Angela Davis Konferansı

Hrant Dink Anısına Angela Davis Konferansı’ndan Notlar
Hrant Dink anısına düzenlenen Konferans’ta “Ulusaşırı Dayanışmalar: Irkçılık, Soykırım ve Yerleşimci Sömürgeciliğe Direnmek” başlıklı konferansını veren Angela Davis, Siyah Halk’ın haklarını savunan ABD’li devrimci, Kara Panter Partisi, ABD Komünist Partisi üyesi vakti ile FBI’ın “Amerika’nın aranan 10 tehlikeli suçlusu” listesine girmiş, tutuklanarak uluslararası dayanışma sayesinde cezaevinden çıkmış akademisyen.
Angela Davis, 1970’lerin başında cezaevine girdiğinde Türkiye’den dayanışma mesajlarını hatırladığını anlatarak söze başladı. Kendisinin de F Tipi süreçlerinde, Öcalan’ın yakalanmasında, Pınar Selek olayında Türkiyeli devrimcilerle dayanışma içinde olduğunu, Türkiye ile ilişkisinin dayanışma süreçleri ile kurulduğunu vurguladı. Fransa’da meydana gelen Charlie Hebdo katliamı ile sözlerine devam eden Angela Davis, saldırıyı kınamakla birlikte, öç alma ve salt cezalandırma duygularına kapılmamamız gerektiğini anlatırken, “Ben bu gençlerin yüzüne baktığımda daha önce başka bir geleceği tahayyül etme imkânının elden alınmasının yol açtığı şiddeti görüyorum” dedi. Yas tutarken bizi birbirimize yaklaştıran bir kavram olarak adalete yönelmemiz gerektiğini ekledi.
Angela Davis, konuşması boyunca bağlantılara vurgu yaptı. Olaylar arasında, coğrafyalar arasında, devrimci ve emperyalist örgütler, direnişler arasında bağlantılardan bahsetti. Neoliberal aklın her meseleyi tekil bireylere indirgeyen yaklaşımına karşı çıkmamız gerektiğini anlattı. Bu çerçevede Fethiye Çetin’in Anneannem kitabındaki Ermeni anneannelerin göç yollarında uğradıkları zulüm karşısında öldüklerinden emin olmaları için kendilerinden önce torunlarını suya atmalarıyla, köleleşen siyahî anneannelerin aynı davranışa mecbur kalmalarını karşılaştırdı. Kölelik için “empoze edilmiş suskunluk”, “toplumsal ölüme maruz bırakılmış kişi”, “aslında doğmasına izin verilmemiş kişi” tanımlamalarını hatırlattı. “Köle, toplumsal ölüme maruz bırakılmış, aslında doğmasına izin verilmemiştir zira ataları ile tanışmasının, bağ kurmasının önü kesilmiştir.” Davis, bu noktada kendi kuşağının en fazla bir kuşak gerisini tanıyabildiklerini, daha fazla araştırılmasının yasaklandığını aktardı, birçok Ermeni kadının kimliğini gizleyerek yaşamasının da buna benzer bir durum olduğuna dikkat çekti. Şöyle devam etti. “Öteki tarihleri keşfederken kendi tarihimizi de öğreniyoruz.”
ABD Siyah Halkı’nın mücadelesinin dezavantajlarından birinin bağlantıları kurmadaki eksikliği olduğunu söyleyen Angela Davis, “böyle olmasaydı siyah biri başkan seçildi diye sömürgeci kolonyal dönemin sonuna geldiğimizi zannetmezdik” dedi ve arkasından tüm ABD’lilerin kolonileşmiş topraklarda yaşamaya devam etmekte olduğunu hatırlattı. Genç tarihçilerden onların bu bağlantı noktalarını daha fazla fark ettikleri için umutlu olduğunu aktardı. Bu açıdan, polis şiddetinin daha çok genç erkek siyahlara yöneldiğini analiz etmeye başlamaya davet etti.
Ferguson olaylarında ve dünyanın her yerindeki destek eylemlerinde Michael Brown’u vuran polisin yargılanmamasının etkili olduğunu ancak “neoliberalizmin empoze ettiği bireysel fail ve mağdurlarla uğraşarak, bireysel polislerin cezalandırılması ile ırkçılığı yok edebilir miyiz?” diye sordu. Bireysel sorumluların cezalandırılması, bunu için de mücadele edilmesi gerektiğini, ancak bunun yanında “asıl önemlisi, eylemelere sebep olan sosyal, tarihsel bağlamlara odaklanmalıyız” derken, örnek olarak, ölüm cezasına karşı kampanyalara destek verirken kendisini tek tek mağdur ve mahkûmların ilgilendirmediğini, bu insanların kriminalize edilip imkânlarının ellerinden alınmasına yoğunlaştığını anlattı. Bu bağlamda son zamanlarda “cezai feminizm” olarak adlandırılabilecek, cinsel saldırı faillerinin cezalandırılmasına odaklanan bir akımın geliştiğini belirten Angela Davis, bu tarz bir faaliyetin tam da Devlet’in işine yaradığını, mağdurlara yaramadığını ifade etti. Irkçılık meselesinde de aynı bağlamın geçerli olduğunu, polis memurunun bireysel olarak ırkçı olmadığını (en azından siyah polislerin de olduğunu), polisin bireysel ırkçılığı ile uğraşmanın bizzat ırkçılığı yeniden ürettiğini savundu.
Bu tabloyu ortaya koyan Angela Davis, “peki, biz bu bireysel bağlamı nasıl aşacağız?” sorusu ile devam etti. Cevaben, M. Brown’un katledilmesinden sonra, polisin hızlıca militarize olarak ağır silahlar ve gaz bombaları ile sokağa çıkması sonrası gelişen olaylara dikkat çekti. Birkaç önemli bağlantı vardı: St. Louis (Ferguson’u da kapsayan idari birim), Emniyet Müdürü, İsrail’de “terör” karşıtı eğitim görmüştü, bu ilk değildi: İsrail, düzenli olarak Batı Şeria, Gazze ve diğer yerlerde edindiği deneyimi eğitimle üzerinden ABD polisine aktarmaktadır. Angela Davis’e göre, terör söylemi de ırkçı polis faaliyetini de karmaşıklaştırmakta, onun köleliğe kadar giden bağlarının üzerini örtmektedir. Ferguson olaylarını izleyen Filistinli gençler, ekranda gördükleri gaz kapsüllerini tanımışlardır. Kendilerine karşı kullanılanlarla aynıdırlar ve Twitter üzerinden bu gazlarla ilk defa muhatap olan Fergusonlu gençlere tavsiyelerde bulunmuşlardır. “Şunu söylemeye çalışıyorum” diye devam etti Angela Davis, “polisin ABD’de militarize olmasını anlamak için Gazze’ye Batı Şeria’ya bakmalıyız, bağlantı kurmalıyız.” Bu arada terör lafını dikkatli kullanmayı, çocukluğunda yaşadığı bölgede Baptist Kilisesi’nde aile yakınları dört kızın yakılarak öldürülmesine, Ku Klux Klan’ın her gün siyahların evlerini bombalamasına terör denmediğini görerek öğrendiğini aktardı.
Bireysel olanla siyasal olana değinerek devam eden Angela Davis, feminist yaklaşımın bizim sosyal ilişkileri kavramamızı istediğini ifade etti. Şöyle devam etti: “Kişisel olan siyasidir evet, ama kişisel olan da ideolojilerden etkileniyor, biz aslında Devlet’in yerine iş görüyoruz, bizim olduğunu zannettiğimiz şeyler başka yerlerde üretiliyor. Sosyal ilişkiler, siyasal bağlam, kendi hayatımız, şirketler, bunlar arasında nasıl bağ kuracağını öğrendi, en mahrem hayallerimize ulaşıp kapitalist meta haline getiriyorlar (Das Kapital’i yazanın aklına gelmezdi bu kadarı), bizim arasında bağ kurmadığımız şeyler arasında bağ kuruyorlar.”
Bağları anlatmaya G4 S adlı özel güvenlik şirketinden bahsederek devam eden Angela Davis, bu şirketin şimdiye kadar İsrail’de kontrol noktaları kurup, teknoloji tedarik etmekten, İngiltere’de gizlice suikast düzenlemeye, Güney Afrika’da özel hapishane ve aynı zamanda cinsel saldırı mağduru kadınları “işletmeye” kadar birçok faaliyetine değinerek, bizim kendi cephemizden kurmamız gereken bağları onların kendi cephesinden kurmuş olduklarını aktardı.
Konuşmasında bireysel suçluluğa bir kere daha değinen Angela Davis, “onlara şiddeti kim öğretiyor?” sorusuna Devlet yanıtını verdi. İşte bu Devlet’in şiddet karşısında da eşit davranmadığını anlatırken Marrisa Alexander’ın vakasını örnek verdi. Bu genç siyah kadın, kendisini kocasının şiddetine karşı korurken havaya ateş açtığı için, kimseye bir şey olmamasına rağmen, 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Önümüzdeki en büyük güçlüğün, uluslararası mücadeleyi kurarken mücadelelerin örtüşmesi sorunu olacağını ifade eden Angela Davis, “Tahrir’in (tabi ki Taksim’in de) uluslararası etkisini unutmayalım” dedi ve şöyle devam etti: “[…] ‘Bu eylemlerin gündemi, lideri, manifestosu yok, o yüzden kaybetti’ deniyor. Hâlbuki sonuç başka şey, etki başka şey. Çoğu kişi çadırlar kaldırıldı diye bu eylemleri başarısız sayıyor. Ama insanların Devlet’in himayesi olmadan bir araya gelmesi, polisi aramadan bir şeyleri başarmaları bize ilham vermeli, onların etkisi bunlardır.” Son olarak şunu dillendirdi Angela Davis: “Her zaman merkeze oynayamayız, ılımlı olamayız; yeri geldiğinde ‘hayır’ demeliyiz, ayağa kalkmalıyız.”
Daha sonra söz alan Rakel Dink, “nefret sözünü kullanıyorum” dedi ve devam etti: “Irkçılıktan, ayrımcılıktan nefret etmeliyiz, birbirimizi sevmeliyiz.”
Boğaziçi’nin liberal atmosferinde, acının ve mücadelenin bireysel olandan sıyrılıp başka acı ve mücadelelerle bağ kurmayı, başkaldırmayı öğrettiği iki güçlü kadının kuvvetli sesleri yankılandı.
İştirakî
Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul
09.01.2015
İştirakî Dergisi, Sayı: 5-6, s. 29-31.

Hiç yorum yok: