İslamî Entelijansiyanın İkircikli Tutumu

Cumhurbaşkanlığı, Ak Partililerde (veya İslamî kesimde) kalacaksa eyvallah, başkasının eline geçecekse tövbe billâh…
Elli yedi yaşındayım. Düşüncelerin/fikirlerin bugünkü kadar ani değişimlere uğradığı, fikrin namusunun korunmadığı bir dönemi hatırlamıyorum. Zor bir dönem… Ancak, bu zorluk, iddia edilenin aksine dış etkenlerin kısmi tesirinin ötesinde, iç derunimizden (nefsî arzular, gurur, kibir, kin, husumet, bunların toplamının hâsıl ettiği adaletsizlikten) kaynaklanmaktadır. Aslında dış mahiyetli gibi görünen sorunlarımızın bile temelde iç dünyamızda tezahür eden sebeplere isnat ettiğini anlamak için âlim olmaya gerek yok.
Buyurun Allah’ın emrine bakın:
“Ey iman edenler! Allah için adaleti tam yerine getiren şahitler olun. Kendiniz, ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa… Zengin de olsa, fakir de bulunsa… Çünkü Allah, onlara daha yakındır. Hislerinize uyup, adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek hakkı olduğu gibi söylemekten çekinir ya da şahitlikten tamamen kaçınırsanız iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır. [Nisâ:135]
Herhalde yeryüzünde “Adalet” adına başka bir yazılı metin olmasaydı, bu ayet tek başına adaletin icrasında temel ölçü olabilirdi. Şu mükemmelliğe bakın: Sadece kuvvetlinin karşısında zayıfın hakkını korumuyor. Aynı zamanda zayıfın karşısında güçlünün de hakkını koruyor. Genelde insanlar merhamet saiki ile güçlünün yanında zayıfın hakkını daha fazla korumaya mütemayildirler. Ayet, bunu da yanlış buluyor. Ne zayıfın hakkının kuvvetliye ne de kuvvetlinin hakkının zayıfa geçmesine rızası var. Öyle bir ölçü ki adaletin miyarı insanların merhametine bile bırakılmamış. Eksiği, gediği kapatmış tam bir adalet terazisi…
Şimdi buradan sözü nereye getireceğim?
Malum, mecliste anayasa değişikliği görüşülmektedir. Medyada ağırlıklı olarak tek taraflı bir propaganda mekanizması ile tartışılmakta ise de kimsenin içine tam olarak sindiği söylenemez. Kimileri yarım ağızla, kimileri kıyısından köşesinden de olsa yapılan değişikliklerin bir ihtiyaca binaen yapılmadığını, iktidarı dar bir grubun izan ve insafına bırakılacakları endişesini seslendirmektedirler. Onunu için de az çok bu tadilatın neyi getirip götüreceğinin farkında olanların içine bu kurt düşmüş durumda. Zaten o mahut dar çevre de, ne derseniz deyin, sadece bir ağızdan çıkacak cümlelere odaklanmış durumda.
Burada asıl merak edilen, İslamî/muhafazakâr cenahın entelektüellerinin bu değişikliğe nasıl baktığıdır.
İktidar nimetlerinden yararlanan cenahın bir kesimi, ne pahasına olursa olsun “Büyük Osmanlı Rüyası” hayalini seslendirerek, kendilerini ve çevrelerini buna inandırma telaşında.
Diğer bir kesim ise, âdeta “Türkiye’de böyle bir şey konuşulmuyor” modundalar. Kaçışı sanat, kültür ve felsefeye yoğunlaşmakta buluyorlar.
Azınlık denilecek bir kesim de, içlerine sindirememiş olmanın sıkıntısı ile birlikte bunu kamuoyuna nasıl izah edebileceğinin kabızlığını yaşıyorlar. Ehh ıkınarak da olsa dudak ucu ile şunu seslendirmektedirler: “Efendim iyi hoş güzel de her zaman orada Tayyip Erdoğan ve muadilleri oturacaksa, eyvallah. Ancak ya bizden haz etmeyenlerin eline geçerse ne yapacağız?”
Ne güzel bir soru değil mi?!
Tayyip Erdoğan ve muadillerinde kalacaksa, eyvallah. Başkasının eline geçecekse, tövbe billâh…
Şimdi gelin Nisâ 135’i tekrar okuyun. Kendinizi ayete muhatap kılın.
Nerede orada zikredilen ilahi adalet?
Adalet anlayışınızı bu ayetin hangi cümlesiyle telif edebiliyorsunuz?
Önemli olan sistem mi? Yoksa kişiler mi?
Benim olacaksa iyi, güzel, hayırlı… Bir başkasının olacaksa kötü, çirkin, günah… Ne yaman çelişki? Bunu insanlık adına, İslam adına, Müslümanlık adına izah edecek birisi var ise beri gelsin...
Fahrettin Dağlı

Hiç yorum yok: