Artıklar -II

Post-Sol’un Oluşumu
İki dünya savaşı arası dönemde faşizm, çok sayıda antikapitalisti ve bireyciyi cezbetti. Bu etkileşim, esas olarak elitizm, siyasetin estetikleştirilmesi ve modern dünyanın yıkımına dönük nihilist arzu dolayımı ile gerçekleşti. İmparatorluğun yıkılması ardından faşistler, hem devlet hem de toplumsal hareketler içerisinde çeşitli dolaplar çevirerek, hareketlerinin közünü yeniden alevlendirmeye çalıştılar. Belli ölçüde Hitler’e karşı çıkıp uygarlığın yıkımı ile “yeni insan” fikrine dayalı elitizmi harmanlayan özgün “milli sendikacılık” fikrine geri dönülmesi çağrısında bulunmak, faşistler arasında popüler bir eğilim hâlini aldı. Faşistler, bu süreçte NATO ve çokkültürcü liberalizme karşı, Avrupa’daki etnisitelerin ulusal kurtuluşunu savundular. Bir yandan da yeni faşist melez fikirler oluşturmak adına İtalyan felsefeci Julius Evola ile aslen Yunan olan Fransız yazar Savitri Devi’nin okültizmiyle satanizmi birleştirdiler. Savaş sonrasında altkültürlere faşizm, politik muhalefetin okültizmle kutsallaştırılmasıyla, ekolojiyle ve anti-otoriteryanizmle sızdı.
Altmışlarda Ya Sosyalizm Ya Barbarlık, İşçilerin Gücü (Pouvoir ouvrier) ve Sitüasyonistler gibi sol-komünist gruplar La Vielle Taupe (İhtiyar Köstebek) gibi yayınevlerinde bir araya gelip sanayileşmiş uygarlıkta gündelik hayatı sanat ve dönüştürücü pratikler aracılığıyla eleştirdiler. Bu hareketin üyelerinden biri olan Gilles Dauvé’ye göre, bu La Vieille Taupe yayınevinde toplaşan küçük grup, müştereklik fikrini, yani tüm toplumsal ilişkilerin devrimci dönüşümü fikrini geliştirdi. “Aşırı solcu” olan bu yeni hareket, Mayıs 1968 boyunca Paris’te öğrencilerin ve işçilerin gerçekleştirdiği büyük ayaklanmaya yol açacak olan genç, entelektüel isyana ait estetiğe ilham verdi.
Aşırı solun yarattığı, güçlü ve otorite karşıtı akım ve Mayıs 1968’deki ayaklanma Avrupa’da benzer hareketlere katkı sundu. Bunlardan biri de süreç içerisinde Fiat’ta yapılan bir grevden kitlesel sokak gösterileri, kiralık ev grevleri, ev işgalleri gibi eylemleri içeren genel başkaldırıya dönüşen İtalyan Otonom Hareketi idi. Otonom hareketinin büyük bir kısmı solcu olmaya devam etse de üyeleri, yerleşik sol akımlara eleştiriler yönelttiler. Otonomistler, çoğunlukla şehir gerillalarının acemi stratejilerine karşı çıktılar. 1977’de “Silâhlı Neşe” takma adıyla yazılar yazan bireyci anarşist Alfredo Bonanno, İtalyan solculara patriarkal iddiaları gerilla savaşına terk etmeyi ve halkın isyancı mücadelesine iştirak etmeyi önerdi. Marksist teorisyen Jacques Camatte ise eskiden solculuğun kötümser itirazını benimseyen bir isimken, doğaya bağlı basit bir hayatı benimsedi. Bu eğilim, İtalyan solu içindeki çelişkileri daha da derinleştirdi.
Otoriteryanizm karşıtlığı ile birlikte ekolojinin belirlediği uygarlık eleştirileri altmışların ve yetmişlerin bir ürünüydü. Bu önemli eğilim, yeni bir kimlik dâhilinde hem sola hem de sağa karşı çıktı. Popüler toplumsal hareketlere ait bu türden akımları benimseyen ve sol ile sağ arasındaki ideolojik çizgileri bulanıklaştıran faşist ideologlar, “etno-çoğulculuk” düşüncesinin çerçevesini oluşturdular. Söylemlerini “farklılık hakkı” (etnik ayrılıkçılık) fikri üzerine kuran faşistler, kendilerini Avrupalı yeni sağ, milli devrimciler ve devrimci gelenekçiler gibi etiketlerin ardına sakladılar. “Avrupalı yeni sağ”, aşırı solun savunduğu, modern dünyaya yönelik itirazı benimseyip Avrupa’nın yerli haklarını ve kıtanın pagan köklerini öne çıkarttılar. Sonrasında faşistler, köke dayanma anlayışından maneviyata dayalı fikirler türettiler, Nazilerin ve Alman etnisite (volkische) hareketinin benimsediği, “kan ve toprak” ekolojisini yeniden anımsattılar.
İtalya’da bu hareket, “Hobbit Kampı”nı kurdu. Bu, Marco Tarchi gibi Avrupalı yeni sağın önemli bir siması tarafından örgütlenmiş bir ekoloji festivaliydi. Kamp, Sitüasyonist tarzı afişler ve bildirilerle hayal kırıklığına uğramış gençlere pazarlandı. İtalyan “milli devrimci” Roberto Fiore, Bologna’daki bir tren istasyonunu bombalama eylemine katılma suçlamasıyla ülkeden kaçtı, Tarchi’nin Avrupalı yeni sağcı meslektaşı Michael Walker’ın Londra’daki evine sığındı. Bu evde Fiore, Walker ve bir grup faşist militan 1980’de Resmi Milli Cephe denilen politik örgütü kurdu. Bu grup, avangart faşist estetikten istifade etti, yeni folk, gürültü ve başka deneysel müzik türlerine can verdi.
* * *
Faşistlerin yeşil harekete girip solcu anti-otoriteryan düşünceyi istismar ettiği dönemde Sitüasyonizm de dönüşmeye başladı. Yetmişlerin başında post-sitüasyonizm, ABD’de kolektivist düşünce ile Stirnerci egoizmi meczeden kolektifler üzerinden açığa çıktı. 1974’te Bizim İçin isimli grup Açgözlü Olma Hakkı isimli broşürü kaleme aldı. Bu broşür, diğerkâmlığı şiddetle eleştiriyor, egoist açgözlülüğü sosyal kimlik ve refahın teşkil ettiği bir tür sentezle, özetle fazla olanla ilişkilendiriyordu. Metin 1983’te Loompanics Unlimited isimli liberter bir grup tarafından yeniden yayınlandı. Önsüzü ise ismi pek bilinmeyen, Bob Black diye biri kaleme aldı.
Post-sitüasyonizm zamanla bireyciliğe evrildi. Bir dizi Avrupalı aşırı solcu ise yüzünü sağa çevirdi. Paris’te bulunan La Vieille Taupe grubu, antifaşizmin gerekliliğini redde tabi tuttu, holokostun kapitalist düzenin muhafazası için gerekli bir yalan olduğunu söyledi. 1980’de bu yayınevi o ünlü Beni Tarihi Tahrif Etmekle Suçlayan Bellek Savunma Merkezleri (Mémoire en Défense centre ceux qui m’accusent de falsifier l’histoire) isimli kitabı yayınladı. Kitabın yazarı, holokostu inkâr eden bir isim olan Robert Faurisson’du. Bu yayınevi ve kurucusu Pierre Guillaume uluslararası planda ciddi eleştirilere maruz kalsa da solcu profesör Noam Chomsky gibi isimlerden destek gördü. Guillaume ve arkadaşları eleştirilmiş olmasına karşın, aşırı soldaki antifaşizme yönelik reddiye daha da yaygınlaştı. Buna katkı sunan bir isim de Dauvé’ydi. Dauvé, seksenlerin başında özgül bir hareket olarak faşizmin yok olduğu iddiasındadı.
Faşizmin tarihe ait yapay bir olgu hâline geldiğine dair düşünce, faşizmin çeşitli alanlara sızmasına katkı sundu. Bu süreçte Faurisson ve Guillaume, aşırı sağın el üstünde tuttuğu isimler hâline geldi. Holokost inkârı örneğinde görüldüğü üzere, aşırı sol teori etnisiteye dair terimlere ve düşüncelere karşı bağışık değildi. Etnisiteyle alakalı düşünceler, Resmi Milli Cephe’nin ortaya koyduğu çalışmaların temelini teşkil ediyordu. Bu çalışmaların çoğunu kaleme alan Troy Southgate, Sitüasyonistlerden, ayrıca solcu ve sağcı birçok kişiden etkilenmiş bir isimdi. Southgate, “Yeşil Anarşist” denilen, punk’a meyilli dergiyle bağlantılı radikal politikaya odaklanmıştı. Bu derginin ana derdi, modern uygarlığın yıkılması ve ilkel hayata geri dönmekti. 1991’de Yeşil Anarşist dergisinin editörleri, yurtsever bir militarist olduğu için editör ekibinde yer alan arkadaşları Richard Hunt’ı dergiden kovdular. Hunt da Yeşil Alternatif isminde başka bir dergi çıkarttı ve kısa bir süreyle Southgate’le biraraya geldi. İki yıl sonra Southgate Devrimci Milliyetçilik İrtibat Komitesi’ni kurmak amacıyla Jean-François Thiriart ve Christian Bouchet ile ittifak kurdu.
ABD’de “anarko-primitivist” veya “Yeşil Anarşist” eğilim, eski aşırı solcu John Zerzan’ın başının altından çıktı. Uygarlığı dünyanın düşmanı olarak tanımlayan Zerzan, moderniteyi redde tabi tutan, sürdürülebilir geçimlik hayat tarzına geri dönülmesi fikrini savundu. Zerzan, ırkçılığa karşı çıksa da kısmen Martin Heidegger düşüncesi üzerinden, insanlarla dünya arasında hakiki, sembolik düşüncenin aracılık etmediği ilişkiler kurulması fikrini savundu. Bu geri dönüş de elbette uygarlığın tümden çökmesini gerekli kılıyordu, yani milyarlarca değilse de milyonlarca insan ölmek zorundaydı. Zerzan, kendisini destekleyen Ted Kaczynsky’nin öldürdüğü insanlar konusunda net hiçbir şey söylemedi.
Zerzan’la otoriteryanizme karşı çıkma ve kabileci, avcı-toplayıcı topluma geri dönme fikri konusunda uyuşan, okültist Hakim Bey “Geçici Özerk Alan” fikrini geliştirdi. Hakim Bey’e göre, böylesi bir alan, sefahate dayalı, devrimci şiirin erotik ve kurtarılmış sahasını açığa çıkartacaktı. Ama 1991 tarihli metninde Hakim Bey D’Annunzio’nun Fiume’yi işgalini savundu, sağı ve solu aşmaya dönük tarihsel eğilimleri öne çıkarttı.
Zerzan ve Hakim Bey ile birlikte Bob Black de bugün post-sol olarak adlandırılan akımın temelini teşkil eden isimlerden. 1997 tarihli kitabı Solculuktan Sonra Anarşizm’de Black, bireycileri “yaşam tarzı anarşizmi” olarak eleştiren solcu anarşist Murray Bookchin’e cevap verdi. Zerzan’ın uygarlık eleştirisinden, Stirner ve Nietzsche’den beslenen Black, çalışmanın reddini Bookchin’le tanımladığı otoriteryan sol eğilimlere karşı bir tür çare olarak savundu.
Böylece post-sol, aşırı solcuların, yeşil anarşistlerin, spritüalistlerin ve egoistlerin internet dergilerinde, kitaplarda ve Anarşi: Silâhlı Arzu Dergisi ile Beşinci Sınıf gibi dergilerde yayınlanan yazılar aracılığıyla oluşmaya başladı. Bu düşünürler ve yayınlar kendi aralarında birçok yönden ayrışsa da post-solun önemli vasıfları temelde uygarlığın çöküşüne dönük eskatolojik beklentiyi sürdürmeye devam etti. Bu beklentiye bir de solla sağı redde tabi tutan bireycilik ve kolektivizm sentezi eşlik ediyordu. Oluşan düşüncenin merkezinde hümanizme, aydınlanma geleneğine ve demokrasiye karşı çıkan, organik, kabile toplulukları ve dünya anlayışı duruyordu. Bu post-sol metinler, bol bol Stirner, Nietzsche, Jünger, Heidegger, Artaud ve Bataille alıntıları içeriyordu. Temelde bu metinler, solla sağı, bireycilikle “muhafazakâr devrim”i birleştiren, senkretik bir entelektüel eğilim meydana getiriyordu. İleride göreceğimiz üzere, bu durum düşünce alanında faşizmin sızacağı yığınla delik açılmasına neden oluyordu.
Alexander Reid Ross

Hiç yorum yok: