Çöplük

Öyle horozlar vardır ki onlar öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
[İ. Tolstoy]
Marksizm, kabaca bütün toplumun asgari yaşam standartlarında yaşadığı, herkesin “yoksullukta” eşitlendiği bir düzeni öngörür, liberalizm maddi-somut bütün zenginliklerin dar bir azınlığın elinde olduğu toplumsal bir yapı tasarlar, küçük burjuvazi ise bu iki ideolojinin salınımlarına göre pozisyon belirler. Yoksulların mücadelesi yükseldiğinde Marksizm’e, kapitalizmin kuşatıcılığının artıp orta sınıflara zenginleşme imkânı sunduğu dönemlerde liberalizme yaklaşır.
***
Fransız Devrimi’nden bu yana solun bir yanı hep küçük burjuvadır. Marksizm ise solun küçük burjuva yanına bir reddiye olarak ortaya çıkmıştır. Marksizm, uzun yıllardır yerel ve küresel ölçekte ideolojik ve politik olarak küçük burjuvazinin hükmü altındadır. Tarihte bu durumun kırıldığı momentte devrim olmuştur. Genel planda Bolşeviklerin özelde ise Lenin’in Menşeviklere, Sosyalist Devrimcilere ve Anarşistlere karşı verdiği mücadele küçük burjuvalılığın Marksizm kıyafeti giyinmiş biçimlerine karşıdır.
***
Bütün doğa yasalarının kendisine tabi olduğunu zannetmesi, küçük burjuva/orta sınıfın belirleyici özelliğidir. Bunlar, bütün olup bitenlerin ilk nedeni, geçmişin, geleceğin ve şimdinin sahibi olduklarının zannıyla nefes alırlar. Allah yapısı fizik kanunlarının yerine kul yapısı iktisat kanunları ikame etmeye çalışmaları, burjuvanın bilimine tapmaları bundandır. Somut durumda sol, küçük burjuva/orta sınıfa mensup özel insanların eğlence ve meşguliyet sahası hâline gelmiştir. Politik amaçlarla sol âlemde arzı endam eden ve kendisine sosyalist/komünist/devrimci diyenlerin ağırlıklı kısmı Tolstoy’un analojisini yaptığı horozlar gibidir. Küçük çöplüklere bölünmüş bir yapı arz eden "sol", büyük oranda küçük burjuva/orta sınıf horozların kontrolündedir ve bu çöplüklerde hep kendi borularını öttürmektedirler.
***
Somut gerçekte adına sol/sosyalist/komünist diyen yahut bu isimleri kendilerine mülk edinenlerin yoksulla, fukara halkla bir münasebeti, dipte ıstırap çeken kitlelerle bir bağı yoksa kendisi de yok demektir. Kitleler, kendi dokusuna, tarihsel köklerine, dini-milli genetiğine tezat, ona yabancı görünüşleri temelde reddeder. Gerçek bir münasebet kurmaz, istese dahi kuramaz. Kapitalist örgütlenme, karşıtlarının, özellikle sosyalist ve komünist örgütlerin ilgili toplumsal yapı içinde kitlelerle derinlemesine bir münasebet kurmasına, partinin/örgütün oradan doğmasına engel olmak için amansız bir mücadele yürütür. Bu, tek başına fiziksel, tek boyutlu bir mücadele değildir; teorik, ideolojik, kültürel boyutları da içeren asimetrik bir mücadeledir. Bu yanıyla sol âlemin göbeğinde, yapıların/örgütlerin içinde ve her kademesinde etki ajanlarının faaliyet gösterdiği su götürmez bir gerçektir. Burjuvazinin çok yönlü kuşatma pratiği, neredeyse bütün bir yapıyı teslim almış durumdadır. Bu gerçek bağlamında, kararlı olmayan yapılar seyreltilir ve nihayetinde çözülür.
***
Amerika’da bir “zenci” işten çıkarılacağı zaman bunu kıdemli başka bir zenciye yaptırdıkları bilinir. Beyazlar, böylece zencinin öfkesini başka bir yöne akıtmış olur. Bu yöntem uyarınca solu tasfiye için sol, İslam’ı tasfiye için bizzat İslam kullanılır. Bu işlemde kullanılan kurumlar, araçlar ve kişiler gökten zembille inmezler. Hâlihazırda pratik-somut hayatın içinde var olan, nefes alan etten-kandan gerçek insanlar kullanılır ve bunlar zenciyi işten atan diğer zenci kadar gerçektirler.
Türkiye’de hâkim sermaye fraksiyonunun İslam’ı başat kılma gibi bir ihtiyacı hâsıl olmuşsa, bunu en radikal laik/Kemalist unsurlarla yapmış, Kemalizm’i yeniden başat kılma ihtiyacı hâsıl olmuşsa, bunu da laikleri/Kemalistleri kullanarak değil, bizzat “şeriatçı” bir şahsiyeti kullanarak yapmıştır. 1980’li ve 90’lı yıllarda İslam TSK eliyle, 2000’li yıllardan sonra ise Kemalizm, AKP eliyle güçlendirilmiştir. Belirli bir plan çerçevesinde hareket eden Kemalist klik, 28 Şubat’ı yaparak AKP’nin kuruluşunun yolunu açmış, Ergenekon ve Balyoz’u yapan AKP ise reorganize edilerek daha kullanışlı hâle getirilen TSK’nın yolunu açmıştır. Bu süreçlerde İslam’a can veren Kemalizm ve Kemalizm’e can veren İslam görece zayıflamıştır. Şekle, görünüşe, etikete ve kimliğe bakıp değerlendirme yapanlar olup bitenleri görmüş ama işin aslını idrak edememişlerdir. Zira diyalektik yöntem, insanları sözleri, kimlikleri, niyetleriyle değil başka yapılar ve insanlarla kurdukları ilişkiler üzerinden tanımlamayı gerektirir. İsimler, kimlikler, etiketler üzerinden onları merkeze alarak yapılan tanımlamalar, açıklamalar ve değerlendirmeler sorunludur. Zira biliyoruz ki görünüşler aldatıcıdır.
***
Sermayenin ve devletin yasal, kurumsal, aygıtsal yönleri, fiziksel büyüklüğü, yönelimleri ve yönetenleri değişebilir. Sol, yıllar yılı Kenan Evren’i, Turgut Özal’ı, Süleyman Demirel’i kitlelerin gözüne soktu, bu isimleri şeytanlaştırdı, bugün aynı işlem Erdoğan için yapılmaktadır. Oysa bütün meseleleri, çözümsüzlükleri, suçu, günahı bu şahsiyetlere yıkarak, bilerek ya da bilmeyerek gerçeği örtmektedirler. Burjuva siyasette bu kişiler birer “paratoner”dir. Paratoner müessesesi vasıtasıyla sistemin varlığına yönelme eğilimi taşıyan yıkıcı enerjiler yutulur/soğurulur. Bu işleyiş içinde bütün kötülüklerin anası her dönem için sayılan şahsiyetlerden biri gösterilir. Oysa kapitalist iktisadın bir istikameti, tanımlı bir hareket mekanizması vardır ve mekanizma içinde “yöneten” şahsiyetlerin namı, adresi, politik kimliği, etiketi ve belirli özellikleri önemli değildir. Bunlar en nihayetinde düzenin işleyiş süreci içinde gayet basit aparatlardır. Düzen, en kullanışlı hangisiyse onu seçmekte ve onu öne çıkarmaktadır. Dolayısıyla kapitalist örgütlenmenin pratiğinde politikacılar halka sunulan oyunun yalnızca aktörleridirler. Sahne gerisinde ya da kamera arkasında oyunu yazan, sahneleyen bir prodüksiyon ve yönetmen gerçeği vardır. Oyunda politikacının bütün aksiyomları önceden belirlenmiştir ve oyuncuların istikameti/gidişatı belirlemeye gücü yoktur. Oynanan oyunun farkına varmak, sahnedeki aktörleri, figüranları, kurulan dekoru, açılıp kapanan perdeyi, görmek gerekiyor. Ancak böylece gerçek somut düşmanlarla karşı karşıya kalmak mümkün olabilir. Küçük çöplüklerinde eşelenen orta sınıf/küçük burjuva siyasetlerin başlıca pratiği ise sergilenen oyunun idame edilmesi yönündedir. Kitleleri sergilenen oyuna değil, oyuncuya düşman etmeye çalışmaları bundandır.
İrfan Özgül

Hiç yorum yok: