“Hayır” Diyecek ve Faşizmi Engelleyeceksiniz Öyle mi?

71'e gelene kadar arkasında 50 yıllık reformist bir tarihi taşıyan, 71 kopuşunun devrimci irade ve mücadelenin ne olduğunu ortaya çıkarttığını unutup, 71'den bugüne gelene kadar 71'in yarattığı değerleri ve devrimciliği yok ederek onları sadece bir simgeye ve içi boşaltılmış bir anıt abidesine indirgeyen yapı ve örgütler, bugün ''hayır'' diyerek faşizmin gelişinin ve diktatörlüğün engelleneceğini söylüyorlar.
Ülkede faşizmin zaten var olduğunun ve bunun sadece bugünün değil 90 yıllık bir tarihin meselesinin olduğundan bir haberler. Henüz olmadığını ama geleceklerini düşündükleri faşizmi ise düzenin önümüze koyduğu sandıkla engelleneceğini düşünecek kadar acizler.
Hatırlatalım faşizm oy vermekle engellenemeyeceği gibi faşizm, zulüm ve diktatörlük devrimciler ve yoksul halklar için on yıllardır var. Revizyonist sol anlayışın “ilerici” diye güzellemeye çalıştığı Kemalizm, başından beri halklar üzerinde bir zulüm düzeni olarak var oldu. Kürdistan'da uygulanan işgal politikaları, Zilan katliamı, Dersim katliamı, işçiye grev ve 1 Mayıs yasakları, Mustafa Suphi'lere yapılan katliam ve sonrasında TKP'yi ele geçiren sömürgeci yandaşı revizyonist kliğe rağmen uygulanan baskı politikalarını tekrar hatırlatalım.
Bu bağlamdan hareketle 'Kemalizm devrimci, AKP karşı devrimci' ayrımını da geçelim bir zahmet. Ayrıca devrimcilerin Kemalizmi, Cumhuriyeti ''kapsayıp aşmak'' gibi bir dertlerinin olmadığını da belirtelim. Ulusalcı faşizm de, AKP faşizmi de aynı ölçüde sınıf düşmanımız.
Şu soruları da tekrar soralım; bizim devrimciler olarak derdimiz düzeni reforme etmek mi düzeni yıkmak mı? Devrimcilik, düzenin kamplaşmalarında konum almak mıdır yoksa yeni bir yol açmak mı? 71 kopuşunun bize öğrettiği; devrimciliğin düzeni ne reforme ederek dönüştürmeye çalışmak olduğu ne de düzenin kamplaşmalarında konum almak ya da düzenin herhangi bir kliğine umut bağlayarak hareket etmek olduğudur.
Çayan-Kaypakkaya-İnan çizgisi parlamentarizmin, uzlaşmacılığın, düzen içi saflaşmalarda konum almanın reddidir. Bu çizgi, devrimciliği var etmiş ve devrimciliğin kitlelerle buluşmasının önünü açmıştır. Bu çizgiden ne kadar uzaklaşıldıysa da o kadar CHP'nin kuyruğuna, Kemalizmin ideolojik hattına sıkışılmıştır. 71’in ürettiği değerleri bir mirasyedi gibi yiyip gerek ideolojik gerek mücadele olarak üzerine bir şey ekleyemeyenler, 12 Eylül'de mahkemelerde örgüt olduğunu reddetmiş, dağdaki gerillaları tasfiye etmiştir. Devrimcilik, radikalliğini yitirdiği düzene döndüğü ölçüde de zayıflanmış, zayıfladıkça düzene daha da bulaşılmış ve bugünlere gelinmiştir.
Faşizme, diktatörlüğe karşı mücadele mi? Diktatörlüğü engellemek isteyenler geçen yıl Sur'da, Cizre'de elde silah direniyorlardı. Onlara sırtınızı dönmeseniz bugünler yaşanmazdı. Ama siz direnişin meşruluğunu unutup 'neden hendek kazdınız' demekle, Kadıköy'de İmam Hatip protestosu yapmakla meşguldünüz. Buyurun, bugün olan durum bu. Siz ise hâlâ akıllanmış değilsiniz. Öyle olmasa, bugün devletten önce Kürtlere “silah bırakın”, Kürtlerin savaşçı örgütüne ''ülkeyi terk edin'' demezdiniz. Devletin şiddetine ses çıkarmayıp ezilenlerin şiddetine bir dünya laf söylemez, devletin kolluk güçlerine ''görevi başındaki emekçi'' demez, ''AKP'yi sorumlu davranmaya'' davet etmezdiniz.
Sanki ülkede diktatörlük, faşizm yokmuş gibi “diktatörlük gelecek” diyorsunuz. Harabeye dönen şehirlerden, katledilen çocuklardan, katledilen/işkence gören devrimcilerden, sayıları binleri bulan işçi cinayetlerinden, uluslararası tekellere satılan ülkeden haberiniz mi yok, yoksa konforunuza dokunmadığı için görmezden mi geliyorsunuz? Bu ülkede faşizm on yıllardır var ve “hayır” demeniz bunu değiştirmeyecek.
Faşizme direneceksek bu faşizmin seçim gösterisinde oy verip faşizmi meşrulaştırmakla, kitlelerin enerjisini umutsuz düzen içi kanallarda harcamakla olmayacak. Faşizme direniş, radikallikle, uzlaşmazlıkla, barikat ve hendeklerle olacak. ''Ama gücümüz yok''. Devrimciliği güçsüz hale getiren, sol kitleleri ''kötünün iyisine'' razı eden yıllardır bu anlayıştan başka bir şey değil. Devrimci; öncülük yapmaz, yol açmazsa hiçbir zaman güç olamaz, olamadı da. Fidel'den, Mahir'den bolca bahsedilen ama onların romantik bir imgeye indirildiği ortamımızda onları anmayı değil gerçekten anlamayı öneriyorum. Bir kurtuluş imkânını ancak böyle yaratacağız...
Bekir Sami Paydak

1 yorum:

zahiri_ dedi ki...

Kin ve nefret dolu bir yazı olmuş.Zannedersiniz ki gezegen üzerindeki tek devrimci kitle kürtler.Bütün kötülüklerin kaynağı Atatürk ve Kemalizm..Israil ve Amerikan in dayattığı büyük orta doğu projesinde abd nin taseronlugunu yapan onlar değil.Sinif çelişkilerini hiç bir yerde dillendirmemisler.Varsa yoksa kürtler.Kürt milliyetçiliğini devrimcilik kisvesi altında götürüyorlar.Hiç bir yerde Deniz Gezmiş posterini açmazlar.Çünkü Deniz Gezmiş elinde Türk bayrağı ile Samsundan Ankaraya yürümüştü..Pkk pyd vesaire her neyse bunlarin Abd ve ingiliz bayrağına olan sempatisi Türk bayragindan fazla olmuştur.Hayir demekle fasist diktatörlüğe karşı çıkamayız iyisimi sandığa gitmeyin diyeceginizi ben referandumdan 45 gün önce tahmin edebiliyorum.AKP ye dolayli destek vermenin başka bir yolu..Tıpkı bundan önceki seçimlerde iki ay önceden eylemsizlik kararı alarak dolaylı destek verilmesi gibi bir durumu yaşayacağımızı tahmin ediyoruz.