Ayaz

Yoksulları, yoksullukla korkutmak çok zordur. O zaten yoksul bir insandır. Onları vaad edilen ama asla ulaşamayacakları zenginlikler ile ayartmak çok daha kolaydır.
İnsan evladının cennet tutkusunun kökeni de budur.
Ekonomik kriz şartlarında daha çok tedirgin olan mülksüzler değil, mülk sahipleridir.
Bunlar toplumun çok dar bir kesimidir. Mülksüzler mülk sahibinin zenginliğine zenginlik katarken, bu geçinme nesnesinin ortadan kalkmasından daha çok korkarlar.
Kutsal olan, burada hiçbir zaman emek değil, ama bu sürekli yoksulluğu ve bununla birlikte zenginliği üreten mülkiyettir.
Mülkiyetin anası da babası da devlettir.
Güçlü devlet güçlü mülkiyettir.
Güçlü mülkiyet ise katlanılabilir, çok güçlü bir yoksulluktur.
Demokrasinin bu sınırlar içerisindeki varlığı da mülkiyetin önündeki engellerin bir bir kaldırılması olabilir. Çünkü bütün bir toplum yaşamı, bu mülkiyetin merkezinde olduğu bir hareketten başka bir şey değildir.
O zaman yoksullar, yani mülkiyetin baskısı altıdan olanlar, yeni bir yaşamı öğrenmek ya da keşfetmek zorundadır.
Çok zorlu bir dönemin içerisindeyiz.
Her anımız, her şeyin mülkiyete dönüştüğü bir dönemin içerisindeyiz.
Başta insan olmak üzere, her şey sermayedir.
Bugün sermaye büyüğü ve küçüğü ile, yani mülkiyetin en ufağından en tekelleşmiş dev olanına değin her türlü değeri ele geçirmek için çok güçlü saldırılar ile toplumları çürütüp doğayı bir felaketin kucağından öbürüne atıyor.
Krizlerin neden olduğu savaşlar, savaşların yok ettiği toplumlar, doğal, kültürel, sosyal ve tarihsel miras dünyanın topyekûn yoksulların, güçsüzlerin başına çöküşünü beraberinde getiriyor.
Güçlü sermaye demek, güçsüz toplum demektir.
Güçlü sermaye demek, yıkılan ve çöken doğa demektir.
Yoksulları yoksullukla böyle bir dünyada korkutamazsınız.
Sermayenin ve devletin ele geçirilmesi düşüncesi, yani ejderhayı gözünden mızraklamak düşüncesi, hâkim olmalıdır.
Yoksa sonumuz hep ayazdır.
Barış Bayraktutan

Hiç yorum yok: