No Pasaran

Rejimin otokratik eğilimler gösterdiği, seçimlerin kör-topal bir şekilde yapıldığı, devletin demokratik unsurları dışladığı ülkelerde yapılan oylamaların neticeleri çoğunlukla tartışmalıdır. Çünkü halkın kaderini tayin eden şey, verdikleri oylardan çok o oyların sayımı sırasında yaşananlardır.
Devletin köşe bucağına ‘’kendileri gibi olanları’’ yerleştirerek bütün hukukî denetim mekanizmalarını by-pass eden muktedirler, bürokrasinin koridorlarında istedikleri gibi at koşturabilirler. Dolayısıyla seçimlerin sonuçları ne kadar şaibeli olursa olsun fark etmez, zira ince elenip sık dokunarak meydana getiren bu usulsüzlük, Ankara’nın tozlu raflarında kaybedilmeye yüz tutacak şekilde planlanmıştır.
Referandumun meşruiyetinin, YSK’nın aldığı kararlar ve sandık başlarında yaşanan ihlallerle birlikte gölgelendiği gerçeğine gereğinden fazla takılıp aslolan reaksiyonun verilmemesi, saray çevresinin ellerini ovuşturmasına neden olacaktır. Zira tam olarak istenilen şey de muhalefetin zihnî arkaplanının referandum gününe takılıp kalması ve bununla birlikte de bugün acil olarak yürürlüğe koyulması gerekilen yol haritası ihtiyacının görünmez kılınmasıdır.
Sağlıklı bir mücadelenin önkoşulu, çıkacağın yolu iyi bir liderle yürümektir. Son dönemlerde moda olan, ‘’yatay örgütlenmeler’’ Ortadoğu şartlarında romantik arzuların mikro alanlara yansıtılmasından başka bir şey değildir. O yüzden, geçmişte devletle herhangi bir ilişki içerisine girmemiş[1], dünyaya ve kendi topraklarına yabancı olmayan, genç ve dinamik bir orkestra şefi; dağınık ve parçalı muhalefetin birleştirilmesi yolunda bir anagövde işlevi görecektir. Şu an hepimiz için en temel gereksinim budur.
Muhalifleri tüm gücüyle ezmeye çalışan iktidarın en büyük şansı, karşısında becerikli bir liderin olmayışıdır. Nitekim, siyasi yeteneği ve karizmatikliğiyle saray çevresini sallayan Selahattin Demirtaş, şu yaşadığımız anlar hesap edilerek zindanlara atılmıştır ve ufukta HDP liderini yerini dolduracak biri görünmemektedir. O halde yapılması gerekilen iki şey vardır. Ya Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması için ciddi bir kamuoyu ve gündem oluşturalacaktır ya da onun kalitesine, kalibresine denk bir isim, sol-demokratik çevrelerinden bağrından çıkarılacaktır. Türkiye şartları düşünüldüğünde ilk şık hayal gibi görünmektedir. İkincisi ise birinciden daha muhayyeldir.[2]
Behzat Fikrî Çözer
Notlar
[1] Memurluk yapan kişinin ufku dar olur. Düşünmekten korkar. Her zaman bir tereddüt içerisinde debelenir. Çünkü onun düşüncelerinin sınırları, devletin kendisine izin verdiği yere kadardır.
[2] Yazı, bölümler hâlinde yayımlanacaktır.

Hiç yorum yok: