Fermuar

Sınıf hareketi ya da işçi sınıfı nedir? Neden yoktur? Neden vardır? İşçiler, emekçiler neden bu denli geridir ve sahnede yoktur?
Ve bir kere vakterişip:
“Gayrık yeter!”
demesinler.
Ve bir kerre dediler mi:
“İsrafil surunu urur
mahlukat yerinden durur”
toprağın nabzı başlar
onun nabızlarında atmağa.
Ne kendi nefsini korur,
ne düşmanı kayırır,
“Dağları yırtıp ayırır,
kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa…” [Nazım Hikmet]
“İşçi sınıfının bilincini ancak ve ancak öz-hareketi oluşturur.” Böyle diyor Karl Marx.
İşçi sınıfı dönüşemiyor. Dönüştürücü eksik, bu yüzden dönüşmüyor.
Can Yücel'in bir şiiri var bu enerjiye dair. Çok bilinir. “Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel” diye. İşte bu yel estiğinde çarklar işçiyi, yoksulu değil de egemenleri öğütmeye başlar. İşçi, kendisinde saklı gücü keşfeder ve güveni artar. Yani yeryüzüne sadece sopa yemeye, sömürülmeye, aç kalmaya gelmediğini kendisi dışındaki açları da kurtarabilecek gücün kendisinde olduğunu görür. İşte bu süreç de kendiliğinden olmaz. Çok inatçı ve kararlı bir çabanın ürünüdür. Toplumsal ve sınıfsal mücadeleler tarihi bunun binlerce değerli örneği ile doludur. İşçi sınıfı mesih değildir ve mesih de beklemez.
Şartlar, patlayıcıyı harekete geçirecek düzeneği eline vermişse, hedef neresi ise oraya gider vurur. İşçi, gerçek ve değerli bir insan olduğunu anlamasın diye. İşçiler, emekçiler ve geride kalan yoksullar kapitalist düzene bin bir bağ ile bağlıdır. Bir fermuar gibi.
Yasaları, eğitimleri, kültürü, dini, politikası, medyası vb… Sistemin egemenleri, hiç boşluk kalmayacak bir biçimde, fermuarda bir kerte dahi boşluk olmayacak biçimde tüm sömürülen topluma şunu söyler: “bizler olmadıkça sizler hiçsiniz, sizler bize muhtaçsınız! Eğer bizden daha iyisinin olabileceğini düşünüyorsanız, bu pembe, büyük bir yalan ve ütopyadır. Zaten siz böyle düşünürseniz biz size ekmek vermez, sizleri toplumdan def eder, tımar ederiz. Bu yüzden alın size devlet, din, tarih, şan, şeref. Hepsi bizden size bedava...”
Ama bu fermuar bir yerde teklerse, o zaman dışarı çıkacak olan esirler dünyayı başlarına yıkar. İşte buralar da bekçiler yani gardlar, gardiyanlar vardır. Faşist beslemeler, sendika ağaları, içeriden satın alınmış ustabaşıları, müdürler, CEO’lar ve hiyerarşi... Sürekli işçilere bir hiç olduğunu, güçsüz olduğunu söyleyen yol işaretleri gibi. Bu bin bir bağı her zorlama, sınıf mücadelesinin ayrı ve özel bir aşamasıdır.
Barış Bayraktutan

Hiç yorum yok: