Güzel İnsanlar

Güzel insanlar, Allah’ın adı anıldığında kalpleri ürperir.
Düşüncelerini, davranışlarını bu değer skalasında biçimlendirirler. Asla şirk koşmazlar.
Hakkı gizlemek için bahanelerin, yalanların, tarafgirliklerin, savrulmaların arkasına gizlenmezler.
Namuslarını, ırzlarını korurlar. Zinaya asla yaklaşmazlar. Bu kire bulaşanlar kendi yakınları bile olsa onları savunmazlar, bahaneler uydurup onları koruma altına almazlar.
Namazlarını huşu içinde ve sadece Allah’ın rızasını gözeterek, gösterişten kaçınarak doğru olarak kılarlar.
Anne ve babalarına “öf” bile demezler.
Boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler, insanların hayrına en doğruyu bulup yapmaya çalışırlar. Mallarıyla ve canlarını insanlığın huzur bulması, insanların can, mal, namus ve inançlarının güvende olması için harcarlar.
Asla zanda bulunmazlar, zan üzerine teoriler üretip kendi rakiplerini vurmaya çalışmazlar. İhanete, kurnazlığa, kumpasa, komiteciliğe meydan vermezler. Cahillerle asla tartışmazlar, insanlığın en büyük düşmanının cehalet olduğunu bilirler ve bunu aşmak için okumayı, ilmi tavsiye ederler. Cehaletin bütün kötülüklerin anası olduğunu tecrübeyle mutlak olarak bilirler.
Kınayıcının kınamasından korkmazlar, zalime karşı hakkı haykırırlar. Hak bildiklerini, kalabalıklara rağmen haykırmayı ihmal etmezler.
Zalime karşı mazlumun yanında onurlu bir duruş sergilerler.
Asla yalan söylemezler.
Yalan, iftira ve kumpaslarla kendi rakiplerini, karşıtlarını karalama ve zor durumda bırakma gibi bir seviyesizliğe asla yönelmezler.
Fiziki ve ruhsal zeminde kendilerine emanet edilene asla ve hiçbir şartta ihanet etmezler.
Söz verdiklerinde, kendi aleyhinde de olsa sözünde dururlar. Zekâtlarını hakkıyla verir ve bu hayırlı amelinde belirlenen sınırların dışına çıkmaz veya bunu dar kalıpların içerisine sıkıştırma gibi bir kurnazlığa yönelmez. Yetimin hakkını asla yemez, Karunlaşmanın yolunu açan suiistimal, yolsuzluk, talan, rant ve benzeri usulsüzlüklerin aslında yetim malını yemek anlamına geldiğini bilirler.
Yolda kalmışlara, çaresizlere, za’fa uğratılmışlara, mustazaflara hiçbir karşılık beklemeden, samimi bir şekilde, minnet etmeden yardım ederler. Kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler. Bu kuralı çiğnemek için, muhatabını etiketlerle linç etme yoluna yönelmezler.
İnsanların kusurlarını araştırmazlar, tecessüse asla yönelmezler ve kendilerine karşı yapılan hataları affederler. Yalnızca Allah’a dayanıp güvenirler, onun dışındaki bütün dayanakların geçici olduğunu bilirler.
Kullanım fazlası veya eskimişleri değil kendileri için istediklerini, başkası için de isterler. Darlıkta da bollukta da ihtiyaç sahiplerine yardımcı olurlar. Kızdıkları zaman öfkelerini yenerler, kendi akrabaları da olsa adaletten asla yüz çevirmezler.
Başkalarının değerlerine, saygı duyduklarına, ilahlarına sövmezler. Asla bir cana kıymaz, bir insanı yaşatmanın bütün kâinatı yaşatmak anlamına geldiğini bilirler. Allah’ın ayetlerini, hakkı, hakikati, değerlerini, inandığı ilkeleri, birikimlerini az bir pahaya satmazlar.
Hakkı bile bile gizlemez, gizlemek için kirli çıkarlarının, bahanelerin, tevillerinin, yalanlarının, etnik asabiyetinin arkasına gizlenmezler.
İnananlara ‘sen mü’min değilsin’ demezler ve asla zanları üzerinden insanları etiketlemezler.
Peygamberler arasında ayrım yapmaz, her birinin mücadelesinden duruşunda, birikimlerinde dersler çıkarırlar.
Gücüne, makamına, bilgisine, tecrübesine dayanarak büyüklenmezler, insanlara saygılıdırlar.
Sahip olduğu fazlalıklar, onların büyüklenmesine, kibir içerisinde kişiliksizleşmesine sebep olmaz. Tevazu içindedirler, yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapar, haksızlık yapmadığı gibi, haksızlıklara da göz yummazlar. Asla yalan şahitlik yapmaz, görmediği ve bilmediği konuda sırf yakınlarının, taraftarlarının çıkarı için uydurduğu masalları doğruymuş gibi lanse etmezler.
Hakkı anlatırken, hakikati söylerken konunun anlaşılmaması için, olayı sulandırmak ve yozlaştırmak için dillerini eğip bükerek, geveleyerek ve olayın bir kısmını gizleyerek konuşmazlar. Eminlik vasfının gereğini yerine getirirler.
İnsanlar arasında, kendi yakınlarının aleyhinde olacağını bilseler de adaletle hükmederler.
Yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler, diri diri toprağa gömmezler. Onların barbarlık kumpasında cehaletin çarkları arasında öğütülmesine rıza göstermezler.
Yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar.
Allah’ın ahdini yerine getirirler, yaptıkları anlaşmayı bozmazlar. Yakınlarına, akrabalarına yardım ederler; onların sorunlarıyla ilgilenirler, çözümler üretirler. Yolda kalmışlara, yoksullara, hastalara ve hakları gasp edilenlere yardım ederler, onların sorunlarını bertaraf etmek ve huzura kavuşmalarını sağlamak için çaba gösterirler. Zorda, darda, sıkıntıda, çaresizliğin bütün ruhlarını sarstığında mücadele anlarında sabrederler. Sabırlıdırlar.
Verilen rızıktan yerli yerince harcarlar. Geceleri az uyurlar, zamanlarını hayırlı işlere harcarlar. İnsanlara iyiyi emreder, kötülükten de alıkoyarlar.
Gördükleri kötülükleri elleriyle değiştirmeye çalışırlar. Buna güçleri yetmediğinde de toplumsal baskı oluşturarak kötülüğün önünü kesmeye çalışırlar. Açıklanınca hoşlarına gitmeyecek şeyleri sormazlar. Geçmişleriyle, hatalarıyla yüzleşmekten ve bunun neticesinde mağdur olmuşlardan özür dilemekten asla kaçmazlar. Yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar, herkesin görüşüne saygı gösterirler, istişare ettikten sonra hoşlarına gitmese de en doğruya uyarlar.
Cihan Beyda

Hiç yorum yok: