İstanbul

Garip bir şehir İstanbul.
Farklı medeniyetlerin bütün ekonomik, sosyal ve kültürel yükünü döke saça iki kıtanın kesişen ucuna yıktığı, tanımsız ve tarifsiz bir varlık bolluğuyla, yapışkan ve yoran bir yokluğun adım farkı iç içe geçtiği, sınıfların öldüğünü söyleyen gökdelenlerle kuşatılmış alnında bir tur atsın, ortaçağın bir kalem işçiliğiyle beş yüzyıl aşımında modernizme ulaşamadan post modernizmin bütün kirine bulaşmış, yine de baş döndüren bir tarih ve kültür merkezi…
En bilge ellerin narin dokunuşlarıyla yeşermiş en etkileyici sanatın izdüşümü, en kanlı diktatörlerin buyruğuyla köreltilen insan değerinin iş cinayeti kapsamında belirlenip sokaklara hapsolduğu bir şiir İstanbul.
Bu coğrafyada hangi kalem boğaza dokunmadan bir çizgi çekebilir? Günlük hayatta kalma uğraşımızda algımızın bir türlü seçemediği güzelliğiyle deli divane âşık edebilecek bir işveli dilber İstanbul.
Mavi gözlerinde dalgalanmaya hazır olun! Dudaklarını doldurmak için avucunuzu açtığınızda saçlarından yanaklarına doğru bir çağ düşümüne her an kapılabilirsiniz. Yahut Nâzım'ın dediği gibi güzel şeyler için cephede ilk saldırıda ölecek kadar bile şanslı olamayabilirsiniz, bir yanlış adımla belediye çukurunda ölmek de pek mümkün…
Ölüm, güzelliğinin üstüne çökmüş karanlık bir sır değil de nedir İstanbul?
Adına en güzel cümleleri kuramadığımı biliyorum İstanbul. Ol cümlenin en güzel sıfatlarını ustalar çoktan adına taktılar çünkü... Adına yazılmış serenatlar, Bağdat'ları kıskandırır.
Adına yeni bir acı çalamayacağım İstanbul.
Her gece ölen bir başka umudun gölgesinde kocaman bir ömrü 'hayı huyu, kığıntısı'na katıp, bu altüst oluşla dolduran şehre fırlatacak başka bir kelamım da yok…
Sadece sorularım olabilir sana İstanbul: Kaç kere yıkıldın? Kaç işgalci keyfince yorabildi vücudunu? Kaç fatihini kendi yurdunun toprağına gömdün? Her gece boylu boyunca uzandığın şu dalgalı yatakta kaç farklı ismini soyunuyorsun İstanbul: Yeni Roma, Konstantiniye, İstanbul… Kaç çılgın seni yakacak kibriti çakacağını sandı? Sahi seni yakabilecek kişi insan zihninin terazisinde galip mi çeker, mağlup mu? Yahut kaç fatihin sana sahip olmak isterken sadece âşık oldu? Bir bakışla kaç serseme kelam oynattırdın İstanbul...
Anneannemin elimden tutup bir tutam yeşile götürdüğü şehirdin İstanbul. Bilincimde o anlar hâlâ gölgeli durur. Dostlarla, yoldaşlarla eşit ve özgür bir gelecek için buluşma mekânımız oldun sonra İstanbul. Gel de şiir okuma...
İsyan edişini gördüm, hiç bu kadar dalgalı ve alımlı bir başka deniz görmemiştim. Şimdi pazarının kenarına iliştim İstanbul. Daha hangi yüzün dönecek bana…
Can Deniz Eraldemir

Hiç yorum yok: