamanda Firavun’un köleliğinden kurtuluşu temsil eder. Ayrıntılar için bkz. Tevrat’ın aynı başlıklı ikinci kitabı.
** Organización Democrática Nacionalista (Demokratik Milliyetçi Örgüt). Yargısız infazlar gerçekleştiren paramiliter ölüm mangası. Örgütün başlıca görevi, kırsal nüfus içerisindeki komünistlerin tespit edilip ortadan kaldırılmasıydı.
Çeviri: Muhsin Altun

Hiç yorum yok: