Referandum Batağı

Türkiye'nin Evet'ten önce Hayır'dan sonra değişecek bir durumu yok. Zaten evet veya hayır demek bir şeyi değiştirmiyor. Türkiye'de insanlar gerçekten balık hafızalı. “Balık gibi en azından hızlı unutan canlıları aşağılamak için demiyorum, onlar doğası gereği böyle” ama insan bambaşka bir şey.
İnsan düşünür, sorgular, muhakeme eder. Fakat bu saydığımız en küçük temel değerler bile ise Türkiye'de neredeyse varlığını yitirmiş durumda. Onca yaşanan gelişmeye, değişen dünyaya rağmen, bu ülkede insanlar Evet-Hayır’a odaklanmış. Bu, ekonomik çalkantının olduğu vagonu raydan çıkaracak ortamı az da olsa telkin ediyor. Emin olunuz ki iktidar sahiplerinin gündeminde bile değil Evet-Hayır. Onların amacı, Türkiye'de yaşanan yoksulluğu, açlığı, sefaleti, unutturmak. İnsanların algıları bunlara kayarsa, iktidardakilerin ve onun ardından koşanların sonu olur.
Örneğin, bir yurttaşın durumunu ele alalım: bir TVv kanalında neden Evet ya da Hayır demesi gerektiği soruluyordu. Yurttaş bilinci kıt olan arkadaş yoksulluğundan, batakhaneye dönen Tarlabaşı’dan bakıp bir şeyler demektense, daha tersi bir şey yaptı, “ben evet diyeceğim” dedi. Daha sonra bir başka yurttaş da aynı şekilde etrafına yaşadığı ülkeye, küçük çocukların aşağılık otellerde fuhşa itilmesini unutup “ben hayır diyeceğim” dedi.
Üstte verdiğim örnekteki kişilerin hangi kanallara çıktığının bir önemi yok. Önemli olan, Evet/Hayır batağının bir parçası oldukları gerçeğidir. Yarın sabah Evet ya da Hayır çıksa, bu yığınlar için insanî ya da sınıfsal olarak bir şey değişmeyecek. Zaten bunu anlamaya gayret etseydiler, bu rezilliğin bir parçası olmaz, tersine Romanya'daki gibi meydanları doldurup taşırırlardı.
Evet/hayır oyununun oynandığı bu süreçte bu topraklar adına üzücü ve utanç verici gelişmelerde yaşanıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin 340 yıl önce Marifetname’de “dünya dönüyor” demesinin üzerinden çok olaylar, harplar, kurgular geçti. Osmanlı bile yıkıldı, Ay'a çıkıldı. Evelallah şimdi Mars'a yöneliyoruz. Ve bu ne biçim bir tuhaflıktır bilemiyorum? Her geçen gün daha da katlanarak artıyor “dünya düzdür” diyenlerin sayısı. Bu, kişilerin diktatör olmasından daha facia bir durumdur.
Bunlar yarınki Anadolu'nun alametleridir. Üstte anlattığım konu gelişen bir gerçektir. Ve bu gelişen gerçeklikte Evet/Hayır'a odaklanılmış, “BES” kesintilerini sormayan, Varlık Fonu ile ilgilenmeyen, ama yaşanan her şeyin geleceğe dönük olduğunu söyleyen kalabalıklarla dolu, yine üzücü olan kısım ise kimsenin neden iyi olacağını bilmiyor oluşu.
Evet’çilere Göre
Evet'çilere göre gizli bir güç ve dış mihraklar yıllardır Türkiye'yi ve onun yönetimdeki başbakanını, cumhur reisini ve tüm teşkilatlarını engelliyor. Adam köprü yapıyor, duble yol yapıyor, okul yapıyor gariban babası, şiir okuduğu için içeride 6 ay yatıp bedel ödedi. “one munut” dedi. İşte evet’çiler bu durumda.
Ama aynı kesim şunu neden sormuyor? Ya 15 Temmuz yaşandı ama bunları iktidara taşıyan bizden önce “nur cemaati” değil miydi? Hatta birçok yerde dönemin başbakanı Erdoğan; “Ne istediniz de vermedik” demişti. Buna kimse ses çıkartmadı. Asya Bank’ın açılışında 1995'te Erdoğan ve diğer isimler de oradaydı. Bugün “kandırıldık” diyen de Erdoğan. Ama Asya Bank’a 100 TL yatıran yurttaş vatan haini olurken, iktidara mensup ve mecliste temsil edilen partilerden hiçbirine kimseye dokunulmadı. Hâlbuki Erdoğan'ın Fethullah Gülen ile çekilmiş tonlarca pozu vardı.
Adaletin nasıl işlediğini her aklı başında birey biliyor. Bu iktidar sürecinde dünya kadar cinayet ve saldırı politikası yaşandı. Ya Cizre ne olacak? Bodrumlarda diri diri yakılanlar, evinden edilenler ve “evet” demez ise ev verilmeyecekler, vicdanımız Evet ve Hayır'a mı hapsedildi?
“Evet” veya “Hayır” derken tecavüz, kadın cinayetleri, Soma işçi katliamları akıllara gelecek mi?
Kemalistlere Göre Hayır
Hayır'cılar; Diktatörlük gelecek, laiklik gidecek, ülke bölünecek, kadrolaşma oluyor, ordu yok edilecek, şeriat gelecek, İstanbul sermayesi kuşatılıyor gibi gerekçelere sarılıyorlar. Fakat burada bir şeyi ayırmak gerek, bu üstte saydıklarım, “Kemalist” muktedirlerin korkusu.
Öncelikle Hayır’cılar şunu neden sormuyor? Diktatörlük gelecek, iyi ama zaten diktatörlük Hayır-Evet öncesinde olan bir durum değil miydi? Atatürk dönemi, bir dikta dönemi değil miydi? Hangi dikta kemalizmden bağışık ki?
Kemalist rejim taraftarları, tekrar eski günlere özlem duyduklarını her platformda söylüyorlar. Ne tuhaftır ki bugün her platformda Atatürk dönemini öven bu zihniyet, Osmanlı günlerini arayan dogmalara benziyor.
Atatürk'ün Dersim soykırımı sorgulanmıyor, Zilan'da, Ağrı’da yaptıkları göz ardı ediliyor. Veya “vatan için yapıldı” deniliyor. O alışıldık, kokuşmuş, bayat cevaplar veriliyor.
Tabii ki bunlar kemalistlerin özlemi. Aslında özlem dediklerine bakmayın, “İslamokemalizm" Erdoğan'da çok güzel vücut buldu. Zira Cizre'de yaşananlar o günlere hasret kalmış “Beyaz Türk”leri tatmin edici cinsten, pek Erdoğan'dan hoşnut olmadıkları söylenemez.
Bu Hayır diyen kemalist cenahta 100 yıllık İttihat ve Terakkici sermaye kafasıyla onun verdiği rahat sömürü ortamının değişmesini istemiyor, şayet bu ortam biterse her şey biter, ülke bölünür. Bu kemalist sultanlık taraftarları hiçbir şekilde Atatürk'ün ziraat hisselerinden konu açmazlar, tek bildikleri Nutuk’ta tek taraflı yazılmış sözler.
Sanki şapka ve çeşitli aptalca nedenlerden insanları asan o malum zihniyet değilmiş gibi konuşuyorlar. Onların hayır gerekçeleri ve beklentileri buna dönük. Hayır sabahı, özgürlük gelecek, geçen yüzyıldan kalma kemalist zihniyet hâkim olacak, yeniden yoksul işçi ve köylü kesimi aşağılanacak, dünkü ağaların yerini alan kompradorlar beslenecek. Onlar, sömürü sürsün, ırkçılık, gericilik, tekçilik hâkim olsun diye hayır diyorlar.
Üçüncü Cepheye Göre Hayır
Hayır’cılara ve Evet’çilere göre daha sesli ve daha renkli başka bir çoğunluk var: Üçüncü Cephe/Hayır. Onlar diğer kaba salt dogmacı hayır gruplarından ayrılır. Bu grup ağırlıklı Kürtler, Muhalif Müslümanlar Aleviler, Sol Sosyalistler, Anarşistler, Ermeniler, LGBTİ bireyler ve Ötekilerden oluşur. Bu grup diğer iki gruba göre, muhakeme yapabilen, kendi hür vicdanından, hür pratik düşünceden hareketle günün koşullarına ve her kesimin insanî ihtiyaçlarına göre hareket ederler. Zaten bunu HDK ve diğer sol, devrimci grup ve çevrelerin söylevlerinden anlıyoruz.
Bu gruplar, ne kemalizme ne de din tüccarı iktidara ve tek adamlığa onay veriyor. Üçüncü cephe hayırcılar, İnsan haklarının gasp edilmesine karşı çıkıyorlar, bunlar bilindik şeyler. Bu cephe aynı zamanda Suriye'de yaşananları ülke gündeminden ayrı düşünmüyor. Ortak hedefleri tabii ki Erdoğan’ın olası rejimine karşı durmak. Bu grupların ardında bıraktığı tarihsel bir leke yok, ama bu grup neden “hayır” diyeceğini en iyi bilen grup.
Boykotçulara Göre
Boykotçular, ülkedeki mevcut düzenin zaten değişmeyeceğini, referandum sabahı hangi sonuç ortaya çıkarsa çıksın, her şeyin aynı kalacağını ya da daha olumsuz bir hal alacağını savunuyor.
Tabii ki boykotçularda “hayır” diyen üçüncü cephe hayırcılar gibi çok çeşitli ve renkli ve herkesin farklı nedenleri var.
Boykotçu, bu ülkede devrimci bir faaliyetin olması gerektiğini savunur. Kendini sürünün dışında sayar. Belki de Evet-Hayır'a dönük ve her şeyin eskisi gibi kalacağı ya da daha ağır sonuçları olacağını söyleyen bu bireyler daha radikal ve tutarlı bir duruş sergiliyordur. En azından düzene ellerinden geldikçe asgari oranda uzak durmaya çalışıyorlardır. Buradan da şu soruyu sormaktadırlar: “oy atmak zorunda mıyım?”
Belki bu soru çok basit ve klişe, ama bugünün atmosferinde çok canlı. Sonuç olarak; Bence de ne evet ne hayır bir şeyleri değiştirecek. Zira 17 Haziran seçimleri ve millet iradesinin nasıl yok sayıldığını görüyoruz. HDP'li vekillerin içeri atılması olsun ve daha binlerce muhalife yapılan hile ve haksızlık ortada. Ohal ile başka bir gerçekliğe doğru sürükleniyoruz. Özetle cennet de cehennem de sâkinlerini bekliyor.
Selahattin Aykurt

Hiç yorum yok: