Ilıklık Siyaseti

Yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya sıcak olsaydın! Oysa ne sıcak ne soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım.
[İncil Vahiy 3]
Shosh Shlam ve Hilla Medalia adlı iki kadın yönetmen tarafından hazırlanan Web Junkie isimli belgeselde Çin’de bilgisayar oyunu müptelalarının tedavisi için kurulan merkezler anlatılmaktadır. Bu merkezlerde internet üzerinden oynadığı oyunu bırakmamak için serumla beslenen, altına bebek bezi bağlayan, aralıksız günlerce bilgisayar başında oyun oynayan gençlerin yeniden sosyalleşmeleri hedeflenmektedir. Çin genelinde yaklaşık 400 adet kurulan bu merkezlerde göstermelik bir askerî disiplin eşliğinde internet bağımlılarının tedavisi için çalışılır. Temelde amaç, bu kişileri içinde yaşadığı simülasyondan/illüzyondan kurtarmak ve yeniden gerçekliğin idrakine varmalarını sağlamaktır. Ancak bu, hiç kolay değildir. İnternet ve oyun müptelası gençlerden 4-5 tanesi bir yolunu bulup kamptan kaçmayı başarır. Yetkililer bu gençleri hiç aramadan kampa en yakın internet kafede bulurlar. İyileşme emaresi gösteren, arkadaşlık kurmayı başararak kaçmak için asgari bir örgütlülüğün içine giren gençler, bağımlılıklarına yenik düşerek yeniden internet kafede oyun oynamaya başlamışlardır.
Türkiye’de solun aydınlanma-ilerleme ve bunlar üzerinden laiklik müptelası oluşu, Çinli gençlerin durumuna benzemektedir. Haziran Direnişi’nde hasbelkader halkın cereyanına kapılan liberal, orta sınıf sol siyaset, ilk fırsatta buradan kaçıp koşarak aydınlanma–ilerleme tanrılarının önünde diz çöktü. Direnişin içinde kaçmanın, cereyandan kurtulmanın türlü yollarını arayan özneler, bunun imkânını forumlarda, işgal evlerinde vb. pratiklerde buldular. Bir biçimde, direnişten sonra, bıraktıkları steril, huzurlu hayatlarına bir iki farklı eğlence katarak geri döndüler. Kuşkusuz Charlie Hebdo hadisesi, sol-liberallerin somut gerçekten kaçışına başka bir düzlemde imkân sundu. Şimdi, sol neredeyse gövde halinde aydınlanma tanrılarına histerik tapınma ritüelleri düzenlemektedir. Bu tapınma ritüellerinin sonunda, söz konusu unsurlar Batı’nın liberal değerlerine imanın gereği, İslam’a küfür etmektedirler. Zira Burjuvazi böyle buyurmaktadır. Haziran Direnişi’nin 9. gününde Taksim Meydanı’nda ABD ve İsrail bayraklarının yakılmasının bu unsurlarca engellenmesinin içerdiği mesaj bu bağlamdan okunmalıdır.
* * *
CHP ve onun yörüngesinde hareket eden sol, laiklik ve Kemalizm yalanına halkı örgütleyeceğini sanıyor. Oysa AKP politik olarak bunlardan daha çok Kemalisttir, daha çok laiktir ve ilerlemecidir. CHP ve sol yörüngesi, laf ve edebiyat düzeyinde ilericiyken, AKP’nin, iktisadî dönüşüm, uluslararası kapitalizme entegrasyon süreçlerinde aldığı rol, gerçek bir Kemalizm pratiğidir.
Kemalizm Türkiye’de her dönemin ideolojisidir, modernleşme ve kapitalist dönüşüm süreçlerini en iyi yönetecek politik özne kimse, ister İslamcı-muhafazakâr, ister cumhuriyetçi-ulusalcı olsun, pratik Kemalist odur. Zira Kemalizm, pragmatizmin politik olarak cisimleşmiş halidir. Bir anlamda AKP, Kemalizmin başka bir kostümle icra edilme sürecidir. Bu nedenle CHP ve sol yörüngesi, arkaik Kemalizm savunusuyla AKP karşısında acizdir. AKP’nin modernleşme projeksiyonu bütün boyutlarıyla Kemalist modernleşme sürecini ileriye taşımıştır. Üstelik toplumsal ölçekte çok daha fazla kuşatıcıdır ve meşruiyet sahibidir.
AKP en nihayetinde kendinden öncekiler gibi bir misyon partisidir. Ekonomi programı hâlâ Kemal Derviş’in programıdır. Güzergah, son dönem Erdoğan sapmasını bir yana bırakırsak, neoliberalizmdir. Uluslararası kapitalizmin ihtiyaçları tek belirleyendir. Bu yanıyla AKP, geçmiş iktidarların, özellikle 12 Eylül sonrası iktidarlarının devamıdır. Tutarlı bir devamıdır. Öyle ki kapitalist örgütlenmenin en önemli kurumunda yıllardır yetkili olan Kemal Derviş, her fırsatta AKP’nin temel ekonomi politikasını olumlamaktadır. Dolayısıyla AKP’nin İslamcılığı yalandır, şekildir. Bu İslamcılık, dipte derinde yaşanan iktisadî dönüşümleri perdeler. Marksizm’in her fırsatta üretim ilişkilerini, altyapıyı vurgulaması, ana güzergahın ve esas belirleyenin bu olgular olmasıyla ilgilidir.
* * *
Liberalizmin kitlelere yönelik mesajları, orta sınıf sol ajanlar tarafından iletilir. Sanatsal, kültürel yaratıcılıkları, meziyetleri ve eğitim formasyonları gereği bu göreve uygundurlar. Kültürün ve sanatın bir endüstri faaliyeti olarak örgütlenmesinde liberalizm bu sınıfın yaratıcılığını kullanır. Toplumun en kültürlü, yaratıcı, donanımlı sınıfı olması, üretim ilişkileri içinde edindikleri pozisyonla ilgilidir.
Orta sınıf yahut daha dar anlamıyla yeni orta sınıf, alt sınıflardan yalnızca üretim ilişkileri düzleminde edindikleri statü ile ayrılmazlar, buna bağlı olarak fiziksel-mekânsal bir ayrılma da yaşanır. Mahalle ve varoş alt sınıfların mekânıyken, kent merkezlerindeki barlar, kafeler, kültür sanat merkezleri ve diğer karşılaşma mekânları orta sınıfın yaşam alanlarıdır.
Bu sınıfın küreselleşmiş kentin dönüşümünde, yeniden üretilmesinde, ironik bir biçimde, payı büyüktür. Bu bağlamıyla, sol-liberal duyarlılığın ürettiği, aşağılama ve pornografi ağırlıklı karikatür dergileri orta sınıfın kültür piyasasına yöneliktirler. Toplumsal, sınıfsal çatışmalar bu faaliyetler çerçevesinde karikatürize edilir, parodileştirilirler ve kitlelere ağır gelen, dayanılmaz olan meseleler makul, yenilir yutulur, eğlenceli şekillere sokulurlar. Kültür-sanat boyutunun diğer alanlarında da bu orta sınıf pratik at koşturur. Okumuş, eğitimli bireyliğini ele almış, orta sınıf bir pozisyon kazanmış bu özneler âdeta Allah katından bütün topluma bakarlar.
* * *
2000’li yıllardan sonra TKP, ülkede oluşan gerilim hatlarında konumlandırılan yumuşatıcı bir tampon olarak işlev gördü. Gençlik hareketinde bir kabarma ihtimali, imkânı doğduğunda gençlik çalışmasına yönelerek gençliğin direncini soğurdu, kitlelerde antiemperyalist bir yönelim oluştuğunda bu direnci akamete uğrattı. Mc Donalds kampanyaları, NATO eylemleri, Yurtsever Cephe hamlesi bu düzlemde adımlardır. Partinin, özellikle NATO’nun İstanbul’da toplanma sürecinde, antiemperyalist politik yönelimi uyarınca, neredeyse bir yıl boyunca “İstanbul NATO’ya kapılarını kapatacak” kampanyası düzenledikten sonra çatışmaların en yoğun olduğu gün pikniğe gitme kararı bu bağlamda düşünülmelidir. En nihayetinde, AKP karşıtlığını politik faaliyetlerinin merkezine koyan parti, gelinen noktada kendisini tasfiye etti. Ancak burada ilginç bir nokta var. Parti’nin tasfiye olmadan önce girdiği son seçimde kullandığı afiş, dikkate değerdir. Bu afiş üzerine uzun analizler, incelemeler yapılabilir. Ancak, burada kısaca ifade etmek gerekirse; afişte kullanılan imge, tasfiyenin habercisi gibidir. Kabaca, afişte orta sınıf duyarlılığa yaltaklanan kompozisyon ve “oylar TKP’ye” yazısı, moda tabirle tükenmişliği vurgular. Ve afiş, bir anlamda, TKP’nin orta sınıf solculuğunun tükenmişliğini işaretler.
Afişte, yaratılan çizgi karakterin yüzüne bakan kalmadığı ve orta sınıflara yönelik yürütülen ikna siyasetinin iflas ettiği okunabilmektedir. Bu çizgi karakter özünde, partinin asıl siyasetinin işçi sınıfı, yoksul fukara halk olmadığının simgesel karşılığıdır. Ana yönelimin, meylin, Leman, Penguen okuyucusu düzeyinde “birey”leri örgütlemek olduğunu ele verir. Bu okuyucu, klasik anlamda küçük burjuva ve orta sınıftır. Bu bireyler ele avuca gelmezler, kaygandırlar, gündeliktirler, heveskârdırlar, arzularının peşinde koşarlar ve bağlanmazlar. Heveslerinin yönettiği bu kişilerin ağzı laf yapar ama bu kişiler zorun içinde kaçarlar, vicdanlıdırlar ama bu vicdan burjuvaziden apartılmıştır ve sahtedir. Komünistlik bunların solcu olanları için bir tür etikettir. Liberal dünyalarında onlara prestij sağlar. Hasbelkader Sultanbeyli, Ümraniye otobüslerine bindiklerinde halktan bir kez daha tiksinti duyarlar. Bu nedenle Erdoğan’a “götünün kılıyız” diyen kadınla azgınca alay ederler… TKP bütün varoluşunu işte bu zeminde kurduğu için bugün yerle yeksan olmuştur. Bu anlamıyla seçim afişi metafor olarak partinin yerle yeksan oluşunu resmetmektedir.
* * *
Karikatürleştirme yalnızca mizahî bir pratik değildir. Çıplak gerçeği yumuşatma, yutulabilir ölçüde lime lime etme pratiğidir aynı zamanda. Sol-liberal siyasetin ideolojik eğilimlerini anlatması bakımından Leyla ve Mecnun dizisi iyi bir örnektir. Film, tüm teknik-estetik yaratıcılık özellikleri bir yana bırakılırsa, esasta acıyı, ıstırabı ve zulmü sulandırma, çekilir kılma üzerine kuruludur. Düzenle olan mesele geride, dipte de olsa bir yerlerde mevcuttur ama bu mesele mizahî estetiğin yalnızca bir gereğidir. Dizi bilindik kurgusu içinde çeşitli absürtlüklere başvurarak yayınlandığı TRT’yi eleştirme cüreti göstermektedir ya da aynı yolla Ali Ağaoğlu üzerinden rant ilişkilerini eleştirmektedir ancak bu eleştiri sahici değildir. Özünde, çıplak gerçeğin estetize edilerek makul gösterilmesi, meşrulaştırılmasıdır söz konusu olan. Şöyle ki; büyük bir kavganın, kapışmanın ya da hesaplaşmanın orta yerinde yapılan bir espri ancak kavgayı yumuşatmaya, tarafları sakinleştirmeye ve bir biçimde gerilimi azaltmaya yöneliktir. Dizinin, AKP ve Cemaat koalisyonunun TRT’de at koşturduğu bir dönemde yayınlanabilmesi, bu politik güçlerin iktidarlarına yönelen eleştirilere karşı teamül seviyeleri düşünüldüğünde oldukça ilginçtir. Zira dizi, söz konusu yığınla eleştiri nedeniyle değil, oyuncuların ve senaristin Haziran Direnişi günlerinde Gezi Parkı’nda görünmeleri sonrasında kaldırılmıştır. Bu, basit bir fiziksel temasın, gerçeğin içinde vuku bulan kütlesel bir karşıtlığın devlet için daha büyük bir tehlike olarak algılandığının kanıtıdır.
* * *
Kapitalist örgütlenme, sistemin tıkanma noktalarında, tüketimi arttırmak zorunda olduğu dönemlerde, toplumu çözecek politikalar geliştirir. Liberalizm, bu dönemlerde bütün ideolojik silahlarını kuşanır. Çözülme; yalnızlaşma, bireyselleşme ve görece özgürleşme pratiklerini doğurur. Eski toplumsal yapının katı, kararlı hali usul usul bu süreçte çözülür, yerine, çok parçalı, kendinden menkul, bağ(ım)sız özgür bireyler inşa edilir. Bu anlamıyla çözülme, hissedilmez, duyumsanmaz bir gidişattır. Bu sürecin kapitalist örgütlenme için politik ve iktisadî kazanımları vardır. Politik kazanım; çözülen toplumsal yapı örgütlenme yeteneğini yitirir, yalnızlaşan, bireyselleşen bir topluluk deneyim biriktiremez ve girdiği mücadelelerde hep eksik kalır. Bu durum kapitalist örgütlenmeyi sınıf savaşında avantajlı bir noktaya taşır. İktisadî kazanım ise; tüketimin artmasıdır. Son yıllarda boşanmaların artmasının nedeni bu basit iktisadî muhasebeye dayanmaktadır. Toplumsal yapıyla birlikte ailenin iğdiş edilmesi ve bunun sonucunda boşanmaların çoğalması, bütün tüketim kalemlerinin artması anlamına gelmektedir. Tüketmek, kapitalizmin geldiği noktada geçerli en yaygın, insan faaliyeti olmak zorundadır. Reklâm, promosyon, kredi kartı, AVM vb. araçların bütün kuşatıcılığına rağmen, sermaye tarafından yeterli görülmemektedir. Tüketim toplumu denilen mefhumun bu tür bir karşılığı bulunmaktadır.
Liberalizm, çözülme için ahlâksızlık pompalar. Sinema endüstrisi, televizyon dizileri, reality show’lar, magazin dünyası burada fonksiyon sahibidir. Türkiye ölçeğinde ahlâksızlığın meşrulaşması büyük ölçüde diziler aracılığı ile sağlanmaktadır. Aile içi şiddet, kadın cinayetleri ve boşanmaların katlanarak artmasının ardında yatan temel neden bu sistematik ahlâksızlaştırma, yozlaştırma politikasıdır. Bu politikanın uzantısı olarak eşcinsellik bir hastalık değildir ancak kapitalist örgütlenme tarafından teşvik edilmektedir. Sıcak, samimi aile dizileri yerini toplumun kültürel dokusuna yabancı, ona tezat ilişkilerin yaşandığı dizilere bırakır. 90’lı yılların mahalle dizilerinin 2000 senesinden sonra yerini çapraşık ilişkilerin yaşandığı dizilere bırakması sermayenin bu hamlesiyle ilgilidir. Sermaye, mahallenin biraradalığını, bütünlüğünü ihtiyaçlarına karşıt bulduğu için bileşenlerine ayırma, bozma pratiği sergilemiştir. Bütün bu süreçlerde sermayenin orta sınıf sol zihniyetle bir işbirliği söz konusudur. Kastedilen planlı, kurgulu bir işbirliği değildir. Sermayenin hamlesi, orta sınıf solun özgürleşme, bireyselleşme arzularına cevap verdiği için örtük biçimde onu desteklemektedir.
* * *
Küçük burjuva/orta sınıf sol siyaset, alt sınıfların mücadelesine yerleşmiş bir tür kanser hücresi gibidir. İdeolojik argümanlarını, zihinsel, ruhsal gıdasını liberalizm sağlar. Patolojik bir durum olan kanser, bedenin belli bir noktasında sabit durduğunda (iyi huyluluk), ölümcül değildir. Bünye onunla yaşamaya alışabilir ancak metastaza sebep olduğunda bedeni tüketir ve bedenin bütün davranışlarını, hareket yönünü, salınımlarını belirlemeye başlar. Pratik hayatta bunun karşılığı çürümedir. Çürümüş beden, düzenin fiziksel, maddî saldırılarına, hamlelerine karşılık veremez, ideolojik saldırılarına cevap üretemez. Sonunda ruh çekilir… Yığınla olumsuzluğun bulunduğu bu hal içinde kitlelerin tek kurtuluş yolu bu düzene karşı örgütlenmektir. Düzenin en kılcal çatlaklarında bile örgütlü kalmakta inat etmektir. Derdi, çileyi, ıstırabı, zulmü yaşayan kitlelerin kolektif mücadelesi bu ılıklık siyasetini kusmalıdır.
İrfan Özgül
İştirakî Dergisi, Sayı: 5-6, s. 179-182.

Hiç yorum yok: