Mücadele Meseli

Gizlenen, örtülen, saklanan biteviye “unutuşa” sevk ettirilen basit değil çokça, daimi bir vurgu olarak paramparça edilmeye devam edilen demokrasi, artık sıradanın değil muktedirindir. Erk, muktedir, iktidar, ol bağnazca sömürüsünü, tahakkümünü, hiddet eksenli memleket şablonunu güncellerken başta “sözü” ipotek altına almaktadır. Halkın, sıradanın sözüne indirilen darbeler vurulan ketler ve icat olunan kırmızıçizgiler bu bahsin bariz kanıtlayıcısıdır. Demokrasi, Yeni Türkiye’nin temellerinde bir kez daha bu sefer betonda boğulandır.
Demokrasi, Atina toplumundaki kök saldığı zamanlardan bu modern günceye yaşadığı değişimde, belki de en kolay çarçur edildiği menzil olan bu yerde her gün yerilerek, yıkılarak “tükenişe” sevk olunmaktadır. Gizlenen şey sıradanın tahayyülünün ta kendisidir. Örtülen seslerdir. Saklanan hakikat yaşatılan çürümeden daim bihaber koymaktır. Denetim, gözetim ve tahakküm güncellenirken sorgunun bir biçimde hiçleştirilmesi artık çabasına düşülendir. Cerahatin güncellikteki yönü / rotası eylem planı işte demokrasinin buradaki son halini bildirmektedir. Sınırlı olanın, onca mücadelede var edilenin sonuna gelinmiştir artık.
Muktedir ile avenesi, destekçisi, rant ortağı, ortacısı, otlakçısı o ya da bu sıfatlarla anılanları eldeki ‘demokrasi’ tahayyülünü hiçleştirmek için her gün bir yıkımı var etmektedir. Cürümler coğrafyasında, söz kanatılandır. Cürümler var edilirken hayatın üzerinin çizilmesi bugün anlıktır. Gereksiz, teferruat değil yaşama kasıt artık, her anlamda çürümek bu demokrasi panayırında erk, muktedir ve iktidar gözetiminde yerle yeksan olunandır. Bu ‘sefer düzelecek’ bu defa tamamlanacak, az biraz gayretle olacak, bitecek denilen eşit, özgür ve adil ülke artık tamamen bir hayale dönüştürülmektedir. Basitçe kurulan düzen ol devam edilen yol bunun için bir yön tayinidir.
Cürme açıkta verilen yol gösterilen müsamaha her günü çok daha karanlık kılma hevesi bu yıkımı olağanlaştırmak içindir. Gelecek teferruattır. Evet ya da hayır değil teslim oldunuz oldunuz, yoksa rehinimizsiniz, çekeceğiniz var! dayatmasının evreleridir güncellikte inşa olunan. Hal ortadadır. Karanlık artık tek bildirilen ve var edilendir iş bu ülke, yahut da ondan artakalanda. Kargaşa bol olur başınıza kıyametler gelebilir, daha yanacaksınız biteceksiniz, gebereceksiniz, asılacaksınız ve niceleri dillendirilirken cürüm tıpkı bir safra gibi yaygınlaştırılandır.
Demokrasi mefhumunun bir sandığa kilitlenmesinden sonra ele geçirilmiş olan her fırsatta yinelene gelen yıkıma çatı bulma hali güncellenendir. Bir iç kırım devamlılığı sağlama alınırken bir yarın meselinin tükenişi güncelken milli irade ne derse o olur, olacaktır, olmalıdır diye ezberler yinelenir. Ekranların sabah sabah ‘ver mehteri’ diye bağıranı kendisine  yer yaparken, kinini kusarken, bütün o gösterisi güncellenirken yıkım artık bir sabittir. Mevlüt Yüksel, Takvim’inden geleni / geçeni de dahil terörist / hain diye damgalarken yıkım artık bir sabitliktir. Genel geçer değil artık memleketin bağında, tam da kalbinde bir yıkım inşası aleni bir biçimde sürdürülendir.
15 Temmuz Direniş, 16 Nisan Yükseliş mahlasıyla yayınlanan evet propaganda videosunda kendine yer bulan bir cürettir bu mesel. Her şeyin birbirine karıştırılıp daha fecisine varmak için kurgulandığı bir yerde, yıkımın daha senesi gelmezden memleketin enkaz hali ortadayken, yükseliş nüvesinin kurulabilirliğidir mesele açıkça. Çürütme rekorunu güncellerken, nereye yükseliştir doğrudan yanıtsız bırakılan bu bahistir. “Ben ‘Hayır diyenler teröristtir’ demedim. Bugünkü ‘Hayır’ kampanyasında buluşanlar teröristtir dedim. İkisi ayrı şeyler.”
Demokrasi tarumar edildikçe içi oyuldukça amaç değil ekseriyetle bir araç olma hali yeniden görünür kılınır. Bütünleştirilen cürüm sahneden yinelenirken sıradanın hayatı ve onu imleyen esas sesinin, sözünün kuşatılması günceldir. Yapılandırılan fecaat sarmalıdır. Asırlık bir müdahale / eksiltme gayretinin bin dokuz yüz on beş karanlığından, on iki eylül bin dokuz yüz seksene kadar süren, iç içe geçen yıkımının tamamlanması gayretidir mesel.
Bir kez daha sınırlar yıkıldı mı, bir kez daha teslimiyet sağlandı mı mutlak yıkım sabitlenecektir. Amaç halen bir ihtimali gerçek kılma çabasıdır. Geçmişin kirli karanlığını yeni devlete taşıma isteği artık gizemli / gizli bir bilmece değildir. Vurulan mehterler, atılan manşetler, denize dökmeler arkasına eklenen hayır kampanyası terördür şartlanmışlığı gibi nicesinde bu -afişe olmaktadır. Demokrasinin kırıntısının artık bırakılmadığı menzildir artık evet ya da hayırdan daha derinde bir yıkımı anlaşılır kılan.
Dahiliye Nazırı Süleyman Soylu’nun diline şimdi pelesenk ettiği, bir dönemin Ağar ve onun katil sürüsünün “sözcüklerinin” bugün yeniden kurulduğu menzildir o yer. Yıkım alenidir, cüret ile buluşan faşizm ortadadır. “-Bakın şimdi 4 duvar verdik onlara, sırtlarını hangi duvara dayayacaklarsa dayasınlar. Öyle 3-5 tane eşkıyanın korkuyla sindirerek, bu ülkede kardeşliğin bozulacağına izin vereceğimizi zannediyorlarsa yanılıyorlar. Bir şey daha söyledi birileri. ‘T.C.’yi tükürüğümüzle boğarız’ dediler. O da hak ettiği yerde. Bu devleti, bu büyük milleti tanımıyorlar. Bizi başkalarıyla karıştırıyorlar. Bu millet sabreden, ahdine sadık bir millettir. Bu millet asil bir millettir. Hani 7 Haziran’dan sonra afraları, tafraları, fiyakaları arttı. Neredeyse her şeyi onlar yapıyorlardı. 16 yerde özerklik ilan edeceğiz dediler. Hadi bakalım o gün cesurdun ya. Hadi bakalım bugün söyle. Hadi ‘Özerklik ilan edeceğim’ diye de de boyunun, posunun ölçüsünü alalım senin.”
Söylem ve eylemin yekununda ortaya çıkartılan cerahattir mesele. Soylu bir ülkenin dahiliye nazırıdır. Sözlerinin ortaya çıkarttığı cerahat ise yüz iki yıldır savunulan bir tahayyüldür. Gerçek kılınmak istenen, gerçekten var edilmek istenen sözün üstünün çizilmesidir. HDP’nin siyaset sahnesinde varlığı ilan edilmiş kaçıncı düz ovada siyaset aktörü olduğu barizken, ol çürütme istenciyle, aleni kök faşizan bir söylevle onun da sınırlandırılması devre dışına taşınması güncellenendir. İstikamet demokrasi şablonunun enikonu cılkının çıkartıldığı esemesinin bile okunmadığı, bahsinin asla açılamayacağı bir menzilse bu sandıktan evvel ortaya dökülendir.
YPJ, YPG ve PYD’nin açık bir biçimde hayat savunması olduğu bunca barizken ona ortak oluruz diye cümle kuran, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a yönelik söylemin, hedef gözetiminin bunca alenen orta yerde yapılabilirliğidir artık ‘demokrasi’ meselinde her ne halde olduğumuzu da örneklemeye, bildirmeye kafi gelecek olan; meram. Biyopolitik tahayyülün, iğdiş edilmesine çabalanılan bir demokrasinin yolunda yürünen “devletli zihniyetinin” kutsandığı bir menzildir bu ülke, ondan artakalan.
Cürüm düzenini sabitlemek yıkımla bir istikamet belirleme istencine olan bağnazca tarafgirlik yekunda o ‘çürümeyi’ var eder. Bir şablon olarak kutsanan çürütme hamlesidir. Her zamankinden ağır, kimsenin birbirini işitmediği, yarasını önemsemediği herkesin birbirine kırdırıldığı bir uzam imal olunandır. Gerçek bu bahistedir. Demokrasi, “otokratik” denetimin güncel, tahakkümün anlık yinelene geldiği yerde bir hiç kılınmaktadır. Verili hakların talanı sözün yağmalanması ve düzeni sağladığı öne sürülen kanun, karar hükmünde kararname vs. ile birlikte hiçleştirenler sayesinde bu tahayyül gerçek kılınmaktadır.
Ölçüsüz bir tehdit, süreğen bir yıkım ve kesintisiz teslimiyet vaat değil, seçenek değil yekten istikamet olarak dayatılandır. Keskin bir düzlem, tüm ötekisi addedilenlere yönelik ama örtük / gizli ama doğrudan ve açıkça saldırarak yerip, tasfiye ederek bir biçimde susturarak o istikameti göstere gelmektedir. Evet ya da hayırdan çok karanlığımız imal edilmiştir bir daha. Sandık bahsine kilitlenmişken var edilen bu fecaat iklimi artık yön belirleyicidir. Sonuç demokrasi bahsinin topyekun kazındığı laf kalabalığıyla ezildiği yerdir.
Demokrasinin Atina toplumunda var edilen başlangıcından şimdi şu menzilde vardığı odağı biteviye bir çürütme güncellenendir. Dün denenip yapılan bugün her fırsatta yıkılmaya çalışılandır soru; hayat nerededir? Dün bildirilen ile bugün güncellenmek istenen bu uğurda çalışılan şey demokrasiyi tastamam halktan uzak kılmak onu muktedirin tahayyülüne rehin etmektir. Yıkım bunca bariz, yekten uluorta icrasına düşülen bir mesel halindeyken en başta söz kırılır. Kurulan cümlelerdeki hiddetin sınırsızlığı, linci bir hak olarak gören muktedirin o halleri Türkiye’nin yeni ülkesinin de özetini imlemektedir.
Cerahat bir kadraja sığmayacak kadar engin, bir kadrajda yer bulan kadar çok sık ve hazin bir edimdir. Memleket delik deşiktir. Demokrasi tahayyülü bir kenar süslemesi kabilinden hiçleştirilendir. Yaygın cerahat savunulan muktedir tahayyülü birörnek ve bariz bir otokratik düzlemi imlemektedir. Yaşam yitirilendir. Yaşam üzerinde halen devlet tarafından hak iddia edilen bir meseledir. Yaşam haddizatında içinde bulunduğumuz güncede yerle yeksan edilmesi kafi görülmez, bir de sandık, oy, milli irade ve fazlası zikredilerek her yerde salt evet propagandası ile sınırlandırılandır.
Bay Erdoğan’dan Bin Ali Feda Olsun Bey’e oradan Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’na, sırayla, belirli bir hiyerarşi içerisinde herkesin birbirine az buz değil basbayağı saydırıp döktüğü, hiddetin dozunun sandık gününe kadar sürdürüldüğü ol çürüten sahneleme kendini günceller. Bunca bariz bir biçimde hayat hakkının lime lime edilip yerle yeksan edilmesine sevki üzerinde çalışılandır. Bugün yaşadığımız berbat halin fecaatleri bağrında taşıyan menzilin tek tahayyülü siyasi / ekonomik / sosyal bir çöküşü var etmektir. Ol haramilerin, şu muhalefet görünümlü yedeklenenlerin birlikteliğinde evet, hayırdan çok önce, çok evvel hayat hiç kılınandır. Gizlenen, örtülen, saklanan biteviye “unutuşa” sevk ettirilen basit değil çokça, daimi bir vurgu olarak paramparça edilmeye devam edilen demokrasi, artık sıradanın değil muktedirindir.
Bir tezgah olarak düzenlenen Oda TV Davası’nın son duruşması sonrasında Ahmet Şık’ın anlattığı bahistir tüm bu yukarıdaki örneklerin nasıl bir yerde her ne şekilde demokrasiyi yok ettiği imleyecek olan. Düzenek hayatın çalınması için güncellenirken bir sandık bahsinden ötede / ileride ‘yaşama’ hakkının zorbalıkla lime lime edilmesi gerçekten gerçek kılınmaktadır. Ahmet Şık’ın meramı ise hepimizedir. “-Biz çocuklarımızın gülüşlerini gerçek kılacağımız bir hayatı çıkaracağız. Bu mafya iktidarı, bu kötülüğün organize olmuş hali, hak ettiği sonu bulacak, kaçınılmaz olanı yaşayacak. Alaturka Führer’i de yaşayacak, tüm partisi de yaşayacak. Hepsi aynı çöplüğe gidecekler. Cemaat siyasetin hangi çöplüğündeyse AKP iktidarı da oraya gidecek. İyi ki varsınız.”
Demokrasi mefhumunun artık her yerde ve her şekilde çürütülmesi güncel kılınırken, yaşatılan vahamet sarmalının nedenleri üzerine verilen söylev değildir, özden kopan çığlıktır. Bir sandık bahsine kilitlenmiş olan ülke dahilinde olan biten aslında bu hesaplaşmayı öteleme gayretidir. Müştereklerimiz ayak altında çiğnenmeye devam edilirken, yaşamımıza sahip çıkabilme iradesi artık kendi çatlağından sızıp hayata karışmaktadır Ahmet Şık nezdinde bir kez daha. Bakur Kürdistan’ındaki yıkımın hiç aralıksız halinden, memleketin kalanındaki evet despotizminin ta kendisinden, yaşamdaki yıkımı bina etmek, sözün savunulabilirliğini yerle yeksan etmek demokrasi tahayyülünün de son durumunu örneklemektedir.
Bir sonuç kadar, sandıktan çıkacak mesaj kadar, yarına varma istencinin her neresinden tuttuğumuz meselemizdir. Alaturkalığı kesin, keskin bir yıldırının ol simsarı olunan bir devletli tahayyülünün / mekanizmasının karşısında öncelikli sorunlar açıkta kalmaya devam ederken her nasıl yaşayacağız meselemizdir. Bir evet hayır meselesinin zıtlık, kontrastı değil, öyle ya da böyle muhalefetin sesinin sonuna kadar kısıldığı, ötekisinin artık ne sesinin, ne sözünün duyulduğu, bilindiği bir yerde nasıl bir yarının bizi beklediği belliyken hiç direnmeyi düşünecek miyiz, meselemizdir?
Biyopolitik dönüşüm kendini artık gizleyip saklamadan var ederken, yeni ülke nam yerde her türlü sonuç sıradana bir kasıt olarak geri dönecekken yarınımızın mücadele hattını örgütlemek dışında bir seçenek taşımadığı barizdir. Başımıza göçertilen üç günlük dünyanın hesabının her ne olacağı meselemizdir? Demokrasi diye başlanan yollarda, otokratik, despotizmin en yıkıcı örnekleri ile daha kaç kez sınanacağımıza yanıt bulabildiğimizde, artık yeter dediğimizde bir hayata tam ve eksiksiz varacağız. Eksiltmelere, yıkıma, gözdağı silsilesine, onca baskıya rağmen bir gün mutlaka, hayat için, adalet için, eşitlik için mücadele meselemizdir.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

hendekler?