Oidipus, Stalin ve Erdoğan

"Oidipus'un babası, Laios, Pelops’un oğluna tecavüz ettiği için Crysispios Pelops tarafından lanetlenir: Laios'un yeni doğan oğlu Oidipus, babasını öldürecektir. Bunun üzerine Laios, oğlunun ayak bileklerini iplerle sardırır (Yunanca Oidipus, "şişik ayaklı") ve Oidipus'un, kurtlara ya da kuşlara yem olması için ormana bırakılmasını emreder. Fakat yardımcısı, Laios'a ihanet eder ve küçük 'Edip'i götürüp bir çobana teslim eder. Çoban, Küçük Oidipus'u, çocukları olmayan Corinth kralı Polybos ve kraliçe Merope'ye armağan eder. Polybos ve Merope, Oidipus'u kendi öz çocukları gibi sever ve büyütür. Korint kral ve kraliçesi oğulları Oidipus'la birlikte mutlu yaşarlar, ta ki günün birinde bir şölen sırasında oldukça sarhoş bir davetli Oidipus'a ‘evlatlık’ gözüyle bakana dek. Ertesi gün genç adam annesini, babasını sorgular, ikisi de inkâr eder. Oidipus yine de kuşku içinde kalır. Bunun üzerine Delphoi'ye yola çıkar. Kâhin onu horlayarak başından savar; sorusuna hiç değinmeden iğrenç bir geleceğin haberini verir: Oidipus annesiyle beraber olacak, zina ürünü bir soyu türeyecek ve kendisine hayat vermiş olan babasının katili olacaktır. Dehşete düşen Oidipus nereye gideceğini pek düşünmeden oralardan kaçar; bir daha asla Korint'e dönmeyecektir. Delphoi'den çıkarken dar bir yol ağzında arabaya binmiş, yanında da birkaç hizmetçi bulunan bilinmedik yaşlı bir adama rastlar. Geçiş önceliği için çekişirler: Oidipus, arabanın yanından geçmekte iken yaşlı adam onun kafasının orta yerine iki kamçı darbesi indirir. Oidipus hemen sert karşılık verir: Sopası ile ihtiyarı yere yıkar ve öldürür, sonra da tanıkları öldürür. Artık yollarda başıboş dolanmaya başlar Thebai'ye varır. Bu şehrin üzerinde bir bela vardır.”
Evet, hikâyemizin ilk kısmı bu şekilde. Bir kere daha tarih boyunca şunu tekrar etmiş oluyoruz:
İktidarın hatalarını masumlar ödüyor ve bu bedel öyle bir bedel ki ilk olarak ağzında ki tek koku anne sütünden başka bir koku olmayan bir bebeği hedef alıyor ve devamında kendisini evlatlık edinenlere yönelik bir evlat acısını yaşatarak çığ gibi büyüyen bir bedel ödetme sorununa dönüşmekte. Bunu anlamak için zeki olmaya gerek yok, ancak anlamamak için çok fazla şeye gerek var. Evet, hikâyemizin devamı ise şöyle:
“Sfenks yolcuları gözetleyip, her birine bilmecesini sorar; hiç kimse bilmeceyi çözemez, o da hepsini parçalayıp yer. Thebaililer her gün agoraya toplanarak bilmecenin cevabını bulmaya çalışırlar; kralları yeni öldürülmüş olduğundan, kendilerini sfenksten kurtaracak olan kimseye sitenin tahtını da söz verirler. Oidipus oradan geçerken bilmece ona da sorulur.”
[...] Burada Oidipus, Sfenks'in sormuş olduğu bilmeceyi bilir ve ülkesine kral olur. Kral olduktan sonrasını ve Sfenks'in durumunu ise Sofokles'in kaleminden okuyalım hep beraber:
“Sfenks sorusunun çözülmesiyle intihar eder. Thebaililer kurtarıcılarını alkışlar, onu kral yapar ve kraliçe ile evlendirirler. Şu hâlde Oidipus, Iokaste ile evlenmiştir. Ondan Eteokles ve Polineikes adlı iki oğlu, Antigone ve Ismene adında iki kızı olur. Sitede herkes onun mutluluğuna hayrandır. Birkaç mutlu yıldan sonra Thebai'da veba salgını yaşanır, artakalan insanlar Oidipus'a tekrar onları kurtarmaları için yalvarır. Oidipus, Delphooi kâhinine danışır; kâhin, ona orada mutluluk içinde yaşamakta olan günahkârı ülkeden kovmasını önerir. Oidipus, eski kral Laios'a karşı işlenip cezasız kalmış olan cinayetin söz konusu olduğunu düşünür; suçluyu cezalandırmaya ant içer. Kör kâhin Teireisias'a sorar, kâhin açığa vurur ki, katil Oidipus'un ta kendisidir, o hem de kendi annesinin kocasıdır. Oidipus araştırır, Laios'un Delphoi'ye giderken öldürüldüğünü öğrenir ve aklına aynı yolda karşılaşıp öldürdüğü yaşlı adam gelir. Eşzamanlı olarak babası Polybos'un ölüm haberini alır ve haberi getiren ulak ona Polybos'un oğlu olmadığını açıklar. Öte yandan Oidipus, Iokaste'dan duyduğu bir öyküyü hatırlar: Iokaste'ın ilk kocasından bir çocuğunun ölmesi için ormana bırakılması. Oidipus, ormana bırakılan çocuğun kendisi olduğunu anlar. Kehanet gerçek olmuştur. Günahları yüzünden kan ve kedere gömülen, herkes tarafından terk edilen Oidipus artık sadece kör bir dilencidir. Umarsızlık içinde Iokaste'in altın iğneleri ile gözlerini oyar ve kızı Antigone'un izinde yollara düşer. Iokaste de kendisini odasında asar.”
Ve hikâyemiz son bulur. The End.
Tekrar başa dönüp bedel ödetme üzerinde bu yazıyı okuyan dostların kafa yormasını ve iktidar sahiplerinin ödettiği bedelleri dünden bugüne kısaca tahayyül etmelerini istiyorum ve bu küçük ricadan sonra devam ediyoruz.
Oidipus burada ne öldürdüğü adamın babası olduğunu ne de çocuk sahibi olduğu kadının öz annesi olduğunu bilmemesine rağmen, dolaylı olarak halkının vebaya uğramasına sebebiyet vermiştir.
[Yine bir iktidar bedelinin bu sefer kendisinden daha masumlara yansıması söz konusu!]
Vebanın sebebinin kendisi olduğunu öğrendiği zaman ise günahları yüzünden bir çöküntü yaşar ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, annesiyle ilişkiye girdiğini bilmemesine rağmen şiddetle hissediyor olduğu günahkârlık duygusudur ki tahminimce tüm bir Theibai'ya yaşatmış olduğu vebanın sancısı annesi ile girmiş olduğu ilişkiye nispeten daha ağır basmaktadır ki "KRAL" Oidipus "İktidar"ı bırakır.
Kral Oidipus ile ilgili bu kısa değerlendirmeden sonra halk üzerindeki karizmaları birbirine benzer iki isme doğrudan geçiş yapmak istiyorum. Stalin ve Erdoğan.
Stalin dönemi Polonya'ya yapılan zulmü anlatan kısa bir alıntı yaparak bugüne gelelim istiyorum. Milan Kundera Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı eserinde bu zulmü şu şekilde dile getiriyor:
"[Hikaye disco tarzı bir mekânda geçmekte]
-Bakın her şeyin değiştiğini görebiliyorum.
-Yanılıyorsun dostum, şuraya bak, Rusların yanındaki yoldaşlarımıza bak, bu insanlar hiç değişmiyor. Bazı insanlar hep adidir, bu adamlar adi olduklarını bile bilmiyorlar.
-Ciddi misin, onların rejiminde yüz binden fazla insan hapsedildi, işkenceye uğradı, idam edildi ve şimdi bu ‘adamlar’ hiçbir şey bilmediklerini, aldatıldıklarını ya da kullanıldıklarını ve masum olduklarını mı savunuyorlar! Bu mümkün olamaz!
-Bilip bilmemeleri önemli değil...[Müzik değişir ]”
Ve sahne son bulur. Milan Kundera’nın bu eseri nerede kaleme aldığı ve Kundera hakkında az bir bilgisi olan herkes sahnenin devamını kendi tamamlayabilecektir.
Ve bugüne geldiğimiz zaman yıllarca her alanda, yargıda, emniyette, askeriyede, eğitimde vb. alanlarda yapılan zulümler ortaya çıktığı zaman ve öncesinde kendilerine yapılanı bir ihanet olarak görüp de “ne istediniz de vermedik” diyerek tüm bu zulümleri alenen ortaya koyması adına artık yapabileceği tek bir şey kalmıştı: Halkının karşısına çıkıp aldatıldığını iyi niyetinin suiistimal edildiğini demek ve tüm bunların sonunda 77 milyon önünde helallik isteyerek vicdanını temize çıkarmak.[!]
Evet Oidipus ve diğerleri [Stalin ve Erdoğan] arasındaki en temel ve en önemli fark şurada: Oidipus belki de en masumları olmasına rağmen "iktidar"ı bıraktı. Diğerleri ise bırakmak şöyle dursun "iktidar"larını sağlamlaştırmak adına ellerinden geleni yaptılar.
Ve görülen o ki dünden bugüne bedel ödetme konusunda [günümüzü yazmıyorum bile] olduğu gibi değişen bir şey yok, değişen tek bir şey var o da "İktidar Ahlakı".
Bilmecenin ne olduğunu merak edenlere gelince işte size güzel bir bilmece:
“O hangi yaratıktır ki bir süre iki ayak üzerinde, bir süre üç, bir süre de dört ayakta yürür ve de doğa yasalarına aykırı olarak, ayakları en çok olduğu zaman güçsüzdür.”
Cevap: Aynaya bakmanız yeterli.
Arif Dağhan

Hiç yorum yok: