Devrimci Kibir

Devrimci öğretinin ilk kuralları arasında “Eleştiri, Öz-eleştiri” mekanizması yer alır. Bu temelde, devenin boyun eğriliğini sual etmeyi bir borç bilirim. Evvela yaşanmış kısa bir hikâyeyi aktarayım: Otopark görevlisi beş arkadaş, mesailerinin başlamasına yarım saat kala hazırlıklarını tamamlamış, çay içip o an oynanan bir futbol karşılaşması hakkında iştahlı ve derin sohbet ediyorlar, bir tanesi “akıllı” telefonundan sosyal medyaya göz atarken uzun süredir yazılarını takip ettiği sözüm ona moderatör, gazeteci gibi kartviziti kalabalık bir zatın/hesabın şu yazısı dikkatini çeker ve tebessüm ederek yüksek bir ses ile araya girip arkadaşlarının kendisini dinlemesini ister ve telefondan yazılanı okumaya başlar; “en aklıselim, düzgün adamlar bir anda hanzoya dönüşüp otopark değnekçisi jargonuna dayandığına göre maç falan olmalı!” Kısa bir seslikten sonra otopark görevlisi arkadaşların neler hissettiği ve nasıl incindiği konusunda herkesi tahmin etmeye çağırıyorum.
Ülke tarihi boyunca elle tutulur bir kazanımı olmamış, bu siyasi beceriksizliği ve yenilgisinin nedenleri konusunda kafa yormamış sol, ülkenin yarısını da (AKP seçmeni) “koyun” diye adlandırıp küçümsemekte beis görmemiştir. Peki bu rehavet ve hadsizliğin cesareti nereden geliyor? Koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi diyoruz.
AKP neden iktidar oldu?
Çünkü Erdoğan vardı, Erdoğan’ın yürümesinden tutun konuşmasına kadar “halkın” (ki o halk ağırlıklı olarak Sol’un hitap edeceği, örgütleyeceği gecekondu mahallelerindeki emekçi insanlar) sempatisini ve beğenisi kazandı, hayatları boyunca ilk defa bir “lider, siyasetçi” kendileri gibi konuşuyor, gülüyor ve reaksiyon gösteriyordu, insanlar buna mest oldular ve çılgınca alkışladılar. Erdoğan’ın Mersin’de bir çiftçiye “ananı da al git!” demesine dahi “ne kadar güzel sinirleniyor!” gibi bir ruh hali ile karşılanıp takdir edilmiştir. Bu durumun anormal olduğu, sosyolojik, psikolojik ve bilimsel olarak yanlış olduğu tartışması fikrini şimdilik rafa kaldıralım. Vaziyet böyle iken 12 Eylül cuntasının uzun yıllar süren askerî ve kültürel saldırısı karşısında mutasyona uğrayan sol, söylem ve ideolojik olarak uğruna savaştığını, mücadele ettiğini iddia ettiği halktan uzaklaşmıştır. Halkın duygularını görmezlikten gelerek âdeta belirli bir burjuva sınıfına hitap edip marjinalleşmiştir.
Bu tespit elbette can sıkıcı, sinir bozucu ama acı gerçeğimiz ile yüzleşme cesareti göstermez ve solun köşe başlarını tutmuş, işgal etmiş kibirli, üstenci bir dile sahip, hayatı boyunca sokağa çıkmamış, bir çay ocağına gidip insanlar ile sohbet etmemiş sözüm ona aydın, gazeteci, yazar etiketini yakasına iliştirmiş unsurlara bırakırsak daha çok küçülür ve kaybolur gideriz.
Son olarak bu arkadaşlar AKP’ye oy verenleri cahil, çomar kendilerini müthiş entelektüel sanıyorlar. Bunlara denk gelirseniz sorun, Cumhuriyet’in kuruluş sürecine, ulusal mücadeleye ilişkin bilgileri inkılâp tarihi dersinden öteye geçmez örneğin. Ya da “Lozan’ı anlat bana” deyin. Üç cümleyi geçmez bildikleri. Daha bunun 600 yıllık Osmanlı’sı var, onu soramazsınız korkudan, ezberledikleri (tarih dersinden) anlaşma isimleri dökülür hemen, sınavda sorulduğu için bin defa tarihlerini bilirler.
Akın Kaya

1 yorum:

hamdi dedi ki...

reis sempatizanı bir müslüman 'devrimciden' aforizmalar. iştiraki'den daha yüksek bir entelektüel seviye bekleriz, son yazılar olmamış.