Arkadaş

Hayatımda tek bir defa “aklım yettiğince bir gönül muhasebesi ile” derin bir travmanın neticesinde oy kullandım.
Bu referandumda yine kullanmaya karar verdim. Demokrasi, dünyanın şişirilmiş en büyük balon masallarından biridir kanımca ve fakat bu defa bu masala konu olmaktan utanmayacağım kişisel serüvenim itibarı ile.
Hintçede etimolojisi enfes bir kelime var. “Arkadaş” Hintçede “üzüntümü taşıyan” demek.
Bütün kalemleri susturulmuş ve devlet mekanizmalarınca “öteki” ilan edilmişler “arkadaş”ımızdır.
Arkadaşlarımıza yapılan bu pespaye ve adice ihraçların yarın “utanç” sütunlarında yer alacağından adım gibi eminim. Uzak baharları bile üşütebilecek bir pespayelik ile susturduğunuz her kalem için daha çok “arkadaş” olacağız.
Dün 28 Şubat’ta komik bulduğum gerekçelerle bizi “toplumsal hakaret” ile travmalara sürükleyenler, hak ihlallerimizden doğurduğunuz iktidarda aynı uygulamaları yapıyorsanız, bunun tek bir açıklaması var: şeref yoksunluğu, hak ihlalinden mütevellit gasp ve alçaklık. Bu mihvalde de ırzına geçtiğiniz bütün emeklerimizin vebali boyunlarınızadır.
Size ve sözde “dava”nıza hizmet etmediğini düşündüğünüz kim varsa ötekileştirdikçe sımsıcak “arkadaş”lar olacağız. Fikrimiz ve bunu eyleme dökme noktasında zikrimiz ne kadar başkaca donanımlara sahip olursa olsun biz “arkadaş”ız ve üzüntünüzü sonuna kadar taşıyorum. Çok üzgünüm.
Bir öldürülüp binlerce zerreye bölünmüş küllerinden yeniden doğan anka kuşumuzu, yani kendini yeniden doğmak üzere yakan her kalemin temsil ettiği ankalaşan fikrin “özgürce” ifade edilebilmesine, sistemin içinde dahi olsa tükürmek için “Hayır” derim, bin defa Hayır, her platform ve şartta Hayır. Çünkü bu yasaklayıcı ve ötekileştirici ve bir buzkırıcı mantığı ile sürekli kendine yeni “sömürü" alanları amaçlayan aklın bize bir farkındalık ve iyiden yana bir düzen getiremeyeceğinden dün de emindim bugün yine eminim.
Yine ve yeniden bir travma ile beni sistemin içinde rol almaya mecbur bırakan “gönül muhasebem” “Arkadaş”larının üzüntüsü taşıdığı için “bu defalık” utanmayacak.
Hayır, siz hiç "adil" değilsiniz.
Hayır, siz hiç “özgürlükçü” değilsiniz.
Hayır, siz dinlemeyi bilmiyorsunuz.
Hayır, siz bu topraklarda “ölmek” ve “yaşamın” kutsiyeti” hakkında yalan söylüyorsunuz.
Hayır, siz sizin sözde “dava”nız hakkında bile ikiyüzlülükler yapacak kadar çıldırdınız.
Hayır, siz büyük saraylarınızdan bizim kendince dünyalarımıza daha fazla tecavüz edemezsiniz.
Hayır, siz ve size inandırılan “külhanbeyi” kalabalıklar bizi korkutmuyor.
Hayır, siz kırdığınız kalemlerin, çizgilerin ve fikirlerin “Allah”ı değilsiniz.
Hayır, siz anneciği kokmasın için dondurucuya konulmak zorunda kalan Cemile’nin ve onlarca hikâyesini duymadığımız Cemile’nin de “Allah”ı değilsiniz.
Hayır, siz bizim sınırsız ufuklara diktiğimiz gözlerimize bakabilecek kadar “temiz” değilsiniz.
Hayır, siz bizim kadar “herkesin fikrine özgürlük” demeyi başarabilecek kadar “cesur” da değilsiniz.
Hayır, siz bu topraklarda yaşayan halkların hiçbirinin teveccühüne “layık” değilsiniz.
Hayır, siz ve sarayınız bizim kadar çok zenginliği asla görmedi, çünkü biz “renk ve kültür” denen muazzam birlikteliğin insanlık ailesinin en büyük marşı ve bayrağı olduğunu biliyoruz, siz bu zenginliği anlayamayacak kadar zayıfsınız.
Hayır, siz yüksek kürsülerde bize parmağınızı sallayarak konuştukça, sizinle çok feci alay ettiğimizi anlayamayacak kadar sığsınız.
Hayır, siz bizim uzak baharlarımızdan uzak durun.
Hayır, siz koynunuzda beslediğiniz yılanı bahane ederek daha fazla “arkadaş”lığımıza dokunmayın.
Hayır, siz sizin yerinize “bizi yönetmek” için gelenin ne idüğü hakkında bizi manipüle etmeyiniz.
Hayır, siz “tüyü bitmemiş yetim hakkı”, “yoksulluk”, “komşumun açlığı” gibi büyük sorunlarımızı o saraydan asla anlayamayacaksınız.
Hayır, sizi daha fazla dinlemek istemiyoruz.
Hayır, siz bu halkların “baş”ına balta kesilen bir “baş” cellat olmamalısınız.
Zeynep Güney

Hiç yorum yok: