Yeni Resmi Tarih

Darbeler, İttihatçı-Kemalist elitin halka karşı diye başlayıp giden açıklama meşhurdur. Osmanlıcılıkta ve İslamcılıkta çokça kullanılır. 15 Temmuz’dan sonra da kullanıldı. Osmanlıcı-İslamcı olarak İbda, İslamcı-Osmanlıcı olarak Haksöz dün ve bugün bu konuda en önde.
Dergilerinin darbeden itibaren çıkan bütün sayıları neredeyse bu bahsi işliyor. Ama bu kez sanki bazı soruları örter gibi. Ezberlerin bozulmaması şart sonuçta.
15 Temmuz darbesi de Kemalist elitizmle, Tanzimat’tan bugüne Abdülhamit’i yıkarak işe başlayan masonlukla ilintilendi. Oysa Abdülhamit de bir başka padişahı indiren darbecilere “tamam” diyerek, onlarla anlaşarak iktidara gelmişti. Aslında darbeyi şehzadeler arası taht kavgası olarak kodlarsak, çok daha erken tarihlere kadar çekebiliriz. Ve hep öyle başladı öyle devam etti.
Türkiye tarihinde darbe fotofinişe beraber girecek kadar birbirine eşit-denk-yakın unsurlar arasında cereyan ediyor denebilir. Kemalist-İttihatçı elitin (dindar) halka karşı darbesi bir laiklik atraksyonuna indirgendi ve elitin halka müdahalesi olarak çerçevelendi. Oysa Cumhuriyet tarihi, zaten iki elit arasında bir yarış, yani İttihatçı-Kemalist çatışması olarak, darbe-komplo sarmalında başlamıştı.
Bugün o sebepten İslamcılar, Cumhuriyet’in ilanına ve M. Kemal’in iktidarı alışına aynı bir İttihatçı edasıyla “darbe” diyebiliyor. Gene aynı sebepten, asılan İttihatçıları savunma pahasına, İzmir Suikastı’nı reddediyorlar, bir komplo olarak görüyorlar.
1960 darbesinin anayasasına karşı büyük şehirlerde verilen “hayır” oylarında iki şehir öne çıkar: Bursa ve İzmir. Liberal ittihadın-sivil Atatürkçülüğün kalesi iki şehir. Celal Bayar’la Adnan Menderesle özdeş.
Demokrat Parti'de atardamar olan liberal-ittihatçılık, milli şefe ve ordu kemalizmine karşı ayağa kalkmıştı. Seçimle dize getirdi, üzerine yürüdü, darbesine maruz kaldı, anayasasına red verdi...
Geniş dindar halk kitlelerinin nerede olduğu sistemi anlama konusunda kopya verebilir ama her şeyi anlatmaz. İttihatçıların da kemalistlerin de geniş halk kitlelerini sevkettikleri anlar da vardır. Birbirlerine girdikleri darbe anları hakeza.
Aslında 15 Temmuz darbesi de aynen ve elbette Türkiye tarihine uygun olarak, benzer bir kulvarda ortaklaşan/yarışan/kapışan iki yapı arasında meydana geldi.
Gülencilerin elit de kemalist de olmadığı ortadadır. Halk ve dindar damara inmiş bir İttihatçılık denebilir. Peki “Demokrat Parti’nin devamıyız” diyen AKP'yi o mirastan ne ayırmaktadır? Belki de Abdülhamitçilik, bu gerçeği örtmek için ısrarla masaya konmaktadır. Ve darbe tarihi yeni bir resmi tarihle, Abdülhamit’in indirilişi ile başlatılmaktadır.
Yasin Şafak

Hiç yorum yok: