16 Nisan Notları

Politik da “tutarsızlık” operasyon işaretidir. Nerede bir tutarsızlık varsa, orada bir operasyon yürütülüyor demektir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın karşısına bugün, insanların adını hatırlamakta zorlandığı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çıkarılması, Ahmet Kaya’nın sözüyle, nereden baksan tutarsızlıktır. Burada operasyonu icra edenler bellidir, ancak düzenleyen nedir/kimdir/kimlerdir tam olarak belli değildir.
İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesi, esasında “başkanlık sistemi”nin ilk adımıdır. Geçen süreç göstermiştir ki bu hamlenin icracıları, Erdoğan’ın toplumu başkanlık sistemine ısındırmasını/hazırlamasını planlamışlardır. Zira Erdoğan’ın karşısına çıkarılan İhsanoğlu, TC sınırları içerisinde bulunabilecek en çapsız/etkisiz isimdi.
Özellikle Erdoğan’ın karizması düşünüldüğünde İhsanoğlu ismi, ilk turda cumhurbaşkanlığını Erdoğan’a altın tepside sunmak için bulunmuştur. Dolayısıyla başkanlık sistemi konusunda ülke içinde neredeyse mutlak bir konsensüs vardır. Deniz Baykal’ın “başkanlığı devlet istiyor” sözü bu bağlamda değerlendirilmelidir. Yani Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu, ve sağ HDP başkanlık sisteminin gelmesi yolunda canla başla çalışmaktadır.
Başkanlık sistemini cümle âlem Erdoğan’ın kibrinin, kişisel hırsının bir mahsulü zannediyor. Ancak başkanlık sistemi, esasında TSK’nın bir projeksiyonudur. Son on yılda TSK içinde yaşanan yapısal dönüşüm aynı eksende gerçekleşmektedir. Ergenekon ve Balyoz'un Cemaat eliyle tasfiyesi iti ite kırdırma stratejisidir. Nihayetinde Cemaat’in de 15 Temmuz’la birlikte tasfiye edilmesi TSK’nın yeniden yapılanma sürecinin başka bir aşamasıdır. TSK’nın reorganizasyonu ve başkanlık sistemi birbirini tamamlayıcı niteliktedir ve aynı planın farklı ayaklarıdır. Her iki ayakla ilgili yürütülen program, devletin uluslararası müttefiklerinin yönlendirmesiyle gerçekleşmektedir.
Bu program, temelde küresel ölçekte dünyanın gidişatıyla ilgilidir. Almanların “weltanschauung” dedikleri kavramın ifade ettiği üzere, evrensel ölçekte ciddi bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. 1970'li yıllardan beri toplumları ideolojik olarak biçimlendiren, postmodernizm, küreselleşme, evrensel değerler vb. argümanlarla tahakkümünü sağlamlaştıran mali/finans sermayesi, ulus devletler ve ülkelerin yerel güç merkezleri tarafından tasfiye edilmektedir. Ekonomik büyümeye bağımlı neoliberal düzenin dünya petrol üretiminin zirve yapmasıyla bol ve ucuz enerji dönemi kapanmış ve büyümenin durmasıyla da neoliberalizmin salâsı okunmuştur.
Bu durum yeni bir dünya savaşını koşulladığı için ülkeler hızla militerleşmekte, muhtemel bir savaşa idarî, askerî, iktisadî olarak hazırlanmaktadır. Bu tarihsel momentte başkanlık sistemi ve TSK’nın yapılanması, devletin ve müttefiklerinin mecburiyeti olarak ortaya çıkmaktadır.
Almanya’nın etki alanında bulunan ülkelerde referanduma yönelik yasaklama, engelleme vb. atraksiyonlar bu bağlamda düşünülmelidir. Almanya merkezli bu gelişmeler, içeride “evet” oylarını yükseltmek, kararsızları “evet”e yönlendirmek için yapılmaktadır. Zira her iki dünya savaşında da Almanya ile Türkiye müttefiktir.
Devlet, 16 Nisan’da başkanlık sisteminin ezici, meşruiyeti sorgulanamayacak bir sonuçla kabul edilmesi için çabalıyor. Bu “hayır” cephesi tarafında “evet” oylarının kritik noktada olduğu illüzyonuna neden olmaktadır. Oysa somut durumda sahada görülen konsensüse bakılacak olursa, ezici, altı kalın çizilmiş bir “evet” sonucu oldukça muhtemel görünmektedir.
İrfan Özgül

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Bence gözlüğünü, yani analiz araçlarımız değiştirin. Ezici bir evet ihtimali sıfırdır. Ever'in az farkla kazanması bile düşük ihtimaldir. Ayrıca çok komplocu bir tahlil yapmışsınız. Dünyanın bir geçiş dönemi içinde olduğu doğru ama tam da bu dönemin özelliği itibariyle öyle uzun vadeli planlarla dizayn edilemiyor dünya siyaseti...