Muhaliflerin Mahiyeti

Astana Süreci Öncesi Suriye’de Yaşanan Ateşkes İhlalleri ve Suriyeli Muhaliflerin Mahiyeti
Rusya, Türkiye ve İran'ın, Batı’yı ve özellikle de Amerika'yı devre dışı bırakarak ortaya koydukları iradeleri doğrultusunda Suriye'de ilan edilen ateşkese dair birçok ihlal gerçekleştiği iddia ediliyor. Ateşkesin ilan edilmesinde Batı’nın, özellikle Amerika'nın ve bölgesel ortaklarının devre dışı bırakılması bu ihlallerin en önemli sebeplerinden biri olmalı. Çünkü ateşkes ihlalleri terör gruplarından ve bu yapıların insanî olmayan yöntemlerinin dayattığı şartlar sebebiyle ortaya çıkıyor.
Bu çerçevede Şam'da yaşayan 6 milyona yakın sivilin su ihtiyacını karşılayan Barada Vadisi'nde terör örgütleri tarafından suyun kesilmesi, Suriye ordusu tarafından bu bölgeye operasyon yapılmasına sebep oldu.
Terör örgütlerinin amacının; başkent Şam'ın susuz bırakılarak 6 milyona yakın insanın mağduriyeti üzerinden bir baskının oluşması ile birlikte Suriye ordusunu müdahale etmek zorunda bırakmak ve Batılı ve onların bölgesel ortaklarının desteği ile Suriye yönetimini ve ordusunu ateşkesi ihlal ile suçlamak olduğu gayet açık.
Suriye ordusunun operasyon gerçekleştirdiği örgütlerin ateşkes dışında kalan örgütler olması ve milyonlarca insanın susuz bırakılmasının bir savaş ve insanlık suçu olması bu çerçevede yapılan propagandayı etkisiz bıraktı.
Milyonlarca İnsanın Susuz Kalmasını Dayatan “İnsanî Yardım STK"sı!
Bu noktada bir başka olay da dikkat çekti. Voltairenet'te yer alan bir habere göre, Şam'ın susuz bırakılmasına sebep olan söz konusu örgütler bir bildiri yayınladı ve bu bildiri ile bir takım şartlar ileri sürdüler. Bu bildiriye göre söz konusu örgütler, Suriye Cumhuriyeti ve Hizbullah çatışmalara son vermedikçe (yani Suriye Cumhuriyeti teslim olmadıkça) mühendislerin tahrip edilen su kaynaklarını temizlemesine ve onarmasına izin vermeyecekler. Zaten Suriye ordusu, bu sunulan şartları kabul etmeyip gayet tabii olarak operasyon yapmak durumunda kalmıştır.
Bütün bunların bahse konu edilmesinin sebebi, bu örgütlerin nasıl, hangi ölçülere göre iş gördüklerinin, bu örgütlerin nasıl bir mahiyete sahip olduklarının anlaşılması içindir. Zira mevzubahis habere göre, yukarıda konu edilen bildiriye imza atan grupların arasında “Beyaz Kasklılar” olarak meşhur olan, güya insanî yardım STK'sı da var. Hem insanî yardım ve hem de milyonlarca insanın susuz bırakılması eyleminin içinde olmak…
Bu güya insanî yardım STK'sı ile ilgili Voltairenet'in bahsi geçen haberinde oldukça ilginç bilgiler veriliyor. Haberin o kısmı şu şekilde verilmiş:
“Bildiriyi imzalayan yedi cihatçı grup arasında « Suriye Sivil Savunması » olarak adlandırılan « Beyaz Kaskılar » da yer alıyor. Bu « insanî yardım STK'sı », Kraliçe Elizabeth tarafından eğitilen James Le Mesurier adında Britanya İmparatorluğu subayı sıfatına sahip bir MI6 ajanı tarafından 2016 yılında oluşturulmuş ve bu şahıs tarafından yönetilmektedir. Bu kuruluş « rejimin işlediği suçları » kanıtlamak için çektiği ve çoğu propaganda amaçlı basit mizansenler olduğu ortaya çıkan çarpıcı görüntüleri medyalara servis etmektedir.
Bu « insanî yardım STK'sının » çatışmalara bizzat katıldığı kanıtlanmıştır. Rusya Savunma Bakanlığı bu kuruluşu « El Kaide'ye yakın » olarak tanımlamaktadır.
Beyaz Kaskılar Almanya, Danimarka, ABD, Fransa, Japonya, Hollanda ve Birleşik Krallık tarafından finanse edilmektedir.
[…]
Fransa, Beyaz Kasklılar'ı Nobel Barış Ödülü'ne nafile aday göstermişti.”
Suriye'de vekâlet savaşı veren bu örgütlerin vekili oldukları Batılı ülkeler ve onların bölgesel ortakları ile aynı karakterde iş görmeleri dikkat çekici. Aşikâr bir şekilde insanî hakların çiğnenmesi, ne olursa olsun sonuca ulaşmak için her şeyin kullanılması, hatta bunun için milyonlarca insanın susuz bırakılmasının bile göze alınması bu örgütler için hiçbir anlam ifade etmiyor. Oysaki Uluslararası Hukukta, sivilleri sudan mahrum bırakmak bir savaş suçu olarak kabul edilmektedir.
Suriye'ye Özgürlük Getirmek İddiasındaki Terör Örgütlerinin Bölgedeki Esaretin Kaynağı Olan Siyonist İsrail ile İşbirliği
Tesnim Haber Ajansı'nın bir haberi, yine bu örgütlerin mahiyetlerinin anlaşılabilmesine imkân verecek içeriğe sahip. Mevzubahis habere göre; “Suriyeli muhaliflerden oluşan bir grup 17 Ocak'ta Tel Aviv'e gidip, Truman isimli Siyonist bir merkezdeki toplantıya katılacak ve Suriye krizi hakkında konuşma yapacaklar.” Haberde bir kısım muhalifin de video konferans yöntemi ile bu konferansa katılacağı bilgisi ile birlikte, daha önce de Özgür Suriye Ordusu olarak adlandırılan grubun temsilcisi Asım Zeytun'un Siyonist Rejim'in başkenti Tel Aviv'e giderek Herzliya güvenlik konferansına katıldığına dair bilgiler yer alıyor.
Aynı haberde Suriye'deki terör gruplarının Siyonist İsrail ile ilişkilerine dair başka örneklere de yer veriliyor. Mesela: “İsrail'in daha önce de üç defa Suriyeli Muhalifler Komisyonu olarak adlandırılan grubun üyesi olan Kemal Levani'yi ağırlaması ve Suriyeli bu muhalif Siyonist Rejim’e, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın devrilmesi karşılığında Golan Tepeleri’nin Siyonistlere verilmesi önerisinde bulunması veya Suriye Ulusal Kurtuluş Cephesi adlı örgütün koordinasyon sorumlusu Fahad Mısri “yeni Suriye İsrail'e düşman olmayacaktır” açıklamasında bulunması.”
Biraz eskiye gidersek, bundan daha açık örneklere de şahit olunduğu hatırlanacaktır. Suriye'nin Golan Tepeleri bölgesindeki terör gruplarının Siyonist İsrail tarafından çeşitli vasıtalarla desteklenmesi gizli saklı bir durum değildi. Hatta o kadar ki Siyonist İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tedavi ettiklari bu terör örgütü mensuplarını ziyaretten sonra bulundukları hastanenin önünde çıkıp basın açıklaması yapmıştı.
Aslında her şey çok açık bir şekilde ortada. Bu terör örgütlerinin Batılı ülkelerle, özellikle de Amerika ve onların bölgesel ortakları ile bütün bu denklemin en vazgeçilmesi olan Siyonist İsrail ile aynı takımın parçaları oldukları çok net. Bir başka ifade ile Suriye'deki bu terör örgütleri, lokomotifi Amerika olan Batı ve onların bölgesel ortaklarının, ama aynı zamanda Siyonist İsrail'in vekilleri olarak iş görüyorlar.

Hiç yorum yok: