Doğu Sudan’da Mehdi Devleti -III

Mehdi Muhammed Ahmed, Hartum’un ele geçirilmesinden kısa bir süre sonra ölür. Liderlik, onun sağ kolu olan ve halife unvanını alan Abdullah’a geçer.
Bu yeni kurulan devlet, her şeye karşın on üç yıl yaşar. 1898’de yıkılana dek bu devlet, varlığını düşmanları tarafından her yandan kuşatılmış, abluka altında tutulmuş hâlde sürdürür. Askerî kampa benzeyen bu mehdi devletinin ana görevi, savunmayı örgütlemektir. Bu amaç doğrultusunda Halife Abdullah, ilkel silâhlardan oluşan bir cephanelik oluşturur, atölyeler ve tersaneler inşa eder.
Abdullah, aynı zamanda Mısırlıların bıraktıkları gemileri tamir eder, hatta bir de matbaa kurar. Ordunun örgütlenmesinde ve savaş endüstrisi sahasında tutsak alınmış olan Avrupalıların uzmanlıklarından faydalanır. Slatin, Romolo Gessi ve Lupton gibi Avrupalı isimleri emrinde çalıştırır. Slatin, anılarında işleri nasıl ihmal ettiklerini, ne tür sabotaj yöntemlerine başvurduklarını, gemi tamiri işlerini nasıl savsakladıklarını, savaş malzemelerinin üretildiği atölyeleri nasıl işlemez hâle getirdiklerini anlatmaktadır.
Dört bir yanı düşmanla çevrili olan (koynunda yılanlar besleyen) devlet, hainlere karşı baskı yöntemine başvurur.
İlk başta devlet, kimi demokratik özelliklere sahiptir. Ordu, köylülerden, göçebelerden ve kölelerden oluşmaktadır. Komutanların çoğu asil ailelerden gelmeyen erkeklerdir. Vergiler büyük ölçüde azaltılır, memurlar ve görevliler genel anlamda züht hayatı yaşarlar. Kadı, bir zanaatkârın eline geçen aylık ücrete tabidir ve sadece kırk lira almaktadır. Diğer memurların maaşı ise yirmi ilâ otuz liradır.
Mehdiciler bireysel servete karşıdır ve evrensel eşitlikten yanadır. Eşkıyalar ve hırsızlar sert bir biçimde cezalandırılmaktadır. Mehdi müritlerine at binmeyi yasaklamış, gerçek müminlere yürümenin Allah’ı memnun edeceğini söylemiştir. Altının ve mücevheratın beytülmale teslim edilmesine dair emirler çıkartılır. Beytülmal, Sudan’ın ekonomik hayatını denetleyen ana kurumdur. Düğünde sadece bir koyun kesilebilir. Dulken evlenene beş, değilken evlenene on lira başlık parası verilir.
Eşitleyici girişimlerine ve demokratik eğilimlerine karşın temelde yapı itibarıyla köylü hareketi olan bu hareket, Sudan’daki mevcut feodal ilişkileri tasfiye etmez. Birçok köylü hareketinde karşımıza çıkan karakteristik yapı ve kanunlar burada da etkisini gösterir. Tarihte gördüğümüz köylü hareketleri, kendiliğinden geliştiği, net bir programa sahip olmadığı, amaçlara dair bir açık bir anlayıştan yoksun olduğu, dikkatle geliştirilmiş taktiklerle kuşanmış olmadığı için sonuçta yenilmişlerdir. Sudan’da köylü hareketi zafer kazanmış, ama yok etmek için mücadele ettiği feodal ilişkileri tasfiye edememiştir.
Sudan’daki mehdiciliğin bu yönünü Engels de açık bir dille ifade etmektedir.
Mehdiciliği Ortaçağ’da Afrika’da görülen dinî halk hareketleri ile birlikte ele alan Engels, bu hareketleri yoksul göçebelerle zengin şehirliler arasındaki çelişkiler üzerinden okumaktadır:
“Şehir insanı zengindir, lüks içinde yaşar ve şeriatı pek gözetmez. Yoksul, dolayısıyla ahlâk konusunda tutucu olan bedeviler ise bu zenginleri ve zevklerini hasetle ele alırlar. Bunlar, bir peygamberin veya bir mehdinin arkasında toplaşırlar, kâfirleri cezalandırırlar, ibadetin ve gerçek imanın yeniden hâkim olmasını sağlarlar, dönmelerin mallarına el koyarlar. Yüz yıl sonra bu insanlar, kendilerini dönmelerle aynı konumda bulurlar: iman yeniden dirilir, yeni bir mehdi gelir, oyun yeni baştan başlar. İspanya’daki Murâbıtlar ve Muvahhidlerden İngilizleri durdurmayı bilen, Hartum’daki son Mehdi’ye kadar yaşanan hep budur. […] Tüm bu hareketlerin zarfı dindir, ama mazrufunda ekonomik sebepler vardır. Ama bu hareketler, zafer kazansalar bile, eski ekonomik koşulların değişmesine imkân vermezler. Dolayısıyla eski durum olduğu gibi kalır ve mevcut çatışma dönem dönem yinelenir.” [K. Marx ve F. Engels, On Religion, Moskova, 1966, s. 282.]
Mehdi devleti için de bu tespit geçerlidir. Orada da her şey eskisi gibidir. Hareketin liderlerinin feodaliteye özgü bir yozlaşma yaşamasından önce yaklaşık bir yüz yıl geçer. Feodal yozlaşma, esasen daha Hartum’un fethinden beş yıl sonra başlar. Züht hayatı yaşayan kadı, bir süre sonra çok sayıda kölenin ve geniş arazilerin sahibi bir isim hâline gelir. Mehdi devleti de köle sahipliğine son vermez. Köle ticaretini sınırlamaya dönük kimi tedbirler alınır, hepsi o kadar. Erkek köle ticareti yasaklanır. Esir erkekler satılmaz, ama halife ve yardımcılarının evlerinde çalıştırılırlar. Halife, mahkûmları bel bağladığı başka kabilelere köle olarak verir. Kadın köle ticareti sürer. Bir kurum olarak köle sahipliği muhafaza edilir. Mehdiciler köleleri azat etmezler. Oysa birçok köle, özgürleşecekleri umuduyla mehdici harekete katılmıştır. Bu da sonuçta mehdi devletine karşı bir dizi köle ayaklanmasının yaşanmasına sebep olur.
Ayaklanma esnasında mehdiciler, zafer kazanacakları birçok savaşın içine girerler. Bu süreçte kabileler arası bağlılık, ahlâkî ve politik canlanma üzerinden artar ama zafer sonrası ilişkilerde bozulmaya, ayrışmaya dair emareler görülmeye başlanır. Bazı kabileler, bilhassa Halife Abdullah’ın geldiği Kordofan’dakiler, imtiyazlı bir konuma sahip olurken, Mehdi Muhammed Ahmed’in mensubu olduğu, Nil vadisinde yaşayan kabilelerin durumu kötüleşir. Ganimetin önemli bir bölümü, Kordofan kabilelerine verilir. Nil kabileleri bu durumdan memnun olmazlar ve imtiyazlı kabilelere karşı mücadele içerisine girerler.
Kendilerini “şerif” olarak niteleyen Mehdi’nin akrabaları, Hartum’da isyan başlatırlar. Bu, yozlaşmış feodal liderlere karşı demokratik unsurların harekete geçtiği bir ayaklanmadır. Ayaklanmaya Nil vadisindeki kabilelerle birlikte marangozlar ve Nil Nehri’nde bulunan, Sudan’a ait gemilerde çalışan gemiciler de katılır.
Kabilelerarası mücadelenin ve sınıf mücadelesinin zayıflattığı mehdi devleti, dış düşmanlarının da sürekli saldırılarına maruz kalır.
Vladimir Borisovich Lutsky
Modern History of the Arab Countries [Arap Ülkelerinin Modern Tarihi -1969]


Hiç yorum yok: