İbiş

Hastane koşturmacasından SBF Forum'a gidemedim ama “İbiş nedir?” doğru sorudur sahiden de.
Tıpçının, tıp akademyasının sosyal/beşerî bilimlere bakışı belli ki şaşırtıyor herkesi. Aksi ispat edilene dek (ve ex cathedra) devletlû bir bakıştır o.
Bir üniversitede tıp fakültesi varsa, gerek bütçesi, gerek insan niceliği, gerekse siyaseten bütün diğer üniversite bileşenlerini masseder, kurutur. Bunun yapısal analizine (sosyal bilimci değil ama) gene de "sivil" tıpçılar soyunmuştur.
Bildiğim, gördüğüm, dahası okuduğum bir şey olduğu için, İbiş fenomenine ve aslında o fenomenin damgasını taşıyan son KHK'ya asla şaşırmıyorum. Bir akademisyen tipolojisinin vaka-i adiye varyantıdır İbiş.
O tipoloji ki, (literally) "rezervuarında" Diyarbakır cellâdı Dr. Reşid Bey vardır, Mamak Mengele’si Dr. Turan İtil vardır, Doktor Nâzım vardır, ‘Doğramacı’ vardır. Ki, tekil ve müstesna örnekler asla değildir; dediğim gibi, alelade birer müesses nizam çıktılarıdır onlar.
İlle müstesna aranıyorsa, Kıvılcımlı var, Dr. Şıvan var, Dr. Şefik Hüsnü (Değmer) var, Dr. Refik Nevzad var, Dr. Nihat Sargın var...
Bahsini ettiğim şaşkınlık, bizlere, Kurdîlere Leninist bir dersi bir kez daha anımsattı elbette: Küçük burjuva radikalizmi, dokunanı yakar; fakat (heyhat ki) çok sürmez.
Hıncın sürdürülmesi, katmanlı bir hikâyenin kuşaklar boyu tevarüsüne, inceltilmiş bir sofistikasyona bağlıdır; öznelik stratejilerine değil.
Çetin Ali

Hiç yorum yok: