Neo-Osmanlı’nın Sefaleti

Bir güruh çıkmış, “Yeni Osmanlı” devleti kuracakları havasına girmişler. Zaten bu algı yeni bir algı değil, ellerinden geldikçe bu algıyı diri tutmaya çalışıyor.
Neo-Osmanlıcılık nedir? Evvela bakalım, bu ülkenin iki düşünce muktediri ne diyormuş.
Kısaca; 1974 Kıbrıs İşgali ile birlikte canlandırılmış bir politik vaat. Gelişen ortam ve darbeler süreci. Liberal, kapitalist politikaların ülkeye tam anlamıyla işlenmesinden sonra 1980'li yıllarda Turgut Özal ile can bulmuş bir vaattir. Turgut Özal, Türkiye'nin Osmanlı'nın çekirdek mirasçısı olduğunu savunuyor. “Yeni tarz, yeni siyaset” sloganıyla Osmanlı'nın ihtişamlı günlerine dönmeyi vaat ediyor.[1]
İlber Ortaylı; Yeni Osmanlıcılık bir müddettir Türkiye’nin dış siyaset değerlendirmelerinde, daha çok orta şekerli vatandaşın ruhunu okşayan bir kavram olarak geziniyor. Azınlıkta kalan ve tarihi radikal bir biçimde “laik ve cumhuriyetçi” olarak niteleyenler, bu gibi eğilimlerden pek hazzetmezlerdi. Şimdi ise etnik milliyetçiler de bu gibi kavramlardan rahatsız olduklarını söylüyorlar. Ama şurası bir gerçek: “yeni-Osmanlıcılık” sözü bu çevrelerde dahi bir endişe ve heyecandan çok laklak konusudur.[2]
Bir tarik profesörü olan İlber Ortaylı, çok gerçekçi ve bilimsel mantığa yatkın bir şekilde, günün koşullarını konjoktürel durumu da göz önünde bulundurarak konuşuyor.
Şimdide bir diğer muktedirimiz ve profösürümüz İlber Ortaylı’ya bakalım, o ne demiş:
Davutoğlu: “Cihan devleti 12 yıl içinde kurulacak” diyordu. Ne dediği üzerine uzun uzun konuşmayacağım, zaten bu zatın akademik kariyeri ve bilimselliği benim için tartışılır. O günlerde iddialı bir girişimdi, fakat yönetici otoriteden başlayarak devletin en tepesindeki muktedir bile bu kadar abartmamıştı. Öyle şişinmiş ki kendisi dışında kimse dediklerine inanmadı. Bu “stratejik derinliğin” her şeyden yoksunluğu bir tarafa, tarihsel yenilgilerin hezeyanlarından hareketle nitel bir cevap olarak, “stratejik derinlik” denilen sefaletin fikriyattan yoksunluğunu gördük.[3]
Çok fazla uzatmaya gerek yok. Görüldüğü üzere, bahsi geçen şahısla aynı kafayı taşıyan binler göz önünde bulundurulunca, çok da derinlemesine tartışmaya gerek yok.
Yeni Osmanlı hayaline dalan bu kafalarda çok iyi biliyorlar ki, hiçbir şey yüz, iki yüz yıl önce gibi değildir. Fakat her ne pahasına olursa olsun insanlara Osmanlı'nın o tozpembe anlatılan dönemlerini anlatıp, sanki hiç katliam olmamış, hiç yağma olmamış havası verip insanların fakirliğinin biteceğine inandırmaya gayret ediyorlar.
İlk işgal hevesleri ise her hikmetse batıya doğru değil de güneye doğru yönelik, hep aynı kurgu: Arap ülkelerini ele geçirmek. Ama Arap dünyası, bırakın yeni Osmanlı'yı, eskisine bile düşman, çünkü oralarda milliyetçilik bilinci gelişti. Bugün işgal edilen Ortadoğu'daki Arap ülkelerinde tarihi olarak da güncel olarak da insanlar Türk devletine kinli. Tabii T.C.'nin o bölgelerdeki devşirme ajanlık için yetiştirdiği Araplar hariç. Genelde sürekli Türkiye'nin yanında olduklarını söylüyorlar. Özal döneminde Türkiye için ajanlaştırılmış Araplardı bunlar.
Osmanlı özüne bakınca Turancı değildi. Fakat yeni Osmanlıcılar, burada Türk'ün hüküm süreceğini söylüyor. Halbuki Osmanlı'nın politikası daima ümmetçilik olmuştur, burada söz konusu olan, İslamcı işlevselliktir. Yeni Osmanlıcı politikalar ise asla işlevsel değiller, buradaki halkın anladığı İslam algısı Araplardaki İslam algısı ile aynı değil.
İşin beter tarafı, AKP ve reisleri ülkeyi Vahhabi bir din anlayışına yöneltmeye çalışıyor, bu ülkedeki Hanif düşüncesini yozlaştırarak. Aleviler başta, birçok inanç grubunu bir birine düşürüp öyle bir dünya kurmak istiyorlar.
Amaç zaten Selefi ve Vahhabi fikriyatını yayarak insanların düşünmelerinin önüne de geçmek.
Buna en güzel örneği, şu Suudi imamla verebiliriz. Suudi Arabistanlı İmam Şeyh Bender Hayberi, dünyanın dönmediğini söyleyip, “eğer dünya dönüyorsa, bir uçak havada durduğunda Çin'in uçağa doğru gelmesi gerekmez miydi?” diye sordu. Öyle akıldışı bir durum ki birkaç dakika durup etrafına sessizce baksa, biraz düşünse, Dünya'nın döndüğünü anlayacaktı. Maalesef bu imam, o coğrafyadaki insanların sosyal statüsü ile düşünmelerini istemiyor.[4]
Yeni Osmanlı, artık bugünlerde El-Bab'da batağa saplanmış, son hamlesini yapmak için bekliyor. Bunun içinde evet-hayır adı altında, yoksulluğu unutturup, herkesi reisin kulu yapma peşinde, zaten öncesinde de verilen bir şey yoktu. Hepsi topu topu bir avuç kırıntıydı, o da jakobenin bastırılmamış duygularının yansımasıydı bu ülkenin kuruluşunda.
Günümüz dünyasında gelişen yeni fikirler, bu antagonizmalar ve yaşanan teknik gelişmeler, bugün istenilen sonucu üretmeyecektir.
Zaten bugün yaşanan her şey birkaç perdelik rezalettir. İnsan hayatının mezada çıkarıldığı bir zamandır. Kürdistan ve gerçekleri, Yeni Osmanlıcılık şarlatanlığını yerin dibine sokmuştur. TV'lere mahkûm kalan kitleler, bu gerçeği görememekte zaten. Şu sıralar bu topraklar kişi kendini tarif ederken bile önce insan sonra birey olduğunu ifade edemiyor. Ben “insanım” diyemiyor.
2023'ün sadece bir hikâye olduğu açık. Türkiye de her ulus devletin kaderini paylaşıyor. Yüz yıl ömürlü olan bu devlet, gizli faşizmini artık açık hale getirmiştir. Bunun nedeni parçalanmaya gitmesidir.
Yeni Osmanlı ve onun burjuvazisi bir diktatör istiyor, gözü kara, acımasız .Kemalist kesim padişahlıktan korkuyor ama bu padişahlık değil, padişah ululara, ulemaya, vezirine danışırdı. Aklına esince “şunu bunu yok ederim” demezdi.
Neo Osmanlı kaybetti; şimdi “sefaletini” yaşıyor. Yaptığı yolsuzluk ve cinayetlerle son kozlarını oynuyor. Ülkenin Kürd’ünü, Alevi’sini, Müslüman’ı, devrimcisini, ateistini, seküleristlerini kıyımdan, kalanlarını da soykırımdan geçirmek istiyor.
Ne demişler; "Kahpe Bizans'ta entrika, Osmanlı'da saray oyunları bitmez."
Selahattin Aykurt
Kaynakça
[1] Yeni Dönemde Türk Dış Politikası, Osman Bahadır Dinçer, Habibe Özdal, Hacali Necefoğlu, s. 53.
[2] İlber Ortaylı, “Yeni Osmanlıcılık”, Milliyet, 25.06.2011.
[3] Ahmet Davutoğlu’nun Açıklaması, Youtube.
[4] Aljazeera, Suudi İmam: Dünya Dönmüyor.

Hiç yorum yok: