Eleştiri Biterse Putçuluk Başlar

Değerli MAZLUMDER Ankara Şubesi üyeleri
Değerli sivil toplum kuruluşu temsilcileri,
Değerli misafirler, hepiniz hoşgeldiniz.
MAZLUMDER, Türkiye’nin insan hakları, hak ve adalet mücadelesi tarihine adını altın harflerle kazımış kurumlardan biridir. Gerek İslamî camiadan çıkan bir kurum olmasıyla, gerek 26 yıllık uzun tarihinden kaynaklanan tecrübesiyle, gerek de kendi mahallesinden çıkan iktidarla açıkça yüzleşmeyi başaran insan hakları pratiğiyle Türkiye tarihine silinemez bir iz bırakmıştır. Sizlere bu kurumu yalnız bırakmadığınızdan ve bu salonu doldurduğunuzdan dolayı kendi adıma samimiyetle teşekkür ediyorum.
MAZLUMDER’in Ankara Şubesi, derneğin büyük potansiyele sahip şubelerinden biridir. Bendeniz, MAZLUMDER Ankara Şubesi 8. Dönem Yönetim Kurulu’nda başkan yardımcısı olarak görev aldım. Son 4-5 yıldır MAZLUMDER Ankara Şubesi’nin neredeyse bütün faaliyetlerinde yönetici olarak rol oynadım. Organize edilen etkinliklere, yazılan basın açıklamalarına ve hazırlanan afiş, döviz ve pankartlara yoğun şekilde katkıda bulundum. MAZLUMDER’de verdiğimiz insan hakları mücadelesinin mutfağında yıllardır çalışıyorum.
2015’te MAZLUMDER’e yeni katılan Abdurrahman Bey, teklifimiz üzere şube başkanlığı görevini üstlendi. Bir yıl boyunca çok uyumlu ve ahenkli bir çalışma süreci organize etmeyi başardık. Bir yıllık sürenin ardından İstanbul Şubesi’nin öncülüğünde başlayan olağanüstü genel kurul süreci bizim şubemize de taşındı ve ısrarlı çabalarımıza karşın bir bölünmeye neden oldu. Bizler, şube tüzel kişiliğinin bu tartışmadan uzak tutulması taraftarı olduk fakat başarılı olamadık.
Ankara Şubesi’de çalışmalarımızı teamül olarak asil, yedek ve ek yönetim tabir ettiğimiz üye arkadaşlarımızın tamamının katılımıyla yürütmekteydik. İhtilafın ortaya çıkmasının ardından, benim de aralarında bulunduğum çok sayıda Ankara Şubesi’nde asil, yedek ve ek yönetime mensup yönetici; aramızdaki kardeşlik hukukundan tüzüğe dönüşle beş asil yönetim kurulu üyesi tarafından fiilen dışarıda bırakıldı ve şube çalışmalarından dışlandı. Dışarıda bırakılan yönetim kurulu üyeleri olarak hiç haberimiz olmayan bir toplantı sonucunda Ankara Şubesi yıllardır bulunduğu adresten başka bir adrese taşındı. Böyle bir sürecin ardından kendimizi ikinci bir liste olarak yönetime aday olmak zorunda hissettik.
Değerli hazirun;
Bilindiği gibi, 19 Mart Pazar günü Ankara’da MAZLUMDER Genel Merkezi’ne ilişkin yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında GYK seçimleriyle yetinilmedi ve 16 şubenin kapatılmasına ve bu şubelerin bütün üyelerinin silinmesine karar verildi. Bu hukuken şaibeli toplantıda alınan, yine şaibeli kararla derneğin gelişiminde büyük katkısı bulunan binlerce isim tek kalem darbesiyle derneğin dışına atılmış oldu. İşin doğrusu bizler böyle bir kararı beklemiyorduk. Kendimizi iki ay sonra tüzük gereği mecburen yapılacak olan ve şubelerin iradelerini tazeleyerek katılmak durumunda olduğu olağan genel kurula hazırlıyorduk. Fakat bu kararla birlikte başta başkan adayımız Arif Koçer bulunmak üzere binlerce üyemiz ve onlarca delegemiz dernekten silinmiş oldu.
MAZLUMDER’de eşit bir yarışın zemini tek tarafın katıldığı şaibeli bir kongreyle yok edildi.
Kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana sloganıyla hareket eden MAZLUMDER, bu kararıyla binlerce üyesinin on yıllar boyunca verdiği emeği bir çırpıda silip attı.
Harcanılan onca vakit, verilen onca emek, gösterilen onca çaba tek bir günde alınan kararlarla tarihin sayfaları arasına karıştırılmak isteniyor. Hak mücadelesi için kurulan MAZLUMDER, ne yazık ki, kendi şubelerinin, kendi üyelerinin haklarını çiğnedi.
Değerli hazirun;
19 Mart’ta, yine bu salonda alınan 16 şubenin kapatılması kararı, çok muhtemel MAZLUMDER’in tarihinde yaşadığı en büyük kırılmayı temsil etmektedir. Şimdiye kadar çok farklı görüşten insanları bünyesinde barındırabilen MAZLUMDER, İstanbul Şubesi’nin öncülüğüyle alınan bu karar sonucunda tamamen tek sesli ve tek merkezli bir yapıya dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Derneğin genel merkeziyle İstanbul Şubesi arasında uzun yıllardır süregiden kriz, ne yazık ki İstanbul Şubesi’nin geri kalan, neredeyse bütün aktif şubeleri tasfiye etmesiyle sonuçlanmıştır.
İstanbul Şubesi’yle 19 Mart’ta yönetimi değişen MAZLUMDER Genel Merkezi arasındaki süregiden krizin diğer bir görünümü, siyasi içeriklidir. Yalnızca Kürt meselesine ilişkin değil, Gezi Olayları’nda, Suriye meselesinde ve benzeri bütün meselelerde İstanbul Şubesi’yle değişen Genel Merkez arasında birtakım çekişmeler mevcuttu. Bütün bu çekişmelerde İstanbul Şubesi, siyasi iktidara daha yakın bir çizgide yer alıyor gözükmektedir. İstanbul Şubesi’nin eski genel merkezle verdiği kavganın en önemli motivasyonlarından birisi, kanaatimizce, bu tavır farkı olarak şekillenmektedir.
Dolayısıyla, 19 Mart’ta MAZLUMDER’de yaşanan büyük kırılmanın bir diğer önemli sonucu MAZLUMDER’in bağımsızlığıyla ilgili gözükmektedir. Derneğin siyasi iktidarın yörüngesine girmesinden endişelenmek için haklı sebeplerimizin bulunduğuna samimiyetle inanıyorum. Oysa insan hakları mücadelesinin özel niteliği gereği siyasi iktidar ile gerçekçi bir mesafenin korunması hayatî bir önem taşımaktadır.
Değerli hazirun;
Bizler, tamamen tek bir yaklaşımın kontrolüne geçmiş bir MAZLUMDER’de kurum içi muhalefeti ve farklı fikirlerin varlığını temsilen yarışıyoruz. Genel kurul iradesi listemizi yönetime getirirse, MAZLUMDER’in tek seslilikten kurtulması ve farklı görüşlerin dernekte temsilinin sürdürülmesi için mücadele edeceğiz.
Başta devleti kontrol eden iktidar partisi olmak üzere bütün siyasi partilerden tamamen uzak bir insan hakları anlayışını ısrarla vurgulamayı sürdüreceğiz.
Seçildiğimiz takdirde, MAZLUMDER’in yeni genel merkezini ikaz eden, uyaran ve doğruya yönlendirmeye çalışan bir misyonu üstlenmeye gayret edeceğiz. Neredeyse bütün muhalif şubelerin kapatıldığı bir vasatta kurum içi dengeleme ve denetleme görevini yürütmeye çalışacağız. MAZLUMDER’in içinde, Kur’anî tabirle, hayra çağıran, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker görevini ifa eden bir topluluk olmaya çalışacağız.
Bu bakımdan, buraya hangi kararla gelmiş olursa olsun, MAZLUMDER’in tek sesli olmasını istemeyen tüm hazirunun desteklerini bekliyoruz. Sizlerden bütün muhalif şubelerin kapatıldığı bir dönemde içinde yeni genel merkeze muhalif olan kişilerin bulunduğu tek bir şubenin varlığına fırsat vermenizi talep ediyoruz. Çünkü, merhum Şeriati’nin deyimiyle, “eleştirinin bittiği yerde putçuluk başlar”.
Değerli hazirun;
İnsan hakları alanı, kıymetli olduğu kadar zor bir alandır. Başka mücadele sahalarına benzemez. Kolları sıvamayı, sahaya inmeyi, çoğu kez risk almayı ve pek çok kez de eser miktarda cesareti mecbur kılar. MAZLUMDER’in ne yazık ki bazen içinden ama çoğunlukla dışından çok çeşitli ithamlara maruz kalmamız buna örnektir.
Aynı anda İrancı, FETÖ’cü, solcu, liberal, Baasçı, PKK’cı, şebbiha, feminist gibi birbiriyle çelişen nitelemelere maruz kalmamız, bütün bu nitelemelerin sahteliğinin en büyük delilidir. Bu kadar geniş skaladaki, âdeta birbirini nötrleyen ithamlar, aslında “biz size bizim gibi düşünmediğiniz için karşıyız” demektir.
MAZLUMDER’in ve özellikle bu ithamlara maruz kalan kesiminin en büyük suçu, basitçe siyasi iktidarın çizgisine gelmemek, iktidara entegre olmamaktır. İnsan hakları alanının gerektirdiği bağımsız duruşun kendisi sizi kâh FETÖ’cü, kâh PKK’cı, kâh diğerleri yapmaktadır.
Değerli katılımcılar;
Bizler insan hakları mücadelesini Hz. Âdem’den bugüne kadarki tek din olan İslam’ın temel parolası “la ilahe illallah” sözünün bir açılımı olarak anlıyoruz. Tarihin başından bu yana birtakım insanlar diğerleri üzerinde hakları olmayan bir iktidara sahip olarak ilahlık taslamış ve diğer insanları kullaştırmıştır. Yine tarihin başından bu yana bütün nebi, resul ve salih kulların temel misyonu, ilahlık taslayanların ilahlık iddialarını dağıtmak ve kullaştırılanların yalnızca Allah’a kulluk eden insanlar olmalarına yardım etmektir. Bütün bir tevhid mücadelesi tâ en başından en sonuna kadar bu şekilde özetlenebilir. Dolayısıyla, insanları Allah’tan başkasına kul olmaya zorlayan güç odaklarıyla ve güç birikmeleriyle mücadele tevhidî mücadelenin de bizzat kendisidir.
Bizler insan hakları mücadelesini de bu bağlamda anlıyoruz. İnsan hakları, insanların en büyük toplumsal güç odağı olan devlete karşı sahip oldukları haklar bütünüdür. Bu hakların, özellikle de sistematik şekilde ihlali, çoğu kez bir ilahlık taslama görünümü kazanır. Dolayısıyla bu ihlallerin giderilmesi de tevhid mücadelesiyle doğrudan ilişkili bir hal alır.
MAZLUMDER’in alamet-i farikalarından birisi, özgün bir insan hakları düşüncesinin hem araştırmacısı hem taşıyıcısı olmasıdır. Bizler, kendi insan hakları perspektifimizi Batılı ve liberal insan hakları anlayışını eleştirel bir bakışla ele alarak geliştiriyoruz. Kur’anî perspektif ve Resulullah’ın ortaya koyduğu nebevî model çerçevesinde özgün, felsefi altyapısıyla tutarlı ve bütüncül bir hak mücadelesinin hem imalatı hem de icrası yolunda çabalamayı sürdürmek için oylarınıza talibiz.
Emre Berber

Hiç yorum yok: